Yönetemezler! – İnci Hekimoğlu

Artık seçim usulsüzlüğü ya da hilesi nedeniyle alanlara dökülecek yurttaşları evine yollayabilecek  ne bir lider var ne de paşa paşa evine dönecek bir kitle var.

Artık seçim usulsüzlüğü ya da hilesi nedeniyle alanlara dökülecek yurttaşları evine yollayabilecek  ne bir lider var ne de paşa paşa evine dönecek bir kitle var.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, gazetecilerle yaptığı toplantıda seçim sürecine ilişkin dikkat çeken açıklamalar yaptı.

“O kadar telaş içindeler ki projeleri bozuldu. 7 Haziran 1 Kasım arası neler olmuştu unutmayın. Akıllarından neler geçtiğini biliyorum ama cesaret edemiyorlar aynısını yapmaya” dedi ve ekledi: “Bu dönemde her şey mümkün. Daha fazla ayrıntı istemeyin.”

7 Haziran 2015 ile 1 Kasım seçimleri arasında bize yaşatılan acıları elbette unutmadık. Bombalar, suikast girişimleri, kitle kıyımları… “Ya biz ya kaos” diye açıkça tehdit eden AKP kurmaylarını da…

Muharrem İnce, bunların benzerini belki de daha beterini de yapmaya hazırlandıklarını ama göze alamadıklarını söylüyor. Belli ki kaos planının ayrıntıları gelmiş İnce’ye…

İstihbarata da gerek yok, akıllarından geçenleri anlamak için. Üstelik onca kanlı deneyim biriktirmişken…  Sicilleri cinayetler, katliamlar, yıkımlarla doluyken…

Sosyal medyadan, akmedyadan yağdırıyorlar tehditleri…

Silahları, mermileri, sakalları ve iğrenç sırıtışlarıyla.

Daha kanları kurumadı Şenyaşar kardeşlerin.

Suruç’ta AKP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın kardeşi Mehmet Yıldız ve adamlarının vahşi saldırısı sonucu öldürülen HDP’li Esvet Şenyaşar, oğulları Celal ve Adil Şenyaşar‘ın otopsi raporu yansıdı basına.

Okumakta bile zorluk çektiğim raporu buraya aktarmayacağım.

Ama bu otopsi raporu resmi-sivil bir suç organizasyonunun mikro ölçekte aynası, en önemli kanıtıdır.

AKP’ye oy vermeyenlerin tamamı tıpkı raporla belgelendiği gibi boğaz kesmekle, kafa kırmakla, linç etmekle tehdit ediliyor.

Ve diyorlar ki; bunları resmi görevlilerin önünde yaparız yine de bize dokunulmaz.

AKP eliyle yayılmaya çalışılan mesaj budur.

Kaybedeceklerini biliyorlar. Vaat edecekleri iyi, doğru, güzel bir şey kalmayınca sindirerek oy alabileceklerini düşünüyorlar.

Bu iklimde gidilecek sandık başlarında, muhalefet partilerin görevlilerini, müşahitleri ve sayımda olmak isteyecek tüm vatandaşları korkutmayı, sayım sonuçlarını tek elden yürütmeyi hesaplıyorlar.

Medyadaki tetikçileri son görevlerini yapıyor, “iç savaş” çığırtkanlığı ile son kozlarını oynuyorlar.

İsrail’in en önemli gazetesi Haaretz  “İsrail için en iyi seçenek Erdoğan’ın kazanmasıdır” diye dolaylı destek açıkladığına, ABD Kandil, Menbiç operasyonlarında AKP’ye alan açarak seçim öncesi malzeme sağladığına göre, olası bir iç savaşta destek güvencesi de almış olabilir, ‘yerli-milli’ iktidar ortakları.

Yanılıyorlar.

Heraklit’in dediği gibi “Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz”.

7 Haziran’dan bu yana, hiçbir katliam ve tehdit AKP’nin oylarındaki istikrarlı düşüşü engelleyemedi. YSK’nın son dakika müdahalesiyle “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyerek bir tür itirafta bulunan ve aynı zamanda muhalefete meydan okuyan Erdoğan da artık aynı Erdoğan değil.

Kendi seçmeninde bile inandırıcılığını yitiren Erdoğan’ın şimdiye kadar iddia edilen tüm lider özelliklerinin kofluğu bir bir ‘teşhir’ olmaya başladı. Bu dönemin en önemli kırılmalarından biri buydu.

Muhalefetin önemli bir bölümü, Gezi’den bu yana sakladığı umudu, cesaret gösteren liderlerin ortaya çıkmasıyla açığa vurmaya, müthiş bir kararlılıkla meydanlara akmaya başladı.

Birbirinden farklı 4 partinin; İYİP, CHP, SP ve HDP’nin seçim güvenliği için işbirliği yapması toplumsal güveni artırdı.

İYİ Parti, CHP ve SP’nin ittifakı, HDP’yi dışarıda bırakmış olsa bile geniş kesimlerde seçimlere asılmak için motivasyon sağladı.

Ama en önemlisi muhalefetin, CHP’nin pasif muhalefeti nedeniyle adeta hapsolduğu sahipsizlik ve çaresizlik duygusunun yerini, mücadele ruhunun alması oldu.

Hakkını vermek gerekir ki, Muharrem İnce, Kılıçdaroğlu’nun topluma yaydığı pesimist teslimiyetçi ruhu alt ederek, muhalefeti sonuç odaklı bir mücadele için motive etmeyi başardı.

HDP ve Selahattin Demirtaş’tan bahsetmeyeceğim. Ayrı bir yazı konusu ama şu bile yeterli ki; bunca yıldır birleşme tartışmalarıyla eskiyen solu bile birleştirip, tazelediler. Daha ne olsun…

Kısaca artık ne iktidar ortakları ne de muhalifler için, o nehir aynı nehir değil!

Artık seçim usulsüzlüğü ya da hilesi nedeniyle alanlara dökülecek yurttaşları evine yollayabilecek ne bir lider var ne de paşa paşa evine dönecek bir kitle var. Mantar tabancası değil ‘kayıp’ silahlar patlasa bile.

Bu saatten sonra kitleleri taramakla, bombalamakla tehdit edecek hiçbir güç iktidarda kalamaz. Öyle ya da böyle seçimleri alsa bile. Hatta herkes uslu uslu evinde otursa bile.

Ancak bitiş tarihlerini birkaç ay uzatabilirler. Kolayca yönetebilecekleri bir kitle kalmadığı gibi siyasi, ekonomik, psikolojik ve sosyal koşulları da kalmadı yönetmenin.

Artık yönetemezler.

Kaldı ki; Sedat Peker’lere, Alaattin Çakıcı’lara, Tansu Çiller’lere, Mehmet Ağar’lara rağmen devletin hatta  ‘çekirdek devlet’in de yarıldığı, tam da bu nedenle iktidarın eskilere sarılmak zorunda kaldığı anlaşılıyor.

Bütün HDP alerjisine rağmen İYİP Genel Başkanı Meral Akşener ve kurmaylarının açıklamalarını dikkatlice dinleyince, ‘devlet’  dediğimiz yapının en az iki parçaya ayrıldığını görebiliyoruz.

Hepsi bir yana iç savaş kışkırtıcıları da gayet iyi biliyor ki; iç savaşta kimse yerinde kalamaz.

Yani artık yönetemezler.

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir