Yeni Yılmaz Güney projesi IDFA’da – Murat Türker

Dünyanın en geniş kapsamlı belgesel etkinliği olarak ün salan IDFA’da geri sayım başladı.

Gezegenimizi sarsan pandemi yüzünden sanal ortamı tercih etmek durumunda kalan etkinliklerden Amsterdam Uluslararası Belgesel Festivali IDFA yakında başlıyor. Normalden daha geniş bir zaman aralığına çeşitli biçimlerde yayılacak festivalin 16 Kasım ile 6 Aralık arasında gerçekleşmesi öngörülüyor.

IDFA 2020’nin Forum bölümünde, ortak prodüksiyon ve ortak finansman amacıyla seçilmiş birçok proje arasında Fransa yapımı Cannes’da bir firari (A fugitive in Cannes) adlı belgesel dikkat çekiyor. Yönetmen hanesinde Marie-Christine Malbert ile Dimitri Kourtchine adlarını gördüğümüz belgesel, sinema yönetmeni ve siyasi maphus Yılmaz Güney hakkında. Festivalin tanıtım sayfasında belirtildiği üzere, yattığı cezaevi hücresinden film yöneten Güney, Avrupalı bazı dostlarının yardımıyla hapisten kaçmayı başarıyor. Les Films du Poisson adına Estelle Fialon tarafından prodüksiyonu gerçekleştirilen filmin tanıtım metninde firar sırasında çekilmiş Yol filminin Cannes’da Altın Palmiye’ye hak kazandığı da verilen bilgilerden.

Geçtiğimiz yıllarda Yılmaz Güney hakkında Hüseyin Tabak’ın yönettiği Çirkin Kral’ın Efsanesi  başlıklı belgesel büyük ilgi görmüş, dünyanın muhtelif festivallerine katılıp ödüller almıştı.

Kutsal Ekmek

IDFA’nın orta uzunluktaki belgeseller yarışmasında yer alan yapımlardan Kutsal Ekmek (Holy Bread) İran sınırında taşımacılık yaparak evlerine ekmek götüren Kürt kulbarlara odaklanıyor. Yönetmenliğini Rahim Zabihi’nin üstlendiği 2020 İran yapımı 54 dakikalık belgeselde gayet ağır yükleri sırtlarında taşıyanların fazlasıyla zor şartlada çalışmasına şahit oluyoruz. Karda kışta veya yakıcı güneşi altında, dimdik dağlardaki patikalarda hayat mücadelesi verirlerken yaralanabiliyor, fırtınalar sırasında ölebiliyor veya hudut polisleri tarafından öldürülebiliyorlar.

Aslında kimse kendi rızasıyla bu işi seçmemiştir fakat bölgede geçim açısından başka bir seçenek olmadığı için kulbarlar bu riskli mesleği sürdürmek zorunda kalmaktadır.

Film ekibi katırlara benzetilen kahramanlarımızı dokuz sene boyunca takip etmiş, toplumun kenarına atılmışların yoksulluk, açlık ve ümitsizlik dolu hayatlarını ayrıntılarıyla belgelemiş.

Coğrafyamızda ne yazık ki yakından bilinen bir dinamikle tekrar karşı karşıyayız!

Başıboş

İstanbul’un sokak köpekleri hakkındaki Başıboş (Stray) başlıklı belgeselin yönetmeni Elizabeth Lo. Türkiye/ABD/Hong Kong ortak yapımı 72 dakikalık film IDFA’nın Best of Fests bölümünde yer alıyor.

Sokak köpeği olarak yaşamak insan tekmelerinin kurbanı olduğunuz zaman bilhassa zor. Fakat bazı durumlarda size şefkat gösteren, hatta yemek veren olunca anında keyiflenebiliyorsunuz.

Festivalin tanıtım metni, köpeklerin kumsalda doludizgin koştuklarına veya ezan okunurken uluduklarına dair de bizi bilgilendiriyor.

Kamera köpek kahramanlarımız Zeytin, Nazar ve Kartal’ı kendi yükseklilerinden takip ederken uğramayı tercih ettikleri adresleri de tanıtıyor, etraftakilerin haklarında konuştukları da sık sık izleyicilerle paylaşılıyor. Coşkunun layıkıyla hissedilebildiği protesto yürüyüşlerinin vazgeçilmez simaları arasında köpekler de mutlaka var.

Seyirciyi özgürlük, dayanışma ve hayırseverlik hakkında tefekküre sevkeden ilham verici bir film deniyor Başıboş için.

Festivallerin en iyilerinden bazıları

IDFA 2020’nin programcıları her sene olduğu gibi bu yıl da dünya festivallerinde öne çıkan belgeseller arasından seçtiklerini Best of Fests bölümünde toplamış. Romanya’dan Radu Ciorniciuc imzalı Evim (Acasă – My Home)  başlıklı belgesel azgın kentleşmenin ağır faturasını ödemek zorunda kalmış Romanyalı başına buyruk  bir aileye eğiliyor.

İran’da kadınların baskı altında yaşayıp zoraki evliliklere tahammül etmeleri hakkındaki Tehlikede Yaşama Sanatı (The Art of Living in Danger) başlıklı film aslında evrensel mesajlar içeriyor. Yönetmenliğini Mina Keshavarz’ın üstlendiği çarpıcı belgesel taciz, dayak, tecavüz ve cinayet bir yana, zulmün kadınları intihara kadar sürüklediğini de hatırlatıyor.

İsviçre doğumlu hakem Fedayi San hakkındaki Oyun (Das Spiel/The game) futbol dünyasının içyüzünü kısaca da olsa yansıtıyor. Yönetmen Roman Hodel’ın elinden çıkma estetik yapım VAR teknolojisinin futbolu ne kadar adil bir oyun haline getirebileceğini sorgularken sportmenlikten nasibini alamamış yeni nesil futbol severlerin kendilerine dönüp bakmasını da sağlayabilir.

Güngeçtikçe bir Putin diktatörlüğüne dönüşmekte olan Rusya’dan insanda kırıklık hissi uyandıran manzaralarla bezenmiş bir taşra filmi. Garaj ahalisi (Garagenvolk/Garage People) başlıklı filmin yönetmeni Natalija Yefimkina garajlarında hayata adeta sarılan kahramanlarına hassasiyetle yaklaşıp ayrıntılı bir toplum analizi yapıyor.

Yine köpekler hakkında bir diğer belgesel Fas’taki gayet bakımlı bir barınağa odaklanan Çomarlar (Mutts/Clebs). Kadın yönetmen Halima Ouardiri kahramanlarına yakınlık duymamızı başarıyla sağlarken mülteci kampları ile köpek barınağı arasındaki benzerliklerin insanlığı utandırması gerektiğine dair acı gerçeği de gözümüze sokuyor.

Yukarıdakilerden farklı olarak IDFA 2020’nin Okul Programında yer alan Retçi (Objector) askerlik yapmak istemeyen genç kadın Atalya Ben-Abba’ya odaklanıyor. Geçen sene de etkinlikte yer alan, genç sinemacı Molly Stuart’ın yönettiği film yakında İzmir İnsan Hakları Belgesel Günleri’nde Türkiye seyircisiyle de buluşacak.

Cezayir’de bir kadın direnişçi

Festivalin Ustalar (Masters) bölümündeki filmlerden Nardjes A. başlıklı belgesel Cezayirli kadın kahramanını adım adım takip edip seyirciyi siyasi protestolara başarıyla dahil ediyor.

Ülkeyi çok uzun süredir bir diktatör gibi yönetmiş olan Bouteflika’nın beşinci kez seçilmesine karşı başlayan barışçıl protestolarda yer alan Nardjes A. yönetmen Karim Aïnouz için, istikbale yönelik umudu azalmış, bağımsızlık hareketinin bir zamanlar vadettiği değişimler sözkonusu olduğunda örselenmiş gençlerin temsilcisi haline geliyor.

Çeçenya’da LGBTQ+ olmanın zorluğu

Aşırı tutucu, hatta gerici sıfatıyla betimlenebilecek Çeçenya’da LGBTQ+ bireyler mütemadiyen tehdit altında yaşamaktadırlar. IDFA 2020’nin yine Ustalar bölümündeki ABD yapımı, 107 dakikalık filmin yönetmeni David France.

Yüzlercesi cinsel yönelimleri yüzünden tutuklanmış, gizli hapishanelerde işkence görmüş insanlar Ramzan Kadirov’un ipe sapa gelmez inkârlarına rağmen seslerini duyurmaya çalışıyor. Rusya’dan cesur bir aktivist grubu onlara yardım elini uzatıp güvenliklerini sağlamaya çalışıyor.

Film Sundance, Hot Docs ve Berlinale’den ödüllü.

Filmde rejimden muzdarip olanlar dışında acımasız ailesi tarafından öldürülmek istenen Anya ile de tanışıyoruz. Yönetmen kahramanlarının güvenliği için anonim kalmalarına özen göstermesine rağmen LGBTQ+ bireyler sığındıkları ülkelerde bile tehlikede olmaya devam edebiliyor.

Caetano Veloso’nun işkence mazisi

Brezilya’nın dünyaya armağan ettiği, yumuşacık sesi ve yorumu, ayrıca fiziğiyle arzu nesnesi olmuş besteci/şarkıcı Caetano Veloso’nun az bilinen bir dönemi: Veloso, askerî diktatörlüğün hüküm sürdüğü yıllarda herhangi bir yasal dayanak olmadan, sadece şüpheli görüldüğünden tutuklanmış insanlardan biriydi.

Renato Terra ve Ricardo Calil imzalı 2020 Brezilya yapımı 90 dakikalık Narkissos izinde (Narcissus off duty) başlıklı belgesel IDFA’nın Best of Fests bölümünde yer alıyor ve günümüzde diktatörlüğü nostalji ile anan, akla zarar politikacı Bolsonaro’nun ne kadar tehlikeli olduğunun altını çiziyor.

Veloso o korkunç günleri anlatırken ayrıntıları net hatırlıyor, bazen gayet mantıklı, bazen de duygusal olabiliyor. Özgürlüğün kısıtlanması hürriyetine epeyce düşkün kahramanımızı fazlasıyla etkilemiş, yine de yoluna dimdik devam ederek günümüzde yerkürenin sayılı sanatçılarından biri olmuş.

Proust’un zamanı…

Dünyaya malolmuş deyince akla ilk gelen yazarlardan Marcel Proust ise Kayıp zaman (Le temps perdu) başlıklı belgeselle bir kez daha onurlandırılıyor. Maria Alvarez’in yönettiği 2020 Arjantin yapımı 102 dakikalık film, 2001 yılından beri Buenos Aires’te bir kafede devam eden, meşhur yazarın 7 ciltlik Kayıp zamanın peşinde kitaplarının okuma seanslarına bizi dahil ediyor.

Proust hayranları ilerlemiş yaşlarında okumaları ilk defa yaparcasına zevk alıyor, hızın, bilişim dünyasının ve sonu gelmeyen yeniliklerin hâkim olduğu topluma bir huzur, samimiyet ve derinlik dersi veriyor. Bazıları kitapları beş kere okumuş olmasına rağmen her yeni okuma yeni yorumların doğmasına sebep oluyor, kişisel dünyalarıyla birleşen izlenimler hep beraber okumaları bir sanat şekline dönüştürüyor. İhtimam, mizah ve şefkat toplantılardan asla eksik olmuyor.

Çekimi dört yıl sürmüş film IDFA’nın Uzun Metrajlı Belgesel yarışmasında yer alıyor.

Bu vesileyle, Türkiye’de ne zaman bir edebiyat çevirileri sıralaması yapılsa Roza Hakmen’in Kayıp zamanın peşinde çevirisinin en üst sıralarda yer aldığını hatırlamakta da fayda var.

Zappa gibisi yok

Çılgınlık mevzubahis olduğunda ise akla ilk gelen müzisyenlerden biri kesinlikle Frank Zappa. 1993’te öldüğünde 52 yaşındaydı ve gayet verimli hayatına devam edebilseydi acaba daha neler yapacaktı? Alex Winter’ın yönettiği 2020 ABD yapımı 129 dakikalık Zappa başlıklı belgesel kahramanını layıkıyla anarken bu suali de akla getiriyor.

IDFA’nın Best of fests bölümünde yer alan filmin kahramanı yalnız muhtelif politik rejimlere ve toplumsal düzene aykırılığıyla değil, müzikteki devrimci tavrıyla da tanınıyordu. Kendisi aynı zamanda bir eş ve bir babaydı, fakat tek eşliliğe de prim vermiyordu, çocuklarına da fazla vakit ayıramamıştı.

Yine bir Zappa belgeseli mi? diyenlere inat, 1000 saatlik bir görsel malzemeden kotarılmış yeni biyografik filmin hepimize hayırlı olması dileğiyle…

Amerikan ütopyasına ne oldu?

Talking Heads grubunun ünlü solisti David Byrne Broadway’de sahnelenen American Utopia müzikalinde Ekim 2019’dan Şubat 2020’ye kadar rol almış. 6 hafta boyunca Hudson Tiyatrosu’nun dolup taştığı gösteriyi belgelemek de Spike Lee’ye kısmet olmuş.

IDFA’nın Ustalar bölümünde yer alan ABD yapımı 105 dakikalık David Byrne’ün Amerikan Ütopyası (David Byrne’s American Utopia) başlıklı film kesinlikle doyum olmaz bir müzik ziyafeti.

Byrne olağanüstü performansında şarkı söylüyor, konuşuyor, hatta dans ediyor. Yönetmen, yıllara dayanan aktivizmiyle tanınan Spike Lee olunca gösterinin seyirciyi en çok heyecanladıran anına şaşırmamak lazım: Janelle Monáe’nin protest şarkısı Hell you Talmboutzımba gibi bir yorumla seslendirilirken ABD’de ırkçı şiddetin kurbanı olmuş siyahların adları tek tek hatırlanır.

“İstanbullu” Rosi

Geçtiğimiz yıllarda yolu Tophane’deki İtalyan Lisesinde okumuş olduğu İstanbul’a, İstanbul Film Festivali sırasında tekrar düşmüş Gianfranco Rosi’yi de unutmayalım. IDFA 2020’nin onur konuğu, son filmi Noktürn (Notturno) dahil olmak üzere bir retrospektifle onurlandırılırken, kendisi tarafından seçilmiş ve kariyerinde mihenk taşı vasfı taşıyan 10 filmle de seyirci ihya edilecek.

Top 10 seçkisinde yer alanlar arasında yine İKSV’nin davetlisi olarak Türkiye’de bulunmuş Vittorio De Seta’nın eserleri de var. Ömrünün sonlarına doğru geldiği İstanbul’da kendisine Yaşam Boyu Başarı Ödülü verilmiş De Seta’nın Amsterdam’da Orgosolo Haydutları (Banditi a Orgosolo) filmi dışında belgesel dünyasında klasikleşmiş kısa filmleri de gösterilecek.

Bu arada festivalde gelecek vadeden yeni yönetmenlerin yarıştığı First Appearance bölümünü değerlendirecek Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu FIPRESCI jürisinde de İstanbul’dan bir üye var. Steven Yates ve Ziva Emersiç’lebu klasmandaki 12 filmi değerlendirecek SİYAD üyesi Ruggero Calich.

IDFA 2020’nin pandemiyle empoze edilmiş olağanüstü şartlara rağmen arzu edilen amacına ulaşması dileğiyle…

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir