Yönetmen Matin: Otomatiğe Bağlanmış Hayatlar da Var Bu Şehirde

Ramin Matin, yeni uzun metraj filmi “Son Çıkış”ta insan üzerinden şehre bakıyor. Matin, bu filmi “otomatiğe bağlanmış hayatlarla yüzleşmek, düşündürmek için” yaptığını söylüyor.

Ramin Matin’in, beton ormanlarıyla kaplı şehrin kaosunu, insanlarının ikiyüzlülüklerini anlattığı yeni uzun metraj filmi ‘Son Çıkış’ 7 Aralık’ta vizyona girdi. Ramin Matin ile dünya prömiyerini Tokyo Film Festivali’nde gerçekleşen filmi “Son Çıkış’ı, son dönemdeki festivaller atmosferini ve daha fazlasını konuştuk.

Filminiz ‘Son Çıkış’ dünya prömiyerini Tokyo Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Tokyo da İstanbul gibi kalabalık bir şehir. Filmi izleyenlerin tepkisi nasıldı?

Evet, çok kalabalık bir şehir. Tam olarak bizim gibi değil aslında, çünkü ormanlar da var şehirde. Düzenli de aynı zamanda. Ama, evet çok özdeşleştiler filmle. Aynen Tokyo, bizim hayatımız, diye.

Filmdeki mizah da onları yakaladı. Çünkü bazen sizin mizah olarak yarattığınız şey başka ülkelerde aynı karşılığı alamayabiliyor. Dolayısıyla prömiyerin böyle bir şehirde gerçekleşmesi bizim için de anlamlıydı.

Yönetmen Ramin Matin 

“Filmdeki Can üçüncü versiyonu”

‘Son Çıkış’ın senaryo aşaması nasıldı?

Senaryonun çıkış noktası benim on-onbeş sene önce yazdığım bir hikâyeydi… Metin çok güçlü değildi o zaman.

Fakat oradaki şehirleşme, trafik, kalabalık gibi temaları tutup bu halini arkadaşım Can Kantarcı ile çalışıp oluşturduk. Uzun bir süreç oldu, Can iki farklı versiyon çıkardı. Bu hali üçüncü versiyon.

Betonlaşma, trafik gibi temalar şehirde yaşayan insanların zaman zaman söylendikleri, zaman zaman çıkış aradıkları ve belki kanıksadıkları durumlar… Bu durumlar için düşünülebilecekler düşünülmüş, mücadelesi verileceklerin mücadelesi verilmiş gibi algılar da var bu şehre dahil. Biraz da risk almadınız mı sizce?

Tabii… Sonuçta insanların her gün bu kadar sıcağı sıcağına yaşadıkları şeyleri onlara tekrar anlatmak riskli bir durum, doğru. Ama sonuçta senaryoya altı sene boyunca çok çalıştık.

İşte yarattığımız o karakterler, o dinamizm ve mizah üzerinden bunu anlatabileceğimize inandık. Aslında bazı insanların çok muhakeme yaptıklarını da düşünmüyorum, çünkü çok otomatiğe bağlanmış hayatlar da var bu şehirde.

İnşaat sesi geliyor mesela artık kimse dönüp bakmıyor… Bunun gibi durumlarla da yüzleştirmek, düşündürmek için yaptık bu filmi. Ama senaryo aşamasında Can’la çok dikkat ettiğimiz bir mevzuydu.

Ayşe Özlem İnci/ Ramin Matin

“Oyuncu seçimini içgüdüsel yapıyorum”

Ana karakterin özellikle erkek olmasını tercih etme sebebiniz nedir?

Bunu çok düşündüm. Tahsin acaba kadın olsa nasıl yol alırız, diye… Fakat dürüst olmak gerekirse bir kadın olarak o yolculuğu yapsa maalesef kısa film olurdu bu. Kadının İstanbul’un o çıkmazlarında sürekli bir yolculuk hâlinde olması, o etkileşimlerde bulunması ne yazık ki pek mümkün olmazdı ve sonu kötü biterdi muhtemelen. Bu da filmi yapma amacımızdan saptırırdı.

Diğer ana karakter Siren…

Siren karakteri Tahsin gibi fantezi peşinden gitmeyen biri. Kendi hayali çerçevesinde kendini mutlu eden bir düzen kurmayı başarmış, aslında en gerçekçi karakter diyebilirim.

Oyuncu seçiminde sizin için neler önemlidir?

İçgüdüsel olarak yapıyorum. Eğer bir oyuncu dikkatimi çektiyse ve elbette kafamdaki karaktere uygunsa buna göre yol alabiliyorum. Tabii daha önce emek verdiği işleri izliyorum.

Sonrasında oturup sohbet edip, senaryoyu konuşup tartışmak, ama dediğim gibi tüm bunlarla birlikte hissiyat önemli benim için.

“Film çekmek gittikçe zorlaşıyor”

Devletin kültür sanat politikalarına bakıldığında ‘sinema’ için son çıkıştan bahsedebilir miyiz? Sanatınızda patinaj çekmek zorunda kaldığınızı hissediyor musunuz bazen? 

Tabii, her zaman. Sonuçta film çekmek zordu ve gittikçe de zorlaşıyor. Çekeceğimiz filmlere kaynak bulmak zor. Hep “nasıl?” sorusunu soruyoruz. Bundan sonra nasıl çekebiliriz istediğimiz filmleri, nasıl devam edebiliriz, diye soruyoruz kendimize.

Bu dönemdeki baskın duygunuz nedir?

Kendimi bir çıkmaz içinde hissettiğim oluyor bazen. Film bitti, şimdi ne olacak? Özellikle bir sürü iş yaptıktan sonra biraz daha rahat olacak diyor insan ama dediğim gibi gittikçe şartların zorlaşması umutsuzluk yaratabiliyor.

“Filmin değeri ödülünden bağımsızdır”

Bir şekilde itirazı olan bir yönetmensiniz. Muhalif olduğu bilinen sanatçıların özellikle ‘Ulusal Yarışma’nın kaldırılmasının ardından Antalya Film Festivali’nde bir şekilde bulunmalarına dair ne söylersiniz?

Antalya özelinde biraz sıkıntılı bir durum tabii. ‘Ulusal Yarışma’yı hoş olmayan bir şekilde kaldıran bir festivali hangi kimlikte olursa olsun bir sinemacının gidip bence desteklememesi gerek.

Bunun muhaliflikle alakası yok bence, bu sadece Türkiye’de sinemayı desteklemek ve korumak.

Bir yönetmen olarak ödüllere bakış açınız nasıl?

Ödüller insana motivasyon veriyor, cesaretlendiriyor. Çok zor koşullarda ve yıllarca bir film yapmak için uğraştıktan sonra tatmin ediyor. Bir de para ödülü varsa eğer filmin borçlarını kapatabiliyoruz veya borç yoksa bir sonraki filme kaynak olabiliyor.

Ancak ödül alıp almamayı çok büyütmemek lazım. Filmin değeri her zaman ödülden bağımsızdır.

Yönetmen Ramin Matin hakkında

1977 yılında Ankara’da dünyaya gelen Ramin Matin öğrenimine Fransa’da başladı. 1999’da ABD Loyola Marymount Üniversitesi Sinema Bölümü’nden mezun olduktan sonra, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Sinema ve TV bölümünde yüksek lisansını bitirdi.

İlk Uzun metraj filmi olan ‘Canavarlar Sofrası’ 2011 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde 2. En İyi Film ödülü sayılan Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü’ne layık görülmüştür.

Aynı filmi Fransa Montpellier Akdeniz Film Festivali’nde yarışan Ramin Matin, Montpellier festivalden ikinci filmi ‘Kusursuzlar’ için şimdiden davet almıştır.

Kaynak: Bianet  (Ayşe Özlem İnci)

İlginizi çekebilir