Yavaş Kent Hareketi (Cittaslow), İtalya – 26 Temmuz 2000

İtalya’da 32 kent ve kasaba belediyesi çağdaş kentin öldürücü temposuna karşı 26 Temmuz 2000 tarihinde bir araya gelerek yavaş kent projesini başlattı.

http://cittaslowturkiye.org/#haberler Türkiye’deki yavaş kent hareketinin sitesinin adresi. Bu siteye göre yavaş kent olan yereller şunlar: Akyaka, Eğirdir, Gökçeada, Gerze, Göynük, Halfeti, Perşembe, Şavşat, Seferihisar, Taraklı, Uzundere, Vize, Yalvaç ve Yenipazar.

Sitede yavaş kent hareketinin felsefesi şu şekilde tanıtılıyor:

”Küreselleşmenin etkisiyle şehirler hızlı çalışılan, hızlı yaşanılan ve üretmekten çok tüketen, kendi kendine yetmeyen yaşam alanları haline gelmiştir. Kentler, kuruluş amaçları olan insanların bir arada güven içinde yaşadıkları yerler olmaktan çıkmış, insanların daha hızlı hareket etmeleri ve daha hızlı çalışmaları için tasarlanan mekanlara dönüşmüştür. İnsanların birbirlerinin sıcaklığına sığındıkları, sosyalleştikleri, el emeklerini birbirlerine sundukları sosyal korunaklar olmaktan gittikçe uzaklaşan kentler, insanların tüketim için yaşadıkları sahneler halini almıştır. Yaşamın hızlanması sonucu insanlar daha hızlı yemek yemek, daha hızlı alışveriş yapmak, gidecekleri yere daha hızlı varmak için belli bir tempo içinde koşturup durmaktadırlar. Bu yaşam tarzı bakkallar, manav, terzi gibi küçük esnaf yerine AVM’leri, çocuklarımızın oyun oynayacağı alanlar yerine otoparkları, daha çok park ve yeşil alan yerine geniş otoyolları hayatımıza sokmuştur. İnsanın en önemli değeri olan kısıtlı yaşamını sağlıksız yiyecekler, hava kirliliği, trafik, yalnızlık ve tüketimle harcaması modern yaşamın vazgeçilmezi olarak sunulmuştur. Popüler kültürün de desteklediği hayatı yaşamak için zamanı olmayan, işine arabasıyla hızla giden, oturup kahve içecek bir yarım saati bile olmadığı için yürürken kahvesini içen, yetişmesi gereken bir yerler olduğu için yemekten zevk almak yerine ayakta hızlı bir şekilde “beslenen”, komşularını veya yerel esnafı tanımayan modern insan modelinin sürdürülebilir olmadığı ortadadır.

Bu yaşam tarzı modern insanda depresyon, kalp hastalıkları ve kanser gibi birçok hastalığa neden olmasının yanı sıra; kentleri de sürdürülemez hale getirmiştir. Hızlı yaşam tarzının oluşturduğu kentler artık kendi kendine yetmemektedir. Bu kendi kendine yetmeyen kentler de, sadece yakın çevresindeki değil, dünyanın birçok köşesindeki kaynakları, üstelik binlerce kilometre uzaklıktan getirterek yok ederken, aynı zamanda hem doğayı hem insanları tüketmektedir. İnsanların daha çok tüketmesi, bir yerden bir yere daha hızlı gitmesi için tasarlanan kentler insanları doğadan ve birbirlerinden kopartmış ve tek alternatif haline gelmiştir. Tüketim odaklı hayatın insanlara mutluluk ve huzur getirmediği, insanların farklı bir yaşam biçimi aramaları kentsel boyutta Cittaslow hareketini ortaya çıkarmıştır. Cittaslow felsefesi yaşamın, yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanmasını savunmaktadır. Cittaslow hareketi, insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin gerçekçi bir alternatif olacağı hedefiyle yola çıkmıştır.”

Mimarlık Dergisi’nde yavaş kentlerle ilgili çıkan bir yazıyı Özgür Denizli okurları ile paylaşıyoruz.

***

Ağır Ağır Çıkacaksın Bu Merdivenlerden: Yavaş Kent Hareketi (Cittaslow)

Erkan Polat, Yrd. Doç. Dr., Süleyman Demirel Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü
Modernitenin asli niteliklerinden birisi hıza olan ilgisi ve takıntısıdır. Her yeni teknolojik yenilik yaşamda hızın baskısını artırıyor: Hızlı çalışıyor, hızlı yolculuk yapıyor, hızlı yiyor, hızlı pişiriyor, hızlı karar veriyoruz. Bu yaşamsal hızın ivmesini azaltanlar, İtalya’dan. 1999’da temelleri atılan, bugün 134 üyesi olan bir hareketin adı “Yavaş / Sakin Kent”: Cittaslow. Türkiye’nin birliğe üye olan tek Yavaş Kenti Seferihisar. Akyaka ise Yavaş Kent olma yolunda.

Küresel süreçler yerel ölçekteki her türden yaşamı etkilemektedir, özellikle yer temelli farklılıklar ve özgünlükler belirgin biçimde kaybolma eğilimi göstermektedir. Zorla dayatılmaya çalışılan bir çeşit tektürselleştirme / homojenizasyon politikasıyla sadece yerel olan değil, ülkeler ve kıtalar arasındaki tüketim örüntüleri de giderek farklılaşmaktadır. Bu farklılaşmaya son dönemlerde ortaya çıkan yeni bir uluslararası maddeci kültür de eklemlenerek, küresel tüketim örüntülerinden beslenmektedir. Sadece mekânsal değil kamusal sosyal yaşamın da giderek zayıflamasına yol açan bu süreçler, gündelik yaşamın parçalanmasına ve hızlanmasına yol açmıştır. (1)

Bu olumsuz ve karanlık yüzüyle yaşama, mekâna ve zamana giren “hız”, geçmişteki izleri taşıyan ve anlatan zamanın ruhunu (zeitgeist) ve mekânın ruhunu (genius loci) zedelemeye başlamıştır. Günümüzün gerçekliğinde, Kundera’ya göre “Hız unutturur” ya da “İnsanlar hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırlar.” (2) Bu hızlı dünya, kapitalizmin bir çıktısı olarak, insanları ve mekânları doğrudan etkilemektedir. Heidegger’e göre, artık “mekânın otantikliği” yıkıma uğramıştır; kentsel mekânlar artık sıradanlaşan ve “yersizleşen” bir süreçte kalitelerini ve kimliklerini de yitirmektedir. (3)

Bu karmaşık ve yitik ortamda, “yerin kültürü”nü yeniden keşfetmede, kalitelerini ve kimliklerini ortaya çıkarmada, adının tersine, insanlara farklı bir dürtü örneği ya da harekete geçirici olarak “Yavaş ya da Sakin Kent” (Cittaslow) hareketi ortaya çıkmıştır. Küresel yeni ekonomik mantıktaki ve yeni sosyal ve mekânsal yapıdaki bu farklılaşma karşısında duran ve yerel ölçekte bir “yavaş” sürdürülebilir gelişme önderi olan Yavaş Kent Hareketi, hem bir kentsel sosyal hareket, hem de bir yerel yönetişim modelidir. (4)

Hızlı Olanın Yavaşa Zorunlu Dönüşümü: Yavaş Yaşa, İyi Yaşa!

İleri sürüyoruz ki, dünyanın görkemi yeni bir güzellik tarafından yücelmiştir: Hızın güzelliği.

Fütürist Manifesto, 1909

20. yüzyıl başlarında İtalyan fütüristler “zaman ve mekân dün öldü, şimdi mutlak olanda yaşıyoruz; çünkü biz ölümsüz ve her zaman her yerde olanı (omnipresent) yarattık” derken (5), aslında endüstri devriminin hızına övgü düzüyorlardı. Modernite ve postmodernitenin çoğu kuramcısı, modernitenin bir gereği olarak bu düşüncenin karşısında yer alırken, moderniteyi “hızlanmanın tarihi” ya da “zaman-mekân sıkışması” (6) olarak karakterize ediyorlardı Sanki, bir teknolojik determinizm / gerekircilik, hızlanmayı ve çözünmeyi aynı potada eritiyordu. Bu teknoloji artık “daima” mevcuttu ama aslında günümüzde hızlı değil “kaliteli zaman” aranıyordu. (7)

Modernitenin asıl özelliklerinden birisi de, gerçekten hıza olan ilgisi ve takıntısıdır. 14. yüzyılda saat kulelerinin kent meydanına dikilmeye başlamasıyla kente giren hız olgusu, 19. yüzyıla kadar “zamanla birlikte yaşamak”ı bir yaşam biçimine dönüştürdü. Daha sonra, endüstriyel kapitalizm hızdan beslendi ve onu destekledi. Her yeni teknolojik inovasyon (demiryolu, uçak, araba, mobil telefon, internet, hatta mikrodalga) ile birlikte hızın baskısı daha da artmıştır. Küre üzerinde, insanlar artık daha hızlı çalışıyor, yolculuk yapıyor, yiyor, pişiriyor ve karar veriyor. Para metası bile daha hızlı hareket etmektedir. İnsanlığın başlangıcından endüstri devrimine dek, dünya ekonomisi bile o kadar hızlandı ki, bugün 2 trilyon Dolardan fazla bir para gün içerisinde dünyayla birlikte yer değiştirmektedir.

Hızın olumsuz getirileri de insanoğlu içindir: Stres, hipertansiyon, uykusuzluk, migren, astım ve mide rahatsızlıkları gibi. Sadece kapitalist süreçlerin bir sonucu olarak değil, doğadan kopma, kentlerin baskınlığı, kentsel yaşamın cazibesi ve kentleşmenin de bir sonucu olarak da bu konuyu tartışmak gereklidir. Modern dünyanın ruhsuzluğuna bir tür “anestezi verme” arzusu bile Kundera’nın dediği gibi, “Çağımız unutma arzusuyla dolu ve bu öyle bir arzu ki, hız şeytanını durdurmuyor”. (8)

İnsanoğlu, artık vitesi düşürme zamanının geldiğini ve nefes nefese bu hızlı koşuda soluklanmasının gerekli olduğunu ne kadar kulak arkası yapsa da, bir yerlerde bunun farkına varanlar vardır; üstelik sayıları da oldukça fazladır. Bu karmaşaya ve uzun soluklu engelli koşuya son verip, yaşamsal hızın ivmesini azaltanlar, İtalya’dan. 1999’da temelleri atılan, bugün tam 134 üyesi olan bir hareketle bu frenlemeyi yapıyorlar: “Cittaslow”. (9)

Kelime İtalyancada “kent” anlamına gelen “citta” ve İngilizcede “yavaş” anlamına gelen “slow” kelimelerinden türetilmiş, İtalyancada karakterize edildiği gibi “citta lente” ya da İngilizce karşılığıyla “slow city” ve dilimizdeki karşılığıyla da “yavaş ya da sakin kent”.

Aslında bu hareketin temelleri 1986’da, yine İtalya’da ortaya çıkan bir başka girişime, “fast food”a pastiş yapan ismiyle “slow food” yani “yavaş yemek” felsefesine dayanmakta: Roma’daki ünlü, tarihî ve mimari bir değer olan İspanyol Merdivenleri’nin hemen yanı başına McDonald’s açılır, İtalyan gazeteci ve eylem adamı Carlos Petrini’ye göre, böyle bir tarih ve mimari beşiğin ortasına bu tür bir şey yapılamaz. Buradan hareketle, tüm dünyayı saran fast food dalgasına karşı savaşmak için aynı yıl bir eko-gastronomi grubu kurar ve Yavaş Yemek Hareketi’ni başlatır.

Petrini’ye göre, “İnsanların mideleri hızla dolarken, ruhları yavaş yavaş boşalmaktadır”. (10) Petrini aslında, insanın nefesini kesen, rahat ve keyfine vararak bir yemek yedirtmeyen, adeta lokmalarını boğazına dizen bir dünyaya isyanın adı olarak da görülmektedir. (11) Romalıların geleneksel bir yemek sırası vardır, “ab ovo usque ad mala” derler, yani baştan sona anlamında “yumurtadan elmalara”. Damarlarındaki Roma kanından da gelen bir gelenekle, bu yavaşlığın, sırasıyla ve tadına varmanın aslında hep var olduğunu düşündürmektedir.

Petrini’nin başlattığı Yavaş Yemek Hareketi adının tersine oldukça hızlı biçimde dünyaya yayılmıştır. Bugün 132 ülkeden 100 binin üzerinde üyesi var (12), hem de McDonald’s’ın anavatanı olan Amerika’dan bile. Hareket üç ana eylem alanından oluşuyor (13): Gastronomik geleneklerin ve biyolojik çeşitliliğin korunması; küçük ölçekli üreticiler ile tüketiciler arasında bir ağ inşasının tanıtımı; tüketicinin yiyecek, lezzet, gıda ve çevre bilgisinin artırılması.

Bu hareket, postmodern bir tüketim karşıtı olarak, çağdaş yaşam kalitesini artıran, hatta yiyeceğin tüketimine bir kültür, kimlik ve estetik konusu olarak bakan bir çaba olarak da değerlendirilebilir.

“Carpe Diem” Anı Yaşa, Günü Yakala: Cittaslow

Kökenlerini Yavaş Yemek Hareketi’nden alan cittaslow, yemekle ilgili kültürel ve ekolojik konularda çalışan bir sosyal hareket (14) olarak değerlendirilse bile, aslında daha çok küresel bağlamda yerel özgünlüklere vurgu yapan ve yerel bağlamda da yaşam kalitesini artıran bir harekettir. Bu küresel bağlam, bir yeniden eylemsel-alansallaştırma (re-territorialization) süreci olarak kavramsallaşmaktadır ve “yerelliğin sınırlarının aşılması” olarak da betimlenebilmektedir. (15) Yerel yönetimler açısından küresel bir model oluşturmayı ve yaygınlaştırmayı amaçlayan hareket, Yavaş Yemek Hareketi ile birlikte düşünüldüğünde, aslında kışkırtıcı “yavaş bir yaşam”ı (slow living) önermektedir. Kentsellik bakımından da yavaş gelişme ya da “gelişmeme” anlamı taşıyabilmektedir. Yavaş yaşamayı, Latince bir deyiş olan “festina lente” yani “yavaş telaş” özetlemektedir. Bu hareket, günümüzde anlamlı, sürdürülebilir, özenli ve tatmin edici bir yoldaki yaşam deneyimi olarak ya da sürdürülebilir yerel ekonomik bir “alternatif kentsel gelişme” olarak da yorumlamaktadır. (16) Böylece, yaşam kalitesi ve kültürel yaklaşımlardan sızarak, mimariye ve kentsel tasarıma hatta kent planlamasına bir etkide bulunmaktadır. Hatta alternatif kentsel “duyu mekânları”nın oluşmasına da katkıda bulunmaktadır. (17)

1999 yılında İtalya’daki Orvieto kasabasında, belediye başkanı ve hareketin ilk başkanı olan Stefano Cimicchi başkanlığında yapılan toplantıda, aynı rotada seyreden 30 kadar kentin belediyeleri bu hareketi bir adım daha ileriye, kent yaşamının her alanına taşımaya karar vermişlerdir. Orvieto, Positano, Chiavenna ve Bra kentlerinin belediyeleri bir birlik oluşturarak işe başlamışlar. Başkan Cimicchi “Amacımız, yaşanır kentler yaratmak” diyor, “Tıpkı yazar Italo Calvino ve mimar Renzo Piano gibi, bir ütopya kenti kavramı üzerinde çalışıyoruz”. (18)

Cittaslow” ve “Slow Food” hareketlerinin “tatlı hayatın (la dolce vita) anavatanı” İtalya’da doğması, pek şaşırtıcı bir durum değil belki, ama hareketin yayılma hızına bakılınca anlaşılıyor ki, dünyanın her yerinde hızlı yaşamdan muzdarip kentler ve insanları yavaşlamak için aslında can atmaktadır. İtalya’da dört küçük kentin belediyesiyle başlayan hareket bugün dünya çapında 20 ülkede 134 kentin üyeliğiyle gittikçe büyümektedir. Üstelik birliğin üyesi bizden de bir kent var: Seferihisar. Birliğin logosu sevimli, turuncu bir salyangoz ve sırtında tarihî ve modern binalardan oluşan bir desen taşıyor.

İşin özünde salyangoz gibi “yavaş yaşamak” var. Çevreyi kirletmeden, kendi kendine yeterek, kendine özgü olanı koruyarak, tarihsel ve kültürel olanı bozmadan, eskiyi yeniyle değiştirmeden, hızla tüketmeden ve çağdaş problemlere bir tepki olarak. Bu salyangozu alabilmek, özel ve kamusal alanda kullanma hakkına sahip olmak kolay değildir: Turuncu salyangoza sahip olmak demek, onun gibi sırtınıza yaşamsal ve kentsel yükler aldınız anlamına da gelir.

Yavaş Kent Hareketi’nin temelinde yatan felsefeye göre iyi yaşam, insanların kendi yerelinde ve kentlerinde kolay ve hoş bir hayat sürmelerini temel almaktadır. Küçük kentlerin geleneksel yapılarını, belirlenen sıkı kuralları dikkatle uygulayarak korumaları gerektiğini savunan hareket, aynı zamanda, arabalar kent merkezlerinden çıkarılmalı (car-free), insanlar sadece yerel ürünlerini tüketmeli ve sürdürülebilir enerji kullanmalı, şartlarını getirmektedir. Dolayısıyla da, bu küçük kentlerde AVM ya da fastfood dükkânı aramanın bir anlamı da yoktur. Ekoloji ve sürdürülebilirlik açısından, bilimin son buluşlarından da yararlanarak, geçmişten kalma “korumaya dair ne varsa” kentsel, mimari, doğal, tarihsel ve kültürel öğeleri korumaya çalışıyorlar. Eğer kentin bu amacına yardımcı olacaksa, modern teknolojiye bile izin verilmektedir; örneğin Orvieto’da sadece yayaların geçişine izin veren elektronik kapılar kullanılması, Pisa’da parkmetrenin süresinin dolduğunun tespit edilmesiyle, bir dakika ya da tüm gün de olsa, park cezası kesilmesi gibi.

Böylece, bir ana ilke olarak “geçmişin yararlı ve özgün bilgilerini ararken, şimdiki zamanın ve geleceğin en iyi olanaklarından da yararlanmak” yaklaşımı, teknolojik fırsatları, iletişim, ulaşım, üretim ve satıştaki modern olanakları da beraberinde getirmektedir. Böylece, yavaş bir kentte yaşamak veya onu yönetmek, günün moda eğilimlerinin peşinden koşmak yerine kendine has sıradan bir yaşam şekli anlamına gelmektedir.

Bu Yolda Hız Yapmak Yasaktır!

Kentteki yaşam kalitesini yükseltirken kentin kendini gözeterek farklı gelişim yöntemleri uygulanması Yavaş Kent fikrinin temelini oluşturuyor. “Bizim kentimiz de yavaş” diyebilmekse, öyle kolay görünmemektedir. Harekete katılabilmek için tabii ki sadece hıza karşı olmak yetmemektedir. Birlik, harekete katılabilecek kentleri kendi belirlemektedir; bu amaçla geliştirdiği ve üye olacak kentlerin uyması ve anlaması gereken genel kuralların belirtildiği bir manifestosu, imzalanması gereken bir ayrıntılı tüzükle beraber bir kurum sözleşmesi, üye kentler listesi ve bir yıllık toplantı programı bulunmaktadır. Bu hareketin en önemli etkenlerinden biri de, kentsel yaşamdaki yoğun tempoyla mücadeleye hız kazandırıyor olmasıdır. İtalya’nın Yavaş Kent yöneticileri yılda bir kez buluşarak, notlarını karşılaştırmakta ve yeni girişimler üzerinde düşünce geliştirmektedirler. (19)

Günlük yaşamda kaliteyi yüksekte tutmak için ön koşullardan biri de nüfus olup, kentler için üyeliğin ilk şartı, 50 binden az nüfuslu olmaktır. Birliğe kabul edilen kentlerde gerekli koşulların bazıları, kentin kültürel mirası içinde halihazırda bulunurken, yapılması gereken diğer değişiklikler için birliğin tecrübeli üye kentlerinde yapılan uygulamalardan ilham almak mümkün olmaktadır; örneğin geri dönüşüm, okul sonrası eğitim projeleri, yerel ürünlerin ortaya çıkarılması ve turistlerin gerçek bir yerel deneyim yaşayabilmeleri için gerekli şekilde bilgilendirmek gibi. (20)

Kasım 1999’da Orvieto’da hazırlanan sözleşmeye göre Yavaş Kentler’in şu şartları sağlaması gerekmektedir (21):

  • Çevresel Politikalar
  • Altyapı Politikaları
  • Kentsel Kalite için Teknolojiler ve Tesisler
  • Yerel Üretimi Korumak
  • Misafirperverlik
  • Farkındalık
  • Yavaş Yemek Faaliyetlerine ve Projelerine Destek

Örneğin, Bra’da da diğer Yavaş Kentlerde olduğu gibi tarihî kent merkezinde araba kullanımı, süpermarketler ve parlak reklam ışıkları yasak olup, elişleri ya da özel yetiştirilmiş yiyecekler satan küçük aile işletmeleri, en iyi ticaret birimleri haline gelmiştir. Okullarda çocuklara yerel üreticiler tarafından yetiştirilen organik meyve ve sebzeler servis edilmektedir. Fazla çalışmanın zararlarından korunmak amacıyla, Bra’daki bütün küçük marketler perşembe ve pazar günleri kapatılmakta ve insanlar bürokratik işlerini, cumartesi sabahı açılan belediyede acele etmeden görebilmektedirler. (22)

Bir Yavaş Kent de Bizden: Seferihisar

Farklı zamanların ve mekânların iç içe olduğu, tarihsel, kültürel, doğal, mimari ve kentsel zenginliklerin oldukça fazla ve özgün olduğu ülkemizde sadece, Yavaş Kentin öncüsü ve üyesi olarak İzmir’in yavaş kenti Seferihisar bulunmaktadır. Tüm diğer kentler gözönüne alındığında, neden bu kadar az sayıda (bir tane) kentle temsil edildiğimiz sorusu öncelik kazanmaktadır. Yine de, Seferihisar önemli bir adım atarak turuncu salyangozu alma başarısını göstermiştir. 2009’da aldığı turuncu salyangozla oldukça yeni bir yavaş kent olarak, aslında hızlı sayılabilecek bir kabuk değişimi de göstermiştir.

1884’te kurulan, 35 bin nüfuslu, bu nüfusunun % 80’i tarımdan geçinen, doğal ve kültürel zenginliğin birarada olduğu, sit alanları ve mandalina bahçeleriyle sınırlı ilçede, kent sakinleri yavaş yaşamaya çoktan alışmış, gürültü kirliliğini ve hızlı trafiği kesmek, yeşil alanları ve yaya bölgelerini artırmak, yerel üretim yapan çiftçilerle bu ürünleri satan dükkân ve lokantaları desteklemek gibi birçok konuda “uzun ince” bir yol almışlardır.

Bugün, birçok etkinliğe imza atan, salyangoz otobüsü ile sağlık hizmeti veren, “1. Uluslararası İyi ve Yavaş Yaşama Günü: Yavaş Pazar”ı kutlayan, gönüllüleri olan, birçok toplantı düzenleyen, adının tersine hızlı çalışan bir kente dönüşmüştür. Çeşitli şarkıcıların ve yönetmenlerin desteklediği, konserler verdiği, bisiklet turları düzenleyen, sivil toplum örgütleri, çeşitli kurum ve kuruluşlar, üniversiteler ile işbirliği geliştiren bir kent olarak, yavaş kent hareketinin etkileri kolayca okunabilmektedir. Özellikle, 2010 yaz aylarında birçok çalışma grubu belirlenerek, çeşitli toplantılar yapılarak, yavaş kent sözleşmesinin gerekleri de ayrıntılı olarak yerine getirilmektedir. (23)

Kent estetiği, kültürü ve tarihî yapı, turizm ve misafirperverlik, çevre, inceleme ve tanıtma, tarım ve hayvancılık, yerel ürün ve lezzetler ile sosyal faaliyetler başlıkları altında oldukça ayrıntılı olarak değerlendirmeler yaparak, Seferihisar’ın Yavaş Kent olarak kalmasını sağlayacak olan temeli güçlendirmekteler. Bu açılardan, Seferihisar’ın oldukça başarılı ve iyi bir yavaş kent örneği olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Sonuç Yerine

Yavaş Kent Hareketi, adına yakışır bir hızla ama emin adımlarla geliyor. Bu hızla giderse kısa süre içerisinde ülkemiz kentlerinin çoğunun da yavaş olması gerektiğini sonunda görmek ve yavaşlamalarını sağlamak gerekecektir. Ekonomik dinamikler açısından Yavaş Kent Hareketi’nden fazla yararlanılamasa, henüz satışı ya da pazarlaması yapılacak bir meta olarak görülmese de (ileride bu tehlike de var), tarihsel, doğal, kültürel, mimari ve kentsel açılardan bu hareketten yararlanmak olası görünmektedir. Sürdürülebilir yerel gelişme için bir rol model olan hareketle, yavaş yaşam olanakları sunan, doğasını ve kültürünü korumuş, sosyal değerlerinde aşınma olmamış bu kentler yeni kültür, turizm, rekreasyon ve gastronomi odakları olarak, yeni bakış açıları ve alternatifler getirecektir. Her şeyden öte, belki de en önemlisi, insanoğlunun gündelik hızını yavaşlatacak bir olgu olarak var olması bile, başlı başına önemlidir.

Yavaş Kent Hareketi’nin ilk bildirgesindeki “Küreselleşmenin tek tip insan oluşturmaya doğru gittiği ve sonunda sıradanlığın hâkim olacağı bir düzenin yaratılacağı” endişelerinin giderilmesi, yerel değerlere sahip çıkılması, bu değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla ortaya çıkan hareket, aynı zamanda, çevre politikaları, altyapı, kentin dokusunun korunan kalitesi, yerel üretim ve ürünlerin desteklenmesi, konukseverlik gibi ölçütlerle aslında yeni bir kalite, kültür, yönetişim ve yaşam biçimi getirmektedir. Yavaş Kent, küçük ölçekli kentler arasında hızla yayılan, yerellikleri uzaklara taşıyan, birçok yeni yavaşlık versiyonları da geliştiren başarılı bir buluş. Bu yapısıyla kentsel mekânı da akıcı kılan, yavaşlık mekânları yaratan bir model. Sadece mekânları değil, içindeki öğeleri, olguları, tatları ve yaşamı da yavaşlatmaktadır.

Bu eksende, ülkemiz için bir Yavaş Kente sahip olmak anlamında Seferihisar önemli bir adımdır. Bu konudaki birikimlerini ve heyecanını potansiyel Yavaş Kent adaylarıyla paylaşması bu hareketin tüm olanaklarını ülkemiz kentlerine de yayacak ve kazandıracaktır. Aynı zamanda sürdürülebilir bir yerel kalkınma modeli olması sosyal, ekonomik, kültürel, mekânsal, ekolojik vb. yönlerden kentselliğe ve yaşam kalitesine katkıda bulunacaktır. Ülkemizden daha birçok Yavaş Kent çıkması yolunda, sadece küçük kentler için değil büyük kentler için de Seferihisar çok iyi bir örnektir.

 

NOTLAR

1. Virilio, 1991.

2. Kundera, 2010.

3. Heidegger, 1971.

4. Mayer ve Knox, 2006.

5. Apollonio, 1973, s.22.

6. Harvey, 1989.

7. Shaw, 2001.

8. Kundera, 2010.

9. Cittaslow List, 2010.

10. Petrini, 2003.

11. Parkins ve Craig, 2006.

12. Slow Food Web Sayfası, 2010.

13. Parkins ve Craig, 2006; Petrini, 2003.

14. Miele, 2008; Parkins ve Craig, 2006.

15. Castells, 2002, s.396.

16. Parkins ve Craig, 2006, s.ix; Mayer ve Knox, 2006, s.324; Miele, 2008.

17. Knox, 2005; Mayer ve Knox, 2006; Pink, 2007.

18. Orth, 2007.

19. Cittaslow Charter, 2010; Cittaslow Web Sayfası, 2010; Mayer ve Knox, 2006; Parkins ve Craig, 2006.

20. Cittaslow Web Sayfası, 2010.

21. “Cittaslow International” Charter, 2010, s. 21.

22. Cittaslow Web Sayfası, 2010.

23. Cittaslowseferihisar Web Sayfası, 2010.

KAYNAKLAR

  • 2010, “Cittaslow International” Charter, Cittaslow Headquarters, Orvieto.
  • 2010, Cittaslow List 2010, Cittaslow Headquarters, Orvieto.
  • Apollonio, U. (ed.) 1973, Futurist Manifestos, Thames and Hudson, Londra.
  • Castells, M. 2002 [2000], “Urban Sociology in the Twentyfirst Century”, The Castells Reader on Cities and Social Theory, Blackwell, Oxford.
  • Harvey, D. 1989, The Condition of Postmodernity: An Enquiry into the Origins of Cultural Change, Blackwell, Oxford.
  • Heidegger, M. 1971, On the Way to Language, Harper & Row, New York.
  • Knox, P. 2005, “Creating Ordinary Places: Slow Cities in a Fast World”, Journal of Urban Design, sayı:10 (1), ss.1-11.
  • Kundera, M. 2010, Yavaşlık, (çev.) Ö. İnce, Can Yayınları, İstanbul.
  • Mayer, H. ve P. Knox, 2006, “Slow Cities: Sustainable Places in a Fast World”, Journal of Urban Affairs, sayı:28 (4), ss.321-334.
  • Miele, M. 2008, “Cittaslow: Producing Slowness Against the Fast Life”, Space and Polity, sayı:12(1), ss.135-156.
  • Orth, S. 2007, “Slow Cities, Taking Life Easy in Urban Italy”, Spiegel Online International, www.spiegel.de (Eylül 2010)
  • Parkins, W. ve G. Craig, 2006, Slow Living, Berg, Oxford.
  • Petrini, C. 2003, Slow Food, The Case for Taste, Columbia University Press, New York.
  • Pink, S. 2007, “Sensing Cittaslow: Slow Living and the Constitution of the Sensory City”, The Senses and Society, sayı:2(1), ss.59-77.
  • Shaw, J. 2001, ““Winning Territory” Changing Place to Change Pace”, Timespace: Geographies of Temporality, Routledge, New York, Londra.
  • Virilio, P. 1991, Lost Dimension, Semiotext[e], New York.
  • www.cittaslow.net (Eylül 2010)
  • www.cittaslowseferihisar.org (Eylül 2010)
  • www.slowfood.com (Eylül 2010)

Kaynak: Mimarlık Dergisi, 2011

İlginizi çekebilir