‘Yeni, özgür ve eşit bir toplum yaratmanın yolları kadınlardan geçiyor’

‘Kadınlar olmadan Türkiye’de bir gelecek kurulamaz’ diyen feminist avukat Gökçeçiçek Ayata, farklılıklara rağmen bir araya gelmenin güçlendirdiğini söyledi.

Kadınlar dünyada, yaşamın her alanında, evlerinde, işyerlerinde, kamusal alanlarda, mücadelelerinde şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kalmaya devam ediyor. Sürmekte olan savaş ve iç çatışmalarda kadınlar ile kız çocukları tecavüze uğruyor, katlediliyor ya da insan ticaretinin öznesi haline getiriliyor.. Erkek-devlet aklın çizdiği sınırları aşan kadınlar, coğrafya ve mekanlar farklı olsa da aynı mücadele kararlılığı ile erkek egemen sisteme meydan okuyor.

Kadına yönelik şiddette etkili mücadele sağlayan 6284 sayılı kanunun yapımında yer alan feminist hukukçulardan Gökçeçiçek Ayata ile ülkedeki kadın mücadelesini, geldiği aşama ve bu mücadelede Kürt kadınların etkisini değerlendirdi.

Kadın mücadelesinin çok zorlu süreçlerden geçtiğini fakat hiç durmadığını dile getiren Ayata, bu mücadelenin en büyük kazanımının çok farklı düşüncedeki kadınların birbirlerine temas ederek, sorunlara karşı ortak ruh ve paydada buluşması olduğunu söyledi. Ayata, “Yeni, özgür ve eşit bir toplum yaratmanın yolları kadınlardan geçiyor” dedi.

ŞİDDETE KARŞI İLK YÜRÜYÜŞ

Feminist avukat Gökçeçiçek Ayata Mezopotamya Ajansı’ndan Esra Solin Dal’a konuştu. Ayata’nın konuşması şöyle:

Kadına yönelik şiddet ve hak gasplarının Adem ile Hava’dan beri devam ettiğini belirten Ayata, buna karşı mücadelenin ise bugün hala sürdüğünü ifade etti. Türkiye’de kadın mücadelesinin ilk kez 1987 yılında “Dayağa Karşı Dayanışma” kampanyasıyla sokağa taşıdığını anımsatan Ayata, bu örgütlenmenin çıkış noktasını şöyle anlattı: “Kadınların dayak yemesine ve bu dayağın meşru görülmesine karşı ilk başlatılan protestodur. Yürüyüşten önce Mustafa Durmuş adlı bir hakimin ‘Kadının sırtından sopa, karnından da sıpa eksik edilmez’ atasözüne dayanarak, şiddet nedeniyle boşanmak isteyen bir kadının davasını reddetmesi üzerine bir grup kadın, hakimi protesto edip, aleyhine dava açtı. 17 Mayıs 1987’de gerçekleşen yürüyüş, giderek bir kampanyaya dönüşerek, kadınlara yönelik şiddete karşı mücadelede önemli bir mihenk taşı haline geldi.”

Kadın mücadelesinin çok zorlu süreçlerden geçtiğini fakat hiç durmadığını dile getiren Ayata, bu mücadelenin en büyük kazanımının çok farklı düşüncedeki kadınların birbirlerine temas ederek, sorunlara karşı ortak ruh ve paydada buluşması olduğunu söyledi. Ayata, “Çok farklı kadınlar birbirlerinin sorunlarını dinliyor çözüm olmaya çalışıyor ve bunun için yeni yol ve yöntemler arıyorlar. Kadın mücadelesinin en büyük kazanımı bu oldu diye düşünüyorum” diye belirtti.

KAZANILAN YASAL HAKLAR 

İktidarların hak gaspına rağmen sürdürülen mücadeleyle Anayasa’da birçok kanun maddesinin değiştiğine dikkati çeken Ayata, “İlk kadın kazanımı 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’a ilişkindi. Yine 2000-2002 yılları arasında Türk Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunun değişmesi ve aynı yasanın devamı olan 6284 tedbiri düzenleme oldu. İstanbul Sözleşmesi’nin hazırlık aşamasında ise kadınlar görüş bildirdiler. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne (CEDAW) ilişkin Türkiye’de, 1 milyona yakın imza toplanması için kampanyalar düzenlendi.  Medeni Kanun’da eskiden ailenin reisi erkek olarak geçiyordu bu düzenleme kalktı. Ceza Kanunu’nda toplumsal cinsiyet rollerini kadın aleyhine pekiştiren çok sayıda düzenleme vardı bunlar değiştirildi. Anayasanın 10’uncu maddesi değiştirilerek, kadın erkek eşitliğinin filen yükümlülüğü getirildi. Kurumların kadına şiddet ve namus cinayetleri ile ilgili sorumlulukları düzenleyen genelgede, bugünkü Türkiye açısından var olan yasal düzenlemelerde kadınların çok ciddi bir mücadelesi ve emeği olduğunu söylemek mümkün” diye konuştu.

‘ÖZGÜR VE EŞİT TOPLUM KADINLARDAN GEÇİYOR’

Günümüzde kadın erkek eşitsizliğinin derinleştirildiğine değinen Ayata, iktidarlar pekiştikçe farklı hallere bürünüp boyut değiştirdiğini söyledi. “Eskiden örgütlenme daha kolaydı bizde bu kadar yoksullaşmamıştık” diyen Ayata, mücadeleyi ve süreçleri kolaylaştıran ve bugünü zorlaştıran farklılıklar olduğuna değindi. İktidarlar güçlendikçe kendi ideolojileriyle şekillenen kadın örgütlenmelerinin ortaya çıktığını ifade eden Ayata, devlet içinde kadınların bakanlıkların dışına itilmesinin kadın politikasızlığını doğurduğunu belirtti. Bu sürecin tesadüf olmadığını ve toplumun zihnine adım adım işlendiğinin altını çizen Ayata, “Yeni, özgür ve eşit bir toplum yaratmanın yolları kadınlardan geçiyor” dedi.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇİLMEDİ  

İstanbul Sözleşmesi ile ilgili hukuk mücadelesinin devam ettiğini aktaran Ayata, kadın haklarına yönelik ciddi problemler yaratan kararlarla karşı karşıya kaldıklarını vurguladı.

Sözleşmeye dair Danıştay’da açılmış çok sayıda iptal davaları olduğunu kaydeden Ayata, “Bu davalarda aynı zamanda yürütmenin durdurulması talepleri var. Ancak bu taleplerin bir kısmı ret edilirken, bir kısmı hakkında henüz karar çıkmadı. Danıştay hala karar için iptal kararı verebilir. İstanbul Sözleşmesi’nde yaşanan süreçlerin farkındayız. Sözleşmenin olay kanunu hala yürürlükte, bu yüzden tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi konusunda taleplerimizi dillendirmeye devam ediyoruz. Kadınlar İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyor” ifadelerini kullandı.

Pandemiyle birlikte artan baskıları hatırlatan Ayata, eve kapanmayla birlikte kadınların ciddi bir yoksullukla karşı karşıya kaldığını söyledi. Önümüzdeki süreçlerde kadınları bekleyen tehlikelere de işaret eden Ayata, “Boşanma komisyonları, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik yaşanan yasal süreç, çocuk istismarı, bunun dışında son süreçte 5. Yargı Paketi’nde yer alan Sulh Komisyonları, alt komisyonda da geçen ‘çocuk haczi’ olarak adlandırılan sürecin ortadan kaldırılması girişimi oldu. Yine yeni yasama döneminde 6284 sayılı yasayla ilgili bir girişim riski var. Kadınların miras hakkına yönelik bir girişim söz konusu olabilir. Açıkçası kadınlar bu yasama döneminde de yine ayakta ve nöbette olacaklar. Kazanılmış haklarımızı savunmaya ve daha fazlası için mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

ORTAK TALEP: ŞİDDETSİZ VE EŞİT BİR YAŞAM

Ülkede yaşayan kadınların ortak talebinin şiddetsiz ve eşit bir yaşam olduğunu söyleyen Ayata, Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun (EŞİK) yayınladığı 5 acil talebe dikkat çekti. Eşit vatandaşlık, kadınlar için kreş hakkı, istihdam hakkı gibi temel haklar konusunda acil adım atılması gerektiğini kaydeden Ayata, “Yıllardır Türkiye’de kadına yönelik şiddeti konuşmaktan, kadın yoksulluğu, ayrımcılık ve kadınların ekonomik haklarını konuşamaz duruma geldik. Tamda bunları tartışırken, belediyelerin kreş açması yasaklanıyor” dedi.

DAYANIŞMA GÜÇLENDİRİYOR 

Kadın mücadelesinin sadece kadın haklarıyla ilgili olmadığının söyleyen Ayata, kadınların bütün hak mücadelesinde özne olduğunun altını çizdi.

“Gücümüzü farklılıklarımızdan ve birlikteliğimizden alıyoruz” diyen Ayata, şunları söyledi: “Mücadele içerisinde çok farklı kadınlarla bir araya geliyoruz.  Taleplerimizi birlikte dile getiriyoruz. Birbirimizin yaralarını sarma, temas etme hali ortak işleri çok kıymetli kılıyor. Bu da aslında verdiğimiz mücadele açısından çok ciddi bir güç. Bu bağımsızlık hali ellimizi çok güçlendiriyor. Kadın örgütleri şu an tüm dünyada ne oluyor takip edip, onun üzerinden geleceğe dair daha büyük hayaller kurup, taleplerimizi buradan buluşturma, bir arada olma hali gerçekten hepimizi güçlendiriyor. Yüz yüze gelemesek de teknolojinin sağladığı olanaklarla pek çok kadın örgütü bir araya geliyor. Geçen hafta EŞİK, 83’üncü toplantısını yaptı. 83 haftadır bir araya gelerek, yerellerde ne tür sorunlar yaşandığına dair birbirimizi tanımaya desteklemeye ve anlamaya çalışıyoruz. Bu da, mücadeleyi renkli ve güçlü kılıyor.”

KÜRT KADINLARI MÜCADELEDEN HİÇ VAZGEÇMEDİ

Ülkedeki kadın özgürlük mücadelesinde Kürt kadınların önemli ve kıymetli bir yerde durduğunu belirten Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kürt kadınlar, bulundukları yerlerde bölgenin şartları ve ihtiyaçlarıyla ilgili çok kıymetli çalışmalar yaptılar. Kürt kadın hareketi, elbette son süreçte özellikle kayyumlarla ilgili yaşanan süreçte ciddi anlamda sıkıntılar yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor. Çünkü belediyelerin pek çoğunda kurulmuş kadın merkezleri vardı ve maalesef kayyumla birlikte bunları kaybettik.  Çünkü büyük kısmı kayyum tarafından kapatıldı veya işlevsizleştirildi. Yine OHAL sürecinde sokağa çıkma, örgütlenme, kadınlara ulaşmak ve onların size ulaşması zorlaştı. Kayyumların getirdiği gündelik politika dışında Kürt kadın mücadelesini sürdüren kadınlara karşı açılan davalar, gözaltıların getirdiği farklı hak ihlalleri yaşandı ama mücadeleden hiç vazgeçilmedi. Kürt kadın hareketi, özellikle eş başkanlıkla ön açıcı oldu. Bu mücadeleyle kadınsız bir yönetimin hayata geçilemeyeceğini gösterdiler. Kadınlar bugüne kadar mücadele ederek, haklarını talep ettiler. Bu anlamda farklı yöntemleri destekleyici oldu. Bu anlamda bunu çok anlamlı buluyorum. Türkiye’de farklılıklara rağmen kadınlar bir araya gelmenin yolunu hep aradılar ve buldular.”

YÜZYILIN MÜCADELE KARAKTERİ

Kadın mücadelesinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de en aktif muhalif güç olduğunu söyleyen Ayata, politikaların belirlenmesinde aktif rol aldıklarını söyledi.

“Türkiye’de kadınlar olmadan bir gelecek kurulamaz” diyen Ayata, şöyle devam etti: “Çok açık görünüyor ki dünyanın geleceği de kadınlarla birlikte daha renkli ve daha özgür kurulabilir. Kadınlar, eşit olmadığı özgür olmadığı bir dünya istemiyor bunun içinde sonuna kadar mücadele etmeye devam edecek. Dünyanın geleceği de kadınların mücadelesiyle şekillenecek.”

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir