Yrd. Doç. Işıkara: Türkiye siyasetine dair kırılma bekleniyor

New York Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Güney Işıkara, ABD seçimlerinin yansımalarını değerlendirdi.

Mehmet Ali Çelebi

ABD’de Beyaz Saray’a kurulacak 46. başkan için öne çıkan adaylar Donal Trump ve Joseph Biden 3 Kasım 2020’de vaatlerinin karşılığını sandıkta alacaklar. Beyaz üstünlükçü ırkçılığa karşı Black Lives Matter hareketinin yarattığı dalganın seçim enerjisine dönüşüp dönüşmeyeceği tartışılıyor. Pandeminin etkisiyle derin düşüş yaşayan küresel ekonomik sistem ile hegemonya ilişkilerinin nasıl şekilleneceği tartışılan önemli başlıklardan. New York Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Güney Işıkara, Skype üzerinden seçim sonrası olası gelişmelere dair Yeni Yaşam’dan Mehmet Ali Çelebi’nin sorularını yanıtladı.

Işıkara: Ana akım siyasetin merkezi çöküyor

  • Seçim sorularına geçmeden ırkçılık karşıtı protestoların geldiği noktayı sormak istiyorum. Geore Floyd, Daniel Prude, Jacob Blake, yanlış ev baskınında öldürülen sağlıkçı Breonna Taylor… Hepsi ya kurşunla ya da boğularak öldürüldü. Cinayetlere karşı ayağa kalkan hareketlerin geçmiştekilerden farkı ne, sokaklar aşamada?

Son dalga ayaklanmalardan önce 2014-15’te Ferguson’da başlayan olaylar vardı. Günler, geceler boyu sokaklarda çatışmalar olmuştu siyahlarla polis arasında. Yine  Eric Garner vardı, sokak ortasında polislerin boynuna diziyle bastırıp öldürdükleri bir siyah yurttaştı. Her sene binlerce siyah yurttaş polis tarafından katlediliyor ve bu her zaman cezasız kalıyor. Polis teşkilatı içindeki ırkçı yapılanma, genel olarak ülke siyasetine sirayet etmiş beyaz üstünlükçülük bir tarafı. Kölelik, kölecilikle kağıt üzerinde hesaplaşma söz konusu. Fakat tazminat konuşulduğu zaman radikal olarak algılanıyor. Siyah yurttaşların sosyo-ekonomik durumları, eğitim alanındaki durumları kötü. Siyah mahalleler polis tarafından terörize ediliyor. En ufak bir olay büyük sokak çatışmasına çevrilip, ondan sonra katliamlar gerçekleşebiliyor. Bu son dalga ülke çapında daha büyük bir dalgaydı. Bütün eyaletlerde insanlar sokaklara döküldüler. Beyazlar da siyahlarla omuz omuza sokaklara dökülmeyi seçtiler. Polis de yaptığını yapmaya devam etti, dediğiniz gibi Breonna Taylor oldu. Sonra polis elinde silah da olmayan bir genci arabanın önünde resmen kurşuna dizdi.

Güney Işıkara

Black Lives Matter bir hareket. Temsilcileri var. Fakat çatı hareketi. 60’larda, 70’lerde Kara Panterler vardı, silahlı mücadele yoluyla siyah haklarını savunan… FBI’ın hemen hemen bütün liderlerini katletmesiyle, kitlesel hapsetme siyasetiyle çok zayıflatılmış bir damar. Buna benze radikal unsurlar da var Black Lives Matter içerisinde, çekip çeviren konumda olmasalar da. Sistem içi siyasete eklemlenmeye daha sıcak bakan sesler de mevcut. İlk defa bu yazın polisin bütçesinin kesilmesi, hatta polis teşkilatının lağvedilmesi gibi bir talep yüksek sesle dillendirildi. Yüksek siyaset pozisyon belirlemek zorunda kaldı. Hatta Biden-Trump arası ilk canlı tartışmada da Trump, sıkıştırmak için ANTİFA’yı soruyordu. “ANTİFA terör örgütü” diyor da ANTİFA diye bir örgüt yok. ANTİFA bir felsefe, bir duruşun ismi. Kurumsal örgütlerin katılımıyla bir cephe de söz konusu değil. Biden da Trump sordukça “Ben de lanetliyorum, şiddeti onaylamıyorum” diyor. Karşıda Ku Klux Klan’in üçüncü nesli var.

  • Proud Boys mu?.. 

Evet Proud Boys gibi. Bunlar aşırı sağcı, beyaz üstünlükçü. Çeşitli bayrakları, sembolleri olan silahlı çeteler. Yazın eylemcileri vurdular. Trump’ı hem Biden hem moderatör “Beyaz üstünlükçüler, aşırı sağcılar hakkında ne düşünüyorsunuz” diye sıkıştırılınca münazarada geçiştirmeye çalıştı… “Kimi kastediyorsunuz, bana isim verin” dedi Trump. Orada Biden “Proud Boys hakkında ne düşünüyorsunuz” dedi. Trump da “Proud Boys geride durun, hazır bekleyin” dedi.  Yani Amerikan başkanı tarafından sırtının sıvazlanma hali. Bunlar açık neo-faşist çeteler.

  • Köle sahibi Amerikan başkanları vardı. Irkçılık karşıtı hareket ABD’nin kuruluş kodlarını değiştirecek bir forma bürünür mü?

Kölelik anayasal olarak kağıt üstünde kaldırıldıktan sonra da özellikle güneyde siyahlar kölelik koşullarında çalışmaya devam etmek zorunda kaldılar çok uzun süre. O dönem Abraham Lincoln’un Cumhuriyetçi Partisi köleliği kaldırıyor. Daha sonra değişiyor Cumhuriyetçiler. Bence en önemli sonuçlardan bir tanesi sokağı meşrulaştırıyor. Soruya dönecek olursak, kurucu temelleri sarsabilecek bir iddia en azından örgütsel düzeyde ortaya koymuyor şu anda. Dağınık, insanlar çoğu zaman bireysel olarak katılıyor protestolara. İttifak boyutunda bir feminist mücadele söz konusuydu, ancak siyahlarla ilişkilenmeyi çok iyi beceremediler. Bir kurumsal hafıza, daha derli toplu bir siyasi önderlik yok.

Ana akım siyasetin merkezi çöküyor. Bu dalgalar sürecektir. Irkçılık sadece toplumda değil, ülkenin kodlarında, kurumlarında bir sorun. Ülke kurumlarının içine işlemiş ırkçılık. Bir dergide bir yazı şöyle başlıyordu; “Amerika’da beyazlar nezle olursa siyahlar veba olur.” Gerçekten öyle birine rüzgar estiği zaman ötekine kasırga olarak yansıyor. Mesela korona beyazları bir vurdu siyahları beş vurdu. Pandemide insanlar hastaneye gittikleri zaman 8 bin ile 30 bin dolar arasında fatura çıkıyor. Ortalama Amerikan emekçisinin bunu ödemesi söz konusu değil. Yarım milyon evsiz var. Yüzde bir kesimi toplam varlığın yüzde 40’ını ele geçirmiş vaziyette.

  • Gelelim 3 Kasım 2020 seçimlerine. Demokrasi ve adalet arayışlarına projektör tutan bu dalga seçimlere ne ölçüde yansır?

Bu güzel bir soru. Toplumun eylemliklere katılan kesiminde kesinlikle Trump’a karşı bir öfke söz konusu. New York’ta demokratik çizgiye sahip az sayıda medya organı var. Onlarda da siyaseti Trump’ın etrafından okumak gibi bir şey söz konusu. Bence bu bir zaaf. Çünkü Trump bir semptom, bir sonuç. Trump’ı ortaya çıkaran sebepleri anlamak gerekiyor.

Ama Biden açısından iki kritik avantaj oldu. Birincisi pandemi Amerikan toplumunu çok sert vurdu. Resmi işsizlik yüzde 20 civarlarına yaklaştı ki az gösterdiklerini biliyoruz. Muazzam yoksullaşma var. Sokaktaki enerjinin büyük kısmı genç insanlardan. Bu genç insanlar Amerika’da siyasetle bir ilişkilenme kuramıyorlar. Çünkü yüksek siyaset onları temsil etmiyor. Sanders 2016 ve 2020’de değiştiren bir kampanyaydı. Senato ve Temsilciler Meclisi’nde Alexandria Ocasio-Cortez gibi, İlhan Omar gibi demokratik sosyalist siyasete yakın insanların da hem medyada hem siyasette kendilerine yer bulması gençleri biraz heyecanlandırdı.

Birçok solda duran insan Biden’a oy vermeyeceğini söylüyor. Entellektüel öncüleri olan bazıları da oy vereceğini söylüyor. Noam Chomsky mesela 2016’da da bugün de bunu savunuyor, Trump’ın bir an evvel defedilmesi gerektiğini dolayısıyla kötünün iyisine oy verilmesi gerektiğini savunuyor. Konuştuğum, takip ettiğim kurumlara, örgütlere baktığım zaman ne yapacaklarını kestirebilmek güç. Biden onlara heyecan vermiyor. Ne İklim Eylem Planı, ne ırkçılık çerçevesinde. Sanders’ın zenginlere yüksek oranlı vergi, eğitimi, sağlığı ücretsiz yapma vaatleri heyecanlandırıyordu. Biden bunları yolunmuş kaza çevirip kampanyasına katmayı seçti.

  • Dışarıda, diplomatik toplantılarda alay edilen bir figür haline gelen Trump’ın korkularından biri posta oyları. Posta oylarına karşı çıkarken sonucu tanımayabileceğini söyledi. Sistem içi çok güçlü bir Trump damarı mı var ki bu bağlamda Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye basın toplantısı düzenletip “Türkiye ya da Rusya’da değilsiniz sayın başkan. Burası demokrasi” çıkışını yaptırdı?

Posta oylarını Trump yeni birşeymiş gibi anlatıyor. Çoğunluğu mavi oylar, Demokratların oyları. Pandemiden dolayı daha fazla insan tercih edebilir. Trump’ın oraya saldırmasının sebeplerinden birisi bu olabilir. Dediğiniz gibi “Seçim sonuçlarını kabul etmeyebilirim” dedi. “Üçüncü dönem başkanlık yapmak istiyorum” dedi. Bütün eyaletlerde 538 delege var. 270’i bulan başkan oluyor. Yani bir adayın diğerinden fazla oy alması seçilmesi anlamına gelmiyor. İlk başta harita kırmız gözükebilir, posta oyları eklendiğinde harita değişebilir. Trump zafer ilan edip sonra mızıkçılık yapabilir. Kazanabilir de Trump bu arada.

‘Başka ülkelerde faşizan siyasetler yükselebilir, ama burası Amerika Birleşik Devletleri. Burada hiçbir zaman olmayacak’ diye bekliyorlardı. Birazcık beyaz Amerikan kibriyle ilgisi var. 2016-2017’de Trump’un seçilmesiyle beraber büyük travma yaşadılar. Halbuki gerçekçi bakan kesimler Trump’ın seçilme olasılığını görüyorlardı, anketler görmüyordu. 14 puana kadar Biden’ın önde olduğunu gösteren anketler var. Bunların güvenirliği sorgulanır.

Trump seçildikten sonra uzun bir süre ABD’de analizciler “Trump Cumhuriyetçi Parti’yi esir aldı, bir şekilde onu kontrol ediyor: aslında Cumhuriyetçiler de sermayedarlar da memnun değil. Ama bir şekilde Trump gücü ele geçirdi” dedi. Çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Bir kere Trump’ı burjuvazinin, sermaye kanadının içinde destekleyen çok ciddi bir zümre var. Gelir gelmez yaptığı ilk işlerden biri zenginlerin ödedikleri vergileri muazzam ölçekte düşürmeydi. Sendikalara karşı takındığı tavırla da sınıfını açıkça temsil eden bir aday.

Cumhuriyetçi Parti açısından da şunu söylemek gerekiyor: Ana akım siyaset bütün dünyada çöküyor. Hindistan’da Narendra Modi’yi, Brezilya’da Jair Bolsonaro’yu görüyoruz. Avrupa’nın göbeğinde bir daha olmaz denilen faşizan siyaseti görüyoruz. Almanya’da AfD, aynı şekilde Avusturya’da, Macaristan’da, Hollanda’da yükseldiler. Trump dikkati kaçırıp sorununuz Çinliler, Meksikalılar diyerek sorunları havale ediyor. Aynısını Modi Hindistan’da Müslümanlara karşı ırkçılık yapıyor. Bolsonaro yapıyor. Avrupa’da Müslümanlara, göçmenlere karşı benzerini yapıyorlar. Rusya ve Türkiye’de benzer eğilimler söz konusu.

Trump’la alay ediliyor, fakat biraz bizim ülke siyasetini de karşılaştırabilirsiniz. Bizde de biraz benzer bir durum söz konusu. Ülke çapında belli bir sahiplenilme söz konusu. Amerika’da da Türkiye’nin batısında de “Biz ne yaptık da bunu hak ettik” deniyor. Ama aslında Kürt halkı açısında değişen birşey yoktu, AKP öncesi ve AKP sonrası dönemine baktığınız zaman. Aynı şekilde Amerika için de söylenebilir belki.

Pelosi’nin verdiği tepki şu anlama geliyor: “Demokratik kurumlar var, demokratik normlara saygı göstermek zorundasın.” Fakat şunu ıskalıyorlar. Demokratik zemini tahrip eden ne? Tahrip eden şu: Kapitalizm, özellikle son 30-40 yıldır emekçilerin, ezilenlerin hayat standartlarında muazzam aşınma yarattı. İnsanlar hak edilmiş birçok haklarını kaybettiler. Ücretlerinde artış görmediler. İşsizlik oranları birçok yerde fazlalaştı. Muazzam öfke, hınç ve korku imal etti. Eğitim, sağlık özelleşti. Bu nesnel çelişki yaratıyor.

Trump’ın 2016’da seçim kampanyasında doğru noktalara parmak bastığını görüyorduk. Hillary Clinton, onun karşısında komik kalıyordu. Trump diyordu ki “Sermaye Amerika’dan kaçıyor. Ben geri getireceğim.” Bu doğru bir tespit. Yatırımların buradan Çin’e, Vietnam’a, Afrika’ya doğru kaydığı nesnel gerçeklik var. İstihdam da azalıyor dolayısıyla. Herkesin şaşırdığı da oydu. “Nasıl oldu da işçi sınıfının önemli bir kesimi Trump gibi bir lidere oy verdi” diye soruldu. Çünkü Trump, beyaz Amerikan işçisine döndü, iş vaat etti. Trump bu enerjiyi alıp faşizan sağ siyasete doğru kanalize etmeyi seçiyor. Orada ayrılıyoruz. Diğer tarafta ise 2008-2009 finansal krizi hazırlayanlar, çöküşte imzası bulunan maliye bakanı vs. Obama tarafından tekrar görevlerine atandılar. Hiçbirisiyle hesaplaşma yaşanmadı. Wall Street’le yatırım bankalarıyla hesaplaşma yaşanmadı. Obama’nın sloganı ‘Değişim!’ idi. Tamamen havada kaldı. Bu insanlarda büyük bir hayal kırıklığı, büyük öfke arattı. 2008’den 2020’ye bakın. Hala Amerika Merkez Bankası faizleri sıfıra yakın tutuyor. Çünkü hala “Artık iyileştik” diyemiyor.

Bu yüzden diyorum Trump’ı doğuran belli koşullar var. Bence müesses nizam bunu yönetebilecek adaylar arıyor. “Cumhuriyetçi Parti ve Amerikan kapitalistlerinin bir kısmı Trump’a neden ikna oluyor” diye sormamız lazım. İkna oldukları aşikar, çünkü ikinci defa aday olarak seçime giriyor. “Faşimin taşlarını döşeyen bir adayla neden bu süreci yönetmeyi seçiyorlar?” diye sormamız gerekiyor.

Trump yatırımları geri getirmeyi ise beceremedi. Obama Apple COE’su Steve Jobs’a “Apple’ı geri getiremez misim Amerika’ya” diye sormuştu. Jobs “Mümkün değil” demişti. Continental diye bir enstitü var, bir rapor yayınladılar. Bir iPhone Amerika’da 900 dolar. iPhone A’dan Z’ye her şeyiyle Amerika’da üretilse aynı kar marjını koruyarak fiyatı 30 bin dolar olacak. Kapitalizmin nesnel çelişkisi burada. Tüketici “Ha o zaman Çin’de üretilsin” diyecek. Apple’ın taşeronu Foxconn fabrikaları var orda. Taşeron şirketinde 7-8 yıl önce işçiler toplu intihara girişiyorlardı çalışma koşullarından dolayı. En çok nerde sömürürse oraya gitmeyi tercih ediyor. Biden kazansa dahi Trump’ı oraya getiren koşullar değişmeyecek. Trump’ı iktidara taşıyan koşullarda değişiklik olmazsa 10 sene sonra Trump’tan daha kötüsü gelecek.

Söyleşinin ikinci bölümünde Kapitalizmden ümidini kesmiş genç kuşağın beklentisi. Türkiye siyasetine dair beklenen kırılma. Anti-faşit hareketler. Ortadoğu’nun müdahalecilikten sıyrılması için ne yapmalı? sorularına yanıt aranıyor

Yrd. Doç. Işıkara: Türkiye siyasetine dair kırılma bekleniyor

  • Seçmen tercihini etkileyeceği söylenen 29 Eylül’de Fox Tv’deki canlı Debate… Trump ile Demokratların adayı Joseph Biden arasındaki bu münazara Amerika’da nasıl okundu?

Tartışma tam bir sirk gibiydi. Gülerek izledi birçok insan, ben de öyle izledim. Trump moderatörü susturuyor, rakibi konuşurken sürekli susturuyor. Bu agresifliği biraz kaybettirdi. Ama Hillary Clinton’la münazaralara girdiği zaman da Trump’ın hırçınlığının kendisine kaybettirdiğini, Amerikan halkının gözünde küçük düştüğünü söylüyorlardı. Trump sol oylarla Biden arasına bir mesafe koyma stratejisini daha birinci turda ortaya koydu. “Sosyalistler hakkında ne düşünüyorsun? ANTİFA hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordu Sosyalisti burada küfür gibi kullanıyorlar. Amerika’da soğuk savaş ideolojisi o kadar nakşolmuş ki insanların zihinlerine o yüzden Trump çıkar çıkmaz “sosyalistlerle birlikte misin değil misin” diye sorabiliyor Biden’a. Biden kem-küm etti, “Biz Amerika’nın iyiliğini istiyoruz” dedi. Trump da “şu an kaybettin solcuları, sahiplenemiyorsun” dedi. Biden’i konuşma yetisiyle köşeye sıkıştırmak istedi.

Biden’in de saldırı geliştirdiği iki konusu vardı. Birincisi iklim ikincisi coronaydı. İklim krizi ABD’de önemli yer teşkil ediyor. Biden ile Sanders’in ortak komisyonları var. Altı başlık altında çalışıyorlar. İklim, ekonomi, eğitim, sağlık, adalet sistemi başlıklarında ortak komisyonları var.

Fakat Biden çöken siyaseti temsil ediyor. Onun durduğu zemin küresel anlamda görece demokratik kurumların işlerliğinin olduğu, görece ılımlı siyasetlerin ülkeleri yönettiği dönemin küresel anlamda sonuna gelmiş bulunmaktayız. Biden ölen dünyayı temsil ediyor orda. Biden hayatı boyunca sosyal devlet taleplerine karşı mücadele etmiş bir isim. Müesses nizamın göbeğinde duran bir isim.

‘Irkçılık zemininde gizli kodu var’

  • Trump kampanya görsellerinde, videolarında neyi öne çıkarıyor?

Amerika Birleşik Devletleri çıkarlarını birinci sıraya koyduğunu, Çin’le, Avrupa’yla ilişkilerinde kaybettiği gururu kazandırdığını, Büyük Amerika’yı inşa ettiğini söylüyor. Trump çok daha asayişçi noktada duruyor. solu, ANTİFA’yı, siyahları hedef alıyor. Asayişçi anlayış, güvenlikçi bir anlayış sunuyor. Trump sürekli sokağa çıkma yasağı ilan etmeye çağırıyordu. Ki New York’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi, yasağa rağmen her gün onbinlerce insan eylemlere devam ettiler. Türkiye’de de benzerini görüyoruz. Trump kendisiyle ilgisi olmayan herhangi sokak hareketine “Onlar sokaklara çıksınlar” diyor. Sokak siyaset aracı olamazmış gibi. Gerek pandemi gerek Black Lives Matter kitleselliği Trump karşıtı hissiyatı biraz yukarı taşıdı. Polisin sırtını sıvazlayarak “Gerekeni yapın. Arkanızda ben varım” gibi şeyler dedi. Bu asayiş anlayışının ırkçılık zemininde gizli bir kodu var ABD’de. Çünkü ‘suç’, ‘suçluluk’, ‘suçun yoğun olduğu’ söylem her zaman aslında siyahlarla, göçmenlerle ilişkilendirildi. Nüfusa oranlandığında Amerika hapishanelerin en dolu olduğu ülke yeryüzünde.

Türkiye siyasetine dair kırılma bekleniyor

  • “Büyük Amerika”, “Gururlu Amerika” sloganı yanında Trump’ın Rusya Başkanı Putin’in gölgesinde kaldığı sıkça gündeme geliyor. Münazarada Biden’in diline de yansıdı ve “Putin’in finosu” dedi… Bu noktanda alarak seçim sonrası Biden-Kamala Haris ikilisi, Trump-Mike Pence ikilisinin dış politikası, Rusya ve Çin ile ilişkileri hangi mecrada seyreder?

Trump-Pence olursa ekonomik alanda etkinlik görebiliriz. Çin’le olan ilişkilerde özellikle. Trump’in tutarlı bir insan olma gayesi yok. Bir gün oralardan tamamen çekileceğiz derken diğer gün “Venezuela’ya gerekirse ordumuzla girebiliriz” diyebiliyor. “Bizim Ortadoğu’da ne işimiz var” derken öbür gün Kuzey Kore’ye bir gece ansızın gelebiliriz gibi mesaj verebiliyor. Ondan sonra da gidip Kuzey Kore lideriyle can-ciğer kuzu sarması gibi görülebiliyor. Trump-Pence ikilisi gelirse Amerikan dış siyasetinde çok fazla değişiklik yaşanacağını zannetmiyorum. Trump’ın Putin’in kuklası olduğu argümanı ise benim açımdan ete-kemiğe bürünmedi. Kamala Harris-Joe Biden ikilisi gelirsek Rusya’ya dair hiçbirşeyin değişeceğini sanmıyorum. Ortadoğu dışındaki küresel siyasette Rusya henüz askeri anlamda, ekonomik anlamda Amerika Birleşik Devletleri’ne kafa tutacak bir güce sahip değil. Biden’in örneğin Türkiye siyasetine dair kırılmalar yaratabileceği bekleniyor.

Şunu da düşünmek gerekiyor Amerikan siyasetinde dış politikayı tamamen başkan çizmiyor. Trump döneminde bunu çok net gördük. Pentagon, CIA zaman zaman farklı düşünceleri, farklı kanatları temsil edebiliyorlar. Daha pro-aktif rol oynayacağını söylüyor Biden. Dünya siyasetinde daha aktif bir rol izleyeceğini söylüyor. Obama döneminde Biden dış siyasette çok aktifti.

Biden, Kamala Harris’i başkan yardımcısı olarak aldı. Tam bir vitrin. Hem kadın, hem siyah. George Bush’un Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’tı. Hem kadındı, hem siyahtı. Belki son dönemde Amerikan siyasetinin gördüğü en savaş yanlısı bakandı. İki ezilen kimliğinin onun üstünde olması ezilen kitleleri temsil ettiği anlamına gelmiyor. Harris için de aynı şey rahatlıkla söylenebilir. Çok acımazsız bir savcı olarak tanınıyor. Harris’in özellikle siyahlara ve Hispaniklere, göçmenlere karşı muazzam sertlikle yasalar uygulamış olduğu net bilinen birşey. Siyahların bile çok kendini özdeşleştirdiği bir isim değil. O yüzden hem Barack Obama hem Michelle Obama hala paralel bir Biden kampanyası yürütüyorlar siyahların oylarını konsolide etmek adına.

Halk demokrasileri inşa edilmeli

  • Ortadoğu ülkelerine, İsrail, Türkiye, Suriye, Lübnan, Libya İran, Doğu Akdeniz’e yansımalar…

Önemli bir noktaya değindiniz. Ortadoğu’da her bir sorun bir bölge sorunu. Bölge sorunu olduğu ölçekte de bir dünya sorunu. Buradan Amerika karışıyor, kuzeyden Rusya karışıyor. Çin de karışmaya başlayacaktır. O kadar karmaşık ilişkiler yumağı bagajı var ki. Şunu söyleyebilirim: Bu şekilde dünya çapındaki büyük aktörlerle, büyük ittifaklarla şekilleniyorsa siyaset, ezilenler de kendi ittifaklarını kendi büyük örgütlülüklerini kurmak zorundalar. Ezilen halklar, işçiler, emekçiler, kendi kaderlerini kendi ellerine almadıkları takdirde; halkların öz örgütleri, “Üçüncü Yol”ları olmadığı müddetçe ekonomik ve askeri devlerin ellerine savrulmaları önlenemez. Kendi öz güçlerinden gelen Üçüncü Yol inşa edilmediği müddetçe Ortadoğu’da da dünyanın geri kalanında da ezilenler açısından olumlu bir değişiklik beklemek çok kolay değil. Ne olabilir? Halk demokrasilerini inşa etmek için ortak mücadeleler olabilir. Hem Ortadoğu’da halklar nezdinde, hem ülkeler içerisinde, hem Amerika’da ezilenler, emekçilerin Üçüncü Yol’u inşa edilmeli.

Demokratik Parti’yi içinden dönüştürme çabaları burada çok tartışılıyor. Sanders en büyük ataktı. Süper Salı öncesinde gidişat Sanders’ın aday olacağı yönündeydi. Obama oturup herkese tek tek telefon açmış “çekilin” diye. Hepsi çekildi, Biden’a doğru kaydırdılar oylarını. Biden çok silik bir karakter, konuşmayı bazen beceremiyor, gittiği yerleri unutabiliyor. Elizabeth Warren Sanders lehine çekilebilirdi, resmi değiştirebilirdi. Fakat Warren gibi Demokratik Parti içerisinde görece solda kalan bir aday bile onu yapmadı.

  • Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’de başlayan savaş kampanyalara nasıl yansıdı?

Burada çok fazla yankı bulmadı gördüğüm kadarıyla. Siyaset çok fazla seçim gündemiyle yoğun. Bir-iki açıklama gördüm. Geçen yolda “Azerbaycan’ı durdurun Ermenistan’ı bombalıyor” gibi bir pankart gördüm New York’ta. Ama siyasetin yüksek mecrası da basın da muazzam şekilde seçime ve Trump’ın corona olmasına odaklanmış vaziyette. Bunun değişeceğini beklemiyorum.

Anti-faşist cephe

  • Corona pandemisinin küresel sisteme etkisini, ABD ve diğer ülkelerdeki halk hareketlerini, muhalefet bloklarını göz önüne alırsak gelecekte bizi ne bekliyor?

Bu soru çok önemli. Çünkü Trump nesnel bir eğilimi temsil ediyor. Tarihsel olarak zihinlerine nakşedilmiş korkuları, öfke halini, göçmenler karşı beslenen hisleri birçok yerde görüyoruz. Brezilya’da Ortadoğu’da, Türkiye dahil birçok ülkede, Avrupa’da, Rusya’da, Güney Amerika’da görüyoruz. Tarihten ders çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum. Her yerde de aşırı sağ siyasetin, faşizmin ayak seslerinin duyulduğunu görüyoruz. Pelosi diyor ya “Amerikan demokratik kurumları aşınmaz.”  Pek aşınabilir. 1930’larda faşizm demokrasinin beşiği olarak görülen, en ileri kapitalist ülkelerin olduğu yerde ortaya çıktı. Bugün önünde hiçbirşey yok. Bu Trump’ın kaybetmesiyle, Trump’ın cezaevine konulmasıyla değişecek birşey değil. Çok daha güçlü şekilde de gelebilir.

Tarihi bireyler yapmıyor, tarihi nesnel koşullar, kitleler, halklar, sınıflar yapıyor, Trump orada sadece bir bir temsilci. Biden seçildiği takdirde Trump’tan kurtulmuş olacağız, ama Biden tıpkı Obama gibi ne ırkçılık konusunda toplumun yaraları saracak, ne Afro-Amerikalıların, ne beyaz işçi sınıfının, ne de göçmenlerin dertlerine deva olacak. Bu ancak ve ancak emekçilerin, işçilerin, ezilen kimliklerin,, halkların, kadınların, ortak mücadelesiyle geriletilebilir.

Sizin parmak bastığınız nokta çok önemli, çünkü Amerika birleşik Devletleri’nde bunu görmek çok kolay. Bir kadın hareketi var ama bir siyah kadın hareketi var bir de beyaz kadın hareketi var. Ve çok farklılar birbirlerinden. Kadın hareketi mesela ırkçılığa karşı sokakta bir araya gelmeli, bir anti-faşist cephe örgütlenmesi gerçekleştirmeli… 20-30 yıl içerisinde bir kez daha kendimizi daha kötü koşullarda görüp “ya ne oldu da nasıl oldu da buraya geldik” dememek için, “Yok artık bu da olmaz” dememek için…

Ortak mücadele özellikle önemli. İklimdeki değişiklik, ekolojideki yıkım sürdüğü müddetçe hepimizi vuracak. Herkesten çok da önce işçileri, emekçileri, fakirleri, ezilenleri vuracak. En korumasız olanlar onlar. Silahlanma boyutu Amerika’da muazzam. Türkiye’de, başka ülkelerde sıklıkla duyduğumuz birşey.

Dünya çapında yaşanan sorunlardan bir tanesi sermayenin kendisine karlı yatırım alanı bulamaması halidir, küresel ekonomiyi casinoya çevirmiş olmasıdır. Agresiflik halinde girip çıktığı ülkelerin ekonomisini altüst edebiliyor.

Ne Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz Türkiye’nin küresel ekonomiye eklemlenmesinden bağımsız ne de küresel ekonomide işler Türkiye’nin aksine çok iyi gidiyor. Amerika’da insanlar hastaneye gidemiyor. İnsanlar o kadar çok dayak yediler, o kadar çok yoksullaştılar ki.. O kadar pahalı ki çocuklarını üniversiteye gönderemiyorlar. Devlet üniversitesi zaten az, olanların da bütçesi kesilmiş. Buradaki devlet üniversitesi  The City University of New York’un kapıları kırık, tuvaletlerinde sabun yok.

Sanders kampanyasını destekliyordum, çünkü hem sembolik önemi olacaktı, hem Thatcher, Reagan’ın başlattığı son 40 yılın statükosunun yıkılması için önemliydi. İngiltere’de Corbyn ile burada biraz Sander’la sarsıldı. Sanders’ı Amerikan siyasetinin merkezine taşıyan bir devinim, bir dip dalga var toplumda. Demokratik sosyalizm diyor. Sanders’e bundan 20 sene önce hayal derdi insanlar. Aslında Sanders tamamen bir sosyal demokrat. Vaat ettiği her şey Kuzey Avrupa sosyal demokrasisi, sosyal devlet. Eğitimi, sağlığı kamu hizmeti olarak sunmaktan bahsediyor. Üretim ilişkilerine dair birşeyi yok. En fazla sunduğu şey zenginlere yüksek oranda gelir vergisi. Sanders’in de sosyalizmin S’siyle pek alakası yok. Fakat Amerikan siyasetinde eksen o kadar sağda koyulmuş ki Sanders radikal kalıyor. Dış politikaya gelindiğinde Venezuela meselesinde, Ortadoğu meselesinde defalarca tökezledi Sanders. Müdahalecilikle arasına mesafe koyamadı. Kendi öğrencilerimizle de görebiliyoruz genç kuşak kapitalizmden ümidini kesmiş vaziyette. Gençler anketlerde sürekli ortaya çıkıyor. Yerine bir alternatif koyma konusunda büyük bir arayış söz konusu. İşleyen nesnel çelişkiler birçok ülkede faşizmin koşullarını kiminde yavaş kiminde hızlı hazırlıyor. Ama aynı çelişkiler üstünden doğru şekilde anti-faşist hareketleri, halk hareketlerini, sınıf hareketlerini bir araya getirmek çok önemli. Ana akım siyasetten kopmak çok önemli.

Yrd. Doç. Güney Işıkara

Güney Işıkara lisans ve yüksek lisansını Viyana’da iktisat ve iktisat tarihi üzerine yaptı. Daha sonra iktisat doktorasını 2019 yılında New York’taki New School for Social Research’te tamamladı. Yardımcı Doçent olarak New York Üniversitesi’nde görev yapıyor. Ekolojik yıkım ve kapitalist piyasa ekonomisine alternatifler üzerine çalışıyor. Ayrıca bir internet dergisi olan Abstrakt Dergi’de editörlük ve yazarlık yapıyor.

İlginizi çekebilir