Bankalar ve patronlar tarafından dayatılan son enflasyon dalgalarıyla mücadele etmek için işçilerden bir direnç gerekiyor

Yeni bir küresel enflasyon çağına hazırlanın – Alex Callinicos

Enflasyon, birdenbire, başlıca kapitalist devletlerin çoğunda ekonomi politikası tartışmalarına hakim hale geldi. Son birkaç ayda, İngiltere’de yüzde 7’nin üzerine, ABD’de yüzde 8’in üzerine keskin bir şekilde yükseldi.

Bu bir şok oldu, çünkü kısmen, 2007-2009 küresel mali krizinden bu yana, sorun enflasyondan ve yükselen fiyatlardan çok daha fazla deflasyon, düşen fiyatlar oldu. Yavaş ekonomik büyüme, sıfırın üzerine çıkmak için mücadele eden bir enflasyon oranıyla ilişkilendirildi.

Deflasyona karşı koymak için merkez bankaları faiz oranlarını kemiğe kadar indirdi. Ayrıca parasal genişleme politikasını da benimsediler; bu nedenle para basıp bunu bankalardan tahvil satın almak için kullandılar ve onları yatırımcılara borç vermeye teşvik ettiler. Katı neoliberaller bunu kınadı.

Paranın ortodoks miktar teorisine göre, para arzı artarsa fiyatlar yükselecektir. Parasal genişlemenin eleştirmenleri enflasyonun artacağını öngördü. Ama olmadı. Bunun yerine zenginler, merkez bankalarının sağladığı ucuz parayı daha fazla hisse ve gayrimenkul satın almak ve olduğundan daha da zengin olmak için kullandı.

Peki ne değişti? Üretken ekonomide, esas olarak pandeminin neden olduğu birkaç büyük değişiklik oldu. Mal ve hizmetlere olan talep dengesi değişti. Örneğin, varlıklı haneler restoran ve barlara gitmek yerine evde tüketmek için yiyecek ve içecek satın aldı. Mallara olan yüksek talep, onları tedarik etmede çeşitli sorunlarla çakıştı. Belki de en iyi bilinen örnek, bilgisayar çiplerinin eksikliğidir.

Sonra, diğer şeylerin yanı sıra, yenilerinin kıtlığını telafi etmek için ikinci el arabaların fiyatları fırladı. İşçiler, izne çıkarılmayı daha iyi ücretli ve daha keyifli işlere geçmek için kullandı. Arz ve talep uyumlu hale geldikçe bu tür bozulmaların çoğunun üstesinden gelineceğini görmek için Adam Smith’in piyasaya olan inancını paylaşmak zorunda değilsiniz.

Ancak iki uzun vadeli eğilim, resmi karmaşıklaştırdı. Birincisi, ekonomiler kömür gibi en kötü fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltmaya çalıştıkça gaz talebi arttı. Özellikle Çin ve Güney Kore gibi Doğu Asya ekonomileri daha fazla gaz ithal etmeye başladılar. Bu arada, Rusya ve Suudi Arabistan’ın hâkim olduğu OPEC+ karteli ve ABD kaya petrolü ve gazı endüstrisi, üretimini artırmayı reddederek kazanç sağladı.

Yani geçen kış Rusya Ukrayna’yı işgal etmeden önce enerji fiyatları zaten yükseliyordu. Savaş, emperyalistler arası rekabetin artması yönündeki ikinci uzun vadeli eğilimi yansıtıyor. ABD ve müttefikleri ile Rusya arasındaki çatışma, enerji fiyatlarını daha da yukarı çekerken, üreticiler hala üretimi artırmayı reddediyor ve enflasyonu artırıyor. Bu, Avrupa’da sert bir yaşam maliyeti sıkışmasına yol açtı.

Gıda fiyatları da fırladı. Bu kısmen, dünya pazarının dörtte birini temsil eden Rusya ve Ukrayna’dan yapılan buğday ihracatının kesintiye uğramasının yansıması. Ancak finansal spekülasyon da önemli bir faktördür. Lighthouse Reports, Ukrayna savaşının başlamasından sonra buğdaya yatırım yapan emtia fonlarına büyük bir para girişi tespit etti.

Hububat üretiminin son 15 yılda biraz arttığına, fiyatların çılgınca dalgalandığına ve hangi yönde hareket edeceklerine dair spekülatif bahisleri yansıttığına dikkat çekiyor. Dolayısıyla ortodoks enflasyon teorisi, fiyat artışlarındaki sıçrama hakkında çok az şey açıklıyor. Ancak, merkez bankalarının faiz oranlarını keskin bir şekilde artırarak karşılık vermesini haklı çıkarmak için kullanılıyor. Bu, “ücret-fiyat sarmalının” saplantılı bir şekilde tekrarlanan korkularını yansıtıyor. Başka bir deyişle, yaşam standartlarını korumak için daha yüksek fiyatlara tepki göstererek ücret artışı talep eden işçilerden duyulan korkuyu yansıtıyor.

Bu, enflasyonun bugün tahmin edilenden çok daha yüksek seviyelerde, yüzde 25 civarında zirve yaptığı 1970’lerde bir dereceye kadar gerçekleşti. Neden bu kadar korkuluyor? Çünkü, Marx’ın gösterdiği gibi, ücretler ve kârlar ters orantılıdır. Ücretler yükselirse, kârlar düşmek zorunda. Dolayısıyla, sonuç bir başka durgunluk olsa bile, kârları korumak için yaşam standartları baskılanmalıdır. Enflasyon gerçekten bir sınıf mücadelesi biçimidir.

[Socialist Workers’taki İngilizce orijinalinden Tankut Serttaş tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…