YENİ VERGİ İNDİRİMLERİ: KİME, KİMDEN? – Mustafa Durmuş

Dört gün önce Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak yeni vergi indirimlerini açıkladı. Buna göre, bu yılın sonuna kadar altı başlıkta; konuttan beyaz eşyaya, mobilyadan otomotive Katma Değer Vergisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) indirimi yapılacak.

Bu düzenlemelerden bazıları hali hazırda süren bir uygulamanın devamı niteliğinde. Yani konut satışlarında bir süre önce başlatılmış olan KDV oranlarında yüzde 18’den 8’e indirim uygulaması yılsonuna kadar devam edecek. Bu sektörü destekler nitelikte emlak-konut alım-satımı sırasında ödenen tapu harçlarının yüzde 4′ ten 3’e indirilmesi uygulaması da devam edecek. Mobilya sektöründe alınan KDV oranı yüzde 18’den 8′ e indirilecek. Dayanıklı tüketim mallarından olan beyaz eşya sektöründe uygulanan ÖTV oranları sıfıra indirilecek. Yani buzdolabı, çamaşır makinası gibi beyaz eşyanın alım satımından ÖTV alınmayacak (KDV devam edecek).

Yeni bir uygulama olarak 1600 cc altı motorlu araç alım satımında uygulanan ÖTV’de 15’er puanlık indirime gidilecek ve son olarak ticari araçlarda KDV oranları yüzde 18’den yüzde 1’e indirilecek. Bakan, bu düzenlemelerin, “hem enflasyonla mücadeleye destek vermek, hem de daralan bazı sektörleri canlandırmak amacıyla yapıldığını” açıkladı (1).

YEREL SEÇİMLERE KADAR İNDİRİM

Ancak mesele bundan ibaret değil. Özellikle de toplumun farklı kesimleri üzerinde yaratacağı farklı etkiler açısından mesele daha büyük.

Öncelikle, bu indirimlerin 1 Kasım-31 Aralık dönemi için geçerli olacağı (yani sadece iki aylık) söylense de, gelecek yıl Mart ayında yapılacak yerel seçimlerin iktidar bloğu açısından bıçak sırtında olduğu gerçeği dikkate alındığında, bu indirimlerin uzatılacağını söylemek yanlış olmaz.

Kaldı ki daha önce inşaat sektörüne yönelik indirimli KDV uygulaması uzatılmıştı. Yani en az 6 ay sürecek olan bir vergi indirimi, bu nedenle de ortaya çıkacak olan vergi kaybı ve bütçe açığını ve bunun kimden ve nasıl finanse edileceğini bir kenara not etmek gerekiyor.

Ayrıca indirimlerin bu sektörlerle de sınırlı kalmayabileceğinin altını çizmek lazım. Çünkü hem seçimler yaklaşıyor, hem de ekonomi bu yılın ikinci çeyreğinden itibaren ciddi bir daralmaya girdi. Tarihsel olarak, irili -ufaklı sermaye çevreleri hiçbir zaman siyasal iktidarlar üzerinde kendi sınıfsal çıkarlarını yansıtacak bir biçimde bu denli etkili olamamıştı.

TOPLANACAK VERGİNİN BEŞTE BİRİ KADAR BİR VERGİDEN VAZGEÇİLİYOR

Siyasal iktidar 15 yıldır tek başına iktidar olmanın verdiği bir güçle, hemhal olduğu bu kesimlerin taleplerini yerine getiriyor. Bunu da özellikle vergi alanında gösteriyor. Öyle ki 2019 yılında toplayacağı vergilerin beşte biri kadar bir vergiyi (148 milyar lira), bu kesimlere sunduğu muafiyet, istisna ve indirim biçimlerinde, toplamaktan vazgeçiyor (2). Şu ana kadar; tahsil edilemeyen vergiler, vergi cezaları ve diğer cezalar, sigorta prim borçları gibi yaklaşık 450 milyar lirayı tutan kamu alacağının hala tahsil edilememesi de işin cabası.

KURUN GERİLEMESİ YANILTMASIN, KRİZ SÜRÜYOR!

Bu vergi indirimleri bir gerçeği ortaya çıkartıyor: Türkiye ekonomisi, döviz, dış borç ve enflasyon sorunlarının ötesinde ciddi bir ekonomik durgunluk yaşıyor. Bu yılın ikinci yarısından itibaren büyümenin tersine döneceğini ve 2019’da küçülmenin ortaya çıkabileceğini daha önce de yazmıştık.

Bu tespitlere uluslararası örgütler de katılıyor. Sırasıyla, önce OECD Türkiye’nin 2019 yılı büyüme tahminini binde 5’e; IMF binde 4’e ve EBRD yüzde 1’e düşürdü (3).

Bu nedenle de son haftalarda dövizin kurundaki düşüşlerin ekonomik krizin bitmekte olduğu yönünde değerlendirilmemesi doğru olur. Çünkü finansal kriz işin sadece bir boyutu. Şu anda olan da ABD ve Almanya ile işlerin yoluna koyulmasının sonucunda dövizdeki köpüğün kaybolmasından ibaret.

Özellikle de bazı sektörler çok büyük bir daralma yaşıyor. İnşaat sektörü bunların başında geliyor. Nitekim faizlerin düşük tutulmasının temel nedenini bu sektörün içinde bulunduğu kriz durumu oluşturuyor.

BÜYÜK ALT YAPI PROJELERİ: DAVUL KAMUNUN BOYNUNDA TOKMAK ŞİRKETLERİN ELİNDE

Devletten, kamu özel işbirliği (KOİ) adı altında onlarca milyar dolarlık alt yapı projesi almış olan (HES’ler, köprüler, hava limanları gibi), dış borç riskini Hazine garantileri ve döviz cinsinden yolcu başına verilen garantilerle de gelecekteki gelirlerine ilişkin belirsizlikleri kamuya, yani vergi mükellefi olan bizlere yükleyen az sayıda tekel konumundaki inşaat şirketi dışında, sektör bütün olarak ciddi sıkıntıda. Konkordato ve iflas haberleri peş peşe geliyor.

Bu da 15 yıldır izlenen dış kaynağa dayalı inşaat, emlak üzerinden sağlanan kâr ve ranta dayalı ekonomik büyüme ve sermaye birikim modelinin iflas ettiğinin bir göstergesi aynı zamanda.

KRİZ TABANA YAYILIYOR: İŞYERİ KAPANIŞLARI ZİRVEDE

Ayrıca esnafı tarif eden gerçek kişi ticaret işletmelerinde bu yılın ikinci çeyreğinde yeni kurulan her 100 şirkete karşılık 35 şirket kapanırken, bu sayının üçüncü çeyrekte 84’e fırlamış olması ve daha önceleri bu sayının 40-50 arasında olması da (4) krizin tabana yayılmakta olduğunun bir göstergesi.

Ancak zorda olan sektörlerden biri daha var ki bu sadece özel (yerli-yabancı) sektörü ve ekonominin bütününü değil, vergi tahsilatları açısından devleti de yakından ilgilendiriyor. Bu sektör otomotiv sektörü.

OTOMOTİV SEKTÖRÜ KRİZDE

Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) tarafından iki gün önce açıklanan bir veriye göre, Türkiye’de otomobil ve hafif ticari araç satışları Ekim ayında (geçen yılın aynı ayına göre) yüzde 76,5 oranında düştü (5). Daha önce de TOFAŞ üretime ara verdiğini duyurmuştu.

Aynı gün benzine 17 kuruş indirim yapılması (6) ile birlikte değerlendirdiğimizde sektörün ne kadar sıkıntıda olduğu ortaya çıkıyor. Öyle ki sektörün devlerinden olan Doğuş Otomotiv, yurt dışındaki bu alandaki bir büyük şirket ortaklığını satmak zorunda kaldı (7).

SEKTÖR VE MALİYE AYNI YERDE

Ekonomik büyüme, istihdam, ihracat gibi konularda sektörün önemi ortada. Ancak sektör devletin sağladığı vergi gelirleri açısından da çok önemli. Çünkü dünyanın en pahalı otomobilleri ve petrolü, motorini, benzini bu ülkede satılıyor. Bunun en büyük nedeni de bu satışlardan devletin sağladığı KDV ve ÖTV oranlarının dünyadaki en yüksek vergi oranları olması. Yani devlet, en adaletsiz vergiler olduğu kabul edilen dolaylı vergilerin önemli bir kısmını bu sektörden alıyor.

Öyle ki 2017 yılında, toplam vergi gelirlerinin yüzde 22’sini oluşturan Özel Tüketim Vergisi gelirlerinin yüzde 48’i petrol ve doğal gaz ürünlerinden yüzde 33’ü alkollü içkiler ve tütün mamullerinden yüzde15’i ise motorlu taşıt araçlarından sağlandı (8).
Bu nedenle de devlet bu sektördeki daralmaya her şeyden çok daha fazla karşı. Bu yüzden de hem otomobil vb. alımında hem de benzinde vergi indirimine gitti.

TOPTANCI BAKIŞ AÇISI GERÇEĞİ GİZLİYOR

Şimdi bu indirimleri nasıl açıklamak mümkün? Ana akım bir bakışınız varsa “ekonominin içinde bulunduğu durgunluk” gibi sorunlarla ilişkilendirip bu indirimleri savunabilirsiniz. Böyle bir savununun altında kuşkusuz, alınan bu tedbirlerin, uygulanan bunca ekonomi politikasının tüm toplumun çıkarına olduğu biçimindeki bir inanç, bir toptancı bir bakış yatıyor.

Böyle bir bakış son derece yanıltıcı. Bu bakış sınıfsız, sömürüsüz, cinsiyet eşitlikçi, doğa ve emek dostu bir toplumda yaşasaydık belki haklı olabilirdi. Ancak böyle bir toplumda yaşamıyoruz. İçinde yaşadığımız kapitalist toplum emek, doğa ve cinsiyet sömürüsüne dayalı sınıflı, eşitlikten ve sosyal adaletten uzak bir toplum. Bu nedenle de uygulanan her ekonomi politikasının toplumsal sınıf ve kesimleri aynı biçimde ve aynı derece de etkilemesi söz konusu olamaz.

İNDİRİMLER TÜKETİCİYE YARAMAYACAK

Bu bağlamda vergi indirimleri inşaat müteahhitlerini, beyaz eşya üreticisi ve satıcısı firmaları, otomotiv devlerini ve onların yerli ortaklarını rahatlatsa da bunun tüketiciye olumlu bir yansıması olmayacaktır. İndirimler sayesinde belki bu kesimlerin stokları eriyecek, seçime giderken siyasal iktidar biraz nefes alacak ama bundan çok zor durumdaki ne işçi sınıfı, ne emekçiler, ne de tüketiciler olarak toplumun büyük bir kesimi gerçek bir fayda sağlayamayacaktır.

Bunu anlayabilmek için; açlık sınırı 1,991 lira iken asgari ücretin, 1603 lira olmasına ve işçilerden hala fedakarlık beklenmesine bakmak ve halkın bütçesinin en önemli kalemlerinden olan ve fiyatları en fazla artan devletin uhdesindeki elektrik ve doğal gaz fiyatlarında neden indirim yapılmadığı sorusunu sormak yeterli olacaktır.

FATURA YİNE EMEKÇİLERE KESİLDİ

Ayrıca bu indirimler ve devamında gelecek olanlar bütçe açığını ve devletin borçlanmasını daha da artıracaktır. Bu açık hem halktan alınan vergilerle ve yapılacak zamlarla , hem de yüksek faiz ödemek pahasına borçlanmayla karşılanacaktır. Yani fatura yine halka ödettirilecektir.

Halktan fedakarlık beklenirken, yeni bütçede vergi gelirlerinin en az yüzde 20 artırılacak, trafik cezalarının en alt sınırının 255 liradan başlayıp- 1002 liraya kadar çıkacak ve güvenlik harcamalarının son iki yılda yüzde 52 oranında artırılacak, kamuda hala 150 bin civarında otomobil vb. motorlu taşıtın olması ve rantiyeye ödenecek faizin bu yıla göre gelecek yıl yüzde 64 oranında artırılarak 117 milyar liraya çıkacak olması krizin faturasının kime kesildiğinin açık bir göstergesidir.

Mustafa Durmuş
…………….

(1) http://www.milliyet.com.tr/son-dakika-bakan-albayrak-tan-ek… (31 Ekim 2018).
(2) Berat Albayrak, 2019 Yılı Bütçe Sunuş Konuşması (23 Ekim 2018), s. 23.
(3) OECD, Interim Economic Outlook (September 2018), IMF, World Economic Outlook (October 2018), s. 41 ve Anthoney Williams, “EBRD cuts Turkish forecasts on back of recent lira volatility”, European Bank (1 November 2018).
(4) “ KOBİ’ler ve esnaf, depremi yaşamaya başladı”, İktisat Kantini (23 Ekim 2018).
(5) https://www.bloomberght.com/haberler/turkiye-ekonomisi (2 Kasım 2018).
(6) http://www.hurryet.com.tr/ekonom/benzne-17-kurus-ndrm-geld( 2 Kasım 2018).
(7) “Şahenk’ten bir satış daha”, https://tr.sputniknews.com/…/201811011035940673-sahenk-sati… (1 Kasım 2018).
(8) Mustafa Durmuş, “2014 Bütçesi Üzerine Ekonomi Politik Bir Değerlendirme”, KESK 2018 Bütçe Sunumu ( 4 Kasım 2017).
(9) Albayrak, agk.

 

İlginizi çekebilir