Yolcu Tiyatro: Yaşamını tiyatroya adayan bir ekibiz – Nuray Büyükdağ

‘Tiyatro toplumu yansıtır’ denir; biz de kapı kapı tiyatro sahnelerini dolaşarak sanatın sorunlarını, yaşananları, yeni oyunları gündeme getireceğiz. İlk konuğumuz Yolcu Tiyatro ile tiyatro sahnelerindeki sansürü, baskıyı, ağır vergi yükünü, yasal düzenleme eksikliği ve buna bağlı olarak büyüyen ekonomik zorlukları, sahne ve teknik ekip yetersizliği gibi birçok sorunu konuştuk.

Türkiye genelinde ve İstanbul özelinde tiyatro oyunları ve seyirci kitlesi her geçen yıl artıyor. Artan oyun sayısı beraberinde yeni biçimleri, deneysel oyunları, yani çeşitliliği de beraberinde getiriyor ki bu da Türkiye tiyatrosunun gelişimi açısından çok önemli.

Geçtiğimiz sezon 250’den fazla yeni oyun oynandı İstanbul sahnelerinde. Tiyatrocular bodrumlarda, garajlarda, sığabileceklerini düşündükleri her alanda ya irili ufaklı sahneler açtılar ya da açılan sahnelerde oyunlarını oynadılar. İstanbul’da sahnelenecek oyunların hazırlıkları, yeni sahnelerin de açılmasıyla hızla devam ediyor. ‘Önlerindeki engelleri kaldırmak, tek çatı altında örgütlenerek sorunlarına kalıcı yasal çözümler bulmak için bir araya gelmek’ olduğunu açıklayan Tiyatro Kooperatifi’nin kurulması da tiyatro adına yaşanan en büyük heyecanlardan biri. Yapılacak çalışmaları heyecanla bekliyoruz. ‘Tiyatro toplumu yansıtır’ denir; biz de neyse halimiz çıksın falımız diyerek kapı kapı tiyatro sahnelerini gezmeye devam edeceğiz gibi görünüyor bu sene de.

Tiyatrolardaki sansürü, baskıyı, ağır vergi yükünü, yasal düzenleme eksikliği ve buna bağlı olarak büyüyen ekonomik zorlukları, sahne ve teknik ekip yetersizliği gibi birçok sorunu 2012’den beri bağımsız tiyatro yapmayı sürdüren, özgürce düşünen ve üretebilen Yolcu Tiyatro ekibiyle konuştuk.

Ersin Umut Güler, Pervin Bağdat, Cenk Dost Verdi

Yolcu Tiyatro’dan bahseder misiniz? Ne zaman kuruldu, nasıl bir tiyatro anlayışına sahipsiniz?

Ersin Umut Güler: 2012’nin sonlarına doğru kurulduk. Şu an yeni sezon için çalıştığımız Wolfgang Borchert’in “Kapıların Dışında” oyunuyla Çevre Tiyatrosu’nda prömiyerimizi yapmıştık. Aynı oyunu bu sezon birkaç kişi hariç bambaşka bir ekip ve yorumla tekrar sahneliyoruz.

Yolcu tiyatronun hayatla, insan yaşamıyla ilgili dertleri var. Ve bu dertler bizi bazı hikayeleri anlatmaya yönlendiriyor. Bizim de şahit olduğumuz, ortak olduğumuz topluma ait meseleleri, insani meseleleri konu edinen işler yapma çabasındayız. Oyuncu olarak da hikayeyi sahneye doğru şekilde taşımak, doğru yerlere ulaştırmak gibi bir derdimiz var.

Bu sezon ikisi yeni diğer ikisi geçen sezonlarda oynadığımız dört tane oyunla seyirci karşısına çıkacağız. Geçen sezon Kürklü Venüs’ü birçok sahnede oynama fırsatı bulduk. Fakat bu sezon bunca oyunu nerede sahneleyeceğimizi henüz bilmiyoruz. Çünkü çok fazla oyun var fakat yeteri kadar sahne yok.

‘TEK BİR BİÇİMDE OYUN SAHNELEYEN EKİP DEĞİLİZ’

Oyunlarınızı belli bir biçimde mi sahneliyorsunuz yoksa denemelerde de bulunuyor musunuz?

Ersin Umut Güler: Belli bir tarzda, tek bir biçimde oyun sahneleyen bir ekip değiliz. Oyuna bağlı olarak değişiyor oyunu sahneleme biçimimiz. Sürekli başka şeyler denemeye çalışıyoruz. Ne anlattığımız çok daha önemli tabii. Bunu da metine başka bir kapı açarak yapmaya çalışıyoruz her defasında.

Oyun seçiminden itibaren her aşamada kolektif bir kararlarla mı oyunlarınızı çıkarıyorsunuz?

Ersin Umut Güler: Birbirimize oyun önerilerinde bulunuyoruz ve oyunları birlikte okuyoruz. Geliştirme, prova süreci, dekor, ışık tasarımı gibi bir çok şeyi birlikte yapıyoruz.

Geçen sene nasıl bir sezon geçirdiniz?

Pervin Bağdat: Yolcu tiyatro olarak geçen sezon Cenk aramızda olmadığı için Joko’nun Doğum Günü’nü oynayamadık. Yoğun bir şekilde Kürklü Venüs’ü oynadık. Hem İstanbul’da bir çok sahnede oynama şansımız oldu hem de turne yaptık. Seyircinin de ilgisi oldukça yoğundu. Çok keyifli dolu dolu bir sezon geçirdik. Dediğimiz gibi dört tane oyunumuz var. Bu oyunları yapacak, sahneleyecek güce, motivasyona, enerjiye ve isteğe sahibiz. Biz seyirciyle her gün buluşmaya, her gün oynamaya hazırız ama sahne bulabilecek miyiz bunu bilmiyoruz. Orada bizi gerçekten de endişelendiren büyük bir soru işareti var.

Sanırım şu anki Yolcu Tiyatro ekibi için bir genelleme yapıp herkes adına konuşabilirim. Gerçekten sadece tiyatro yapıp tiyatroyla geçimini sağlayan, yaşamını buna adayan, başka yerlere çok dağılmayan bir ekibiz. O nedenle tek isteğimiz oynamak.

‘TİYATROYA İLGİNİN ARTMASI MUHTEŞEM’

Peki genel olarak bağımsız tiyatrolarda durum nasıldı sizce?

Pervin Bağdat: Geçen sene sanırım 250 farklı oyun oynandı. Çok fazla yeni tiyatro var. Birbirinden farklı oluşumlar ortaya çıktı. Tabii oyunlar nasıldı, niteliği nasıldı bu tartışılır. Oyunumuzun olmadığı günler elimizden geldiğince oyun seyretmeye çalıştık. Çok güzel oyunlar seyrettik. Bunun yanında beğenmediğimiz işler de oldu. Fakat oyunların artması bir sirkülasyonun olması, sürekli üretilmesi ve insanların tiyatroya ilgisinin artması için muhteşem bence. Artık özellikle Kadıköy’de aynı sokakta karşılıklı iki küçük sahnenin olduğu sokaklar var. Ve bu müthiş bir şey bence.

Zaten bazı işler silinip gidiyor. Bazı üretimler de insanların hafızalarında yer ediniyor. Ama bu çoğalma üretimi, yaratıcılığı ve başarıyı artıran, tiyatroyu geliştiren bir şey. Bu anlamda çok kıymetli buluyorum her yerde tiyatronun yapılmasını.

Kurum tiyatrolarındaki süreç çok sıkıntılı bence. Repertuar, işleyiş, yönetiliş biçimi açısından. O yüzden özel tiyatroların Türkiye tiyatrosunun gelişimine büyük katkı sağladığını düşünüyorum. İmkansızlıklar içinde büyük işler başarmaya çalışılıyor. En azından daha cesur ve özgür bir şekilde üretiyoruz, diyebilirim.

Tiyatro oyunları ve seyirci kitlesi her geçen yıl artıyor. Bilet fiyatları da aynı oranda artıyor. Tiyatro seyircisi için bu tiyatroya gitmelerinin önündeki en büyük engel.

Ersin Umut Güler: Evet insanlar tiyatroya zorlanarak gidiyorlar. Buradaki temel mesele bilet fiyatlarının üzerindeki büyük vergi yükü. Kurumsal tiyatrolarda, devlet veya belediye, biletler 10-12 TL’ye satılıyor. Dekorcusu, ışıkçısı, oyuncusu, sahnesi her şey hazır. Biz özel tiyatrolara gelince bizi büyük ticari işletmeler yerine koyup ağır vergi yükü bindiriyorlar omuzlarımıza.

Yurtdışında oyunlara devlet, belediye veya eyalet yüzde 80-90 destek veriyor. Geriye kalan yüzde 10’luk kısmını da bilet satışlarıyla elde ediyorlar tiyatrolar. Türkiye’deyse çok az tiyatroya çok küçük bir bütçe ayrılıyor. Verdikleri parayla zaten bir oyun çıkmaz.

Cenk Dost Verdi: Zaten kendi ideolojisine ters düşmeyen ekiplere ödenek sağlanıyor. Hatta kendi ideolojisini yansıtacak tiyatrolara destek veriyorlar desek daha doğru olur.

Örneğin kendilerine bağlı belediyelerden birine iş yapan x bir organizasyon firmasının Ramazan etkinliklerinde, Hacivat Karagöz kostümü giydirilmiş şirket çalışanı veya ajanslardan bulunmuş iki kişinin pazar yerinde gezdirilerek yapılan şeye tiyatro gösterisi denilip, tiyatro adı altında ödenek sağlanıyor. Kültür Bakanlığı’nın tiyatro ödeneği adı altındaki paralar bu tür organizasyon şirketlerine bölüştürülüyor. Bunları denetleyen bir mekanizma yok. Bu tarz kurumların denetimi yine tiyatrodan anlayan bir mekanizma tarafından yapılması gerekir.

Ersin Umut Güler: Kağıt firmalarına tiyatro adı altında ödenek sağlandığını gördük. Bir oyun ortaya çıkarmak, yani prodüksiyon aşaması çok kolay olmuyor. Dekor, ışık, kostüm, prova salonu, tasarımcılar, telif hakları, nakliye, afişler prova giderleri… Kültür sanat faaliyetine destek vermeyen devlet üstüne bir de yüzde 38 gibi bir vergi alarak kârın üçte birine ortak oluyor.

‘YASAL MEVZUATTA KÜLTÜREL DEĞİL, TİCARİ BİR İŞLETMEYİZ’

Yani bağımsız tiyatroların önlerindeki en büyük engelin ağır vergi yükü, ekonomik zorluklar olduğunu ve bunun da yasal bir mevzuat eksikliğinden kaynaklandığını söyleyebilir miyiz?

Ersin Umut Güler: Elbette tabii. Yasal mevzuatta kültürel bir işletme değil ticari bir işletme konumundayız.

Cenk Dost Verdi: Yani kontrole geldiklerinde bir zabıtanın herhangi bir bakkalı manavı kontrol ettiği gibi ediyorlar. Halbuki biz diyoruz ki gelin bu mesleğin bir tanımı olsun ve kontrol edeceğiniz noktalar kapının kolu değil, mesleğe dair olsun. Mesleğin devlet nezdinde bir tarifi, tanımı yok hala.

Sadece vergi oranı düşürüldüğünde bile daha fazla oyunlar sahnelenecek, daha fazla tiyatrolar ortaya çıkacak. Bu da Türkiye tiyatrosunun gelişimine çok büyük katkı sağlayacak. Tabii bütün bunların altında çok büyük bir ideolojik neden yatıyor.

Nasıl bir ideolojik neden?

Cenk Dost Verdi: Tiyatro muhaliftir ve beslenmesi geçmişten beri iktidarlar için sakıncalı bulunmuştur. Özel tiyatrolara uygulanan ekonomik ambargoyla, ağır vergi yükü ile ipleri ellerinde tutuyorlar. Aslında sansürün başladığı ilk yer ekonomik baskıdır.

‘KURUMSAL TİYATROLARDA EN BÜYÜK TEHLİKE MEMURLAŞMA’

Ekonomik baskı da bir çeşit sansür aracı aslında.

Pervin Bağdat: Kurumsal tiyatrolarda da durum çok farklı değil. İdeolojinin dışına çıkıldığında tepeden bir balyoz yenmemesi mümkün değil. Son zamanlarda sansür ve baskı daha da çok arttı buralarda. Özellikle kadınlar üzerinde çok büyük baskı var; kostümlerinin etek boyları, dekolteleri, giyim kuşamları … Aslında bunlar çok yeni şeyler değil. Yani sanat ve sanatçı üzerindeki baskı, yaratılan korku kültürü, sanata değer verilmemesi her dönem farklı boyut ve şekillerde kendini gösterdi. Bu ülkede sanatçılar her zaman sevildiler fakat değer görmediler. Hatta değersizleştirildiler.“Tiyatrocu, tiyatro yapma, bu da çok tiyatrocu” gibi tiyatroyu basitleştiren ve olumsuz bir yere koyan söylemler toplumsal bellekte tiyatronun ülkemizdeki yerini, tiyatroya bakış açısını bize anlatıyor zaten.

Ersin Umut Güler: Baskı ve sansür hep vardı. Bu iktidarla sadece vites attı. Metinlere tamamen müdahale edilmeye başlandı artık.

Pervin Bağdat: Hatta direkt müdahale etmesine de gerek kalmadı. Bu defa aşırı baskıdan dolayı otosansür başladı. Bunu yapma demiyor ama o kadar çok şeye müdahale ediyor ki insanlar yapmak istediklerini yapamaz hale geliyorlar. Bence zaten en tehlikelisi de bu. Sanatçının üretimde bulunurken kendine sansür uygulaması en korkuncu. O kadar sinsice yayılan tehlikeli bir şey ki korku, artık seni bir şey üretemez hale getiriyor.

Ersin Umut Güler: Kurumsal tiyatrolarda en büyük tehlikelerden biri de sanatçıların memur olması değil, memurlaşması. Özgür olmayan bu ortamlarda sanatçı olmaktan, yaratmaktan, üretmekten uzaklaşıyorlar.

Pervin Bağdat: Şehir tiyatrolarından hukuksuz bir şekilde atıldığımda insanlar destek vermekten çekindiler. Çünkü kendilerinin de atılmasından korkuyorlardı. Kurumsal tiyatrolarda çalışanlar işlerinden olmasınlar, başlarına iş açmasın diye diye sosyal medyalarını ya kapattılar ya da artık kullanmıyorlar.

Senin için nasıl bir süreçti?

Pervin Bağdat: Bir kere insani açıdan sanatçı olmayı bir kenara bırakıyorum haksızlığa uğramış olmak duygusu çok zordu. Gerekçe gösterilmeden işinizden oluyorsunuz. Kazanılmış davalarımıza rağmen haklarımızı geri iade etmiyorlar. Bizim gibiler üzerinden korkuyu daha da büyütüp yaygınlaştırmak için yapılıyor tüm bunlar. Geride kalanlar üzerinde bir korku iklimi yaratmaya çalışılıyor ve bunu da başardılar aslında.

Türkiye de tiyatro son zamanlarda çoğalarak artmaya devam ediyor. Tiyatro sahneleri, prova salonları, teknik ekip ve diğer ihtiyaçlar artan bu talebi karşılayabiliyorlar mı?

Ersin Umut Güler: İstanbul’da her geçen gün oynanacak oyun sayısı artıyor. Fakat sahnelemek için hala çok az salon var. Ya da kalabalık bir ekiple oyun sahneleyemiyoruz. Ekonomik olarak kalabalık bir ekibi bir araya getirmek çok zor. Böyle bir durumda ya o oyunu oynamaktan vazgeçiyorsunuz ya da koşulların oluşmasını bekleyerek erteliyorsunuz. Prova salon kirası, dekor kostüm tasarımı, ışık tasarımı, aksesuarlar ve dekorlar için depo ihtiyacı gibi birçok gider size oyunu yaptırmayabiliyor. Ya da başka yollar buluyorsun; örneğin oyuncu sayısını azaltmak, ışık tasarımından vazgeçmek, dekorsuz oynamak, az sayıda bir ekiple yola çıkmak gibi…Parasız ya da daha az parayla nasıl çözebiliriz, yollarına bakıyorsunuz.

Cenk Dost Verdi: Hayalini kurduğumuz tiyatroyu yapamıyoruz. Çünkü buna gücümüzün yetmeyeceğini biliyoruz ve çok büyük hayaller kurmamaya çalışıyoruz.
Ayrıca İstanbul dışına çıkıp turne yapma imkanımız çok olmuyor. Uluslararası festivallerin çoğunda Türkiye yok. İstanbul’a hapsoluyoruz.

Tiyatroya gençler bir hevesle başlayıp, ışıkçısından, kostümcüsüne tutun da oyuncusuna kadar, daha sonra para kazanamadıkları için büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzlukla ya bırakıyorlar ya da devam etmek için bütün şartlarını zorlayıp yanında başka işler de yapmaya başlıyorlar.

Yaklaşan sezon için yeni oyun hazırlıklarınız var mı?

Ersin Umut Güler: Şu anda “Yıkıntı edebiyatı”nın önemli ismi tiyatrocu Wolfgang Borchert’tin savaşın yarattıkları üzerine olan oyunu “Kapıların Dışında”ya çalışıyoruz. Savaşa zorla gönderilmiş vicdani retçi birinin gözünden İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkıcı etkilere tanık oluyoruz oyunda. Kapıların Dışında, Borchert’in 26 yaşındayken İsviçre’de yatırıldığı hastanede üç hafta içerisinde yazdığı ilk ve tek oyunudur ve ölümünden sonra sahnelenmiştir. 7 Ekim Moda Sahnesi’nde prömiyeri yapılacak.

Kapıların Dışında

7 Ekim – Moda Sahnesi
12 Ekim – Sahne Pulcherıe
21 Ekim – Kozyatağı Kültür Merkezi

Kürklü Venüs

9 Ekim – Kozyatağı Kültür Merkezi
19 Ekim – Sahne Pulcherıe
31 Ekim – Moda Sahnesi

Joko’nun Doğum Günü

28 Ekim – Baba Sahne

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir