Ümit Şamiloğlu: Yazar olsaydım işimi ömür boyu yapabilirdim – Işıl Çalışkan

Şu an dünyanın en yaşlı cimnastikçisi olan Ümit Şamiloğlu, kariyerini sonlandırmadan önce dünya literatürüne ‘The Şamiloğlu’ hareketi ile adını yazdırdı. 39 yaşındaki cimnastikçi, “Keşke başka bir meslek yapsaydım. Edebiyatla ilgilenseydim mesela bir yazar olsaydım. Böylece sevdiğim mesleği ömrümün sonuna kadar yapabilirdim” diyor.

Milli cimnastikçi Ümit Şamiloğlu, kariyerini sonlandırmak için Tokyo 2020 Olimpiyatları’nı bekliyor. 39 yaşındaki sporcu şu an dünyanın en yaşlı cimnastikçisi. Dolu dolu bir spor yaşamı geçirdiğini belirten Şamiloğlu aktif spor yaşamını sonlandırmadan önce Dünya Kupası ayağında tercih ettiği bir hareketle dünya tarihine de adını yazdırdı. Uluslararası Jimnastik Federasyonu tarafından ‘The Şamiloğlu’ hareketi olarak literatüre geçen milli cimnastikçi, “Sporu bıraktıktan sonra tribünde oturduğumda ya da ekranda izlerken benim keşfettiğim bir hareketin yapılmasını ve ismimin zikredilmesini istedim” diyor.

En son Artistik Cimnastik Dünya Challenge Kupası’nda yedinci altın madalyasını kazanan Şamiloğlu ile 30 yıllık cimnastik serüvenini konuştuk.

Ümit Şamiloğlu

30 yıllık sporculuk serüveninize geriye dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz?

Süreci yaşarken sanki her şey normalmiş gibi geliyor ama şöyle geriye dönüp baktığınızda 30 yılda o kadar çok şeyin değiştiğini görüyorum ki… Dünyanın, ülkenin, imkanların değişimiyle beraber kendimin de değiştiğini çok iyi görüyorum. Ama “Ana unsur nedir?” diye sorarsanız, benim işim sabır ve çalışmak oldu. Sadece sonuç odaklı değil, sevdiğim için yaptığım bir iş. Bu sebeple de herhalde bu işi 30 yıldır yaptım. Tabii şöyle bir baktığım zaman ilk başta aklıma babam geliyor.

‘BABAMIN UFKUNDAN ÇIKAN HAYATI YAŞIYORUM’

Babamın zihniyetinden, ufkundan, fikrinden çıkan bir hayatı yaşıyorum. Onun için de babama nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Çünkü ben 10 yaşında ailemden ayrıldım. Baktığınız zaman 13 çocuklu bir aileden çıkmış babam. Hiç kimse okuma yazma bilmiyorken kendisi istemiş okumayı. Öğretmen okulunda okuyor ve yine kendi çocuklarının farklı bir alanda başarılı olmasını istemiş. Yani Ağrı cimnastik için baktığınız zaman çok da bağlantı kurabileceğiniz bir yer değil. Onun ufkunu yaşıyorum ve bundan dolayı da çok mutluyum. Bu işin 30 yıllık serüveninde çaba, emek ve sevgi var. Tabii ki aileden ayrı kalıyorsunuz, çocukluğunuzu yaşayamıyorsunuz. Biz sabah 5’te antrenmana başlardık, okula gider gelir tekrar antrenman yapardık. Gece 11’lere kadar sürerdi. Ben hep şunu söylerdim: Biz babamızdan annemizden bile daha çok çalışıyoruz. Ki biz, daha 10-11 yaşında çocuklardık. Ama o tesiste bulunan arkadaşlık, onlarla olan paylaşımlar bize farklı bir hayat, farklı bir paylaşım kazandırdı. Dünyaya bakışımızı değiştirdi. Dünyanın başka ülkelerinde arkadaşlıklarımız oldu. İster istemez bu bizim hayatımızdaki anlayışımızı kültür seviyemizi değiştirdi. Bu serüvenin bana en çok kattığı şey de bu sosyallik ve özgüven.

‘BİZİM YOLUMUZ ENGEBELİYDİ’

Birçok maddi manevi olanaksızlıklara rağmen bugünlere gelmişsiniz. Her düştüğünüzde sizi hangi güç tekrar ayağa kaldırıp koşmanızı sağladı?

Ben hep aşk olarak cevaplıyorum bu soruyu. Cimnastiğe olan aşkım. Tabii ki bu bir karakter meselesi de. Benim başıma ne zaman olumsuz bir şey gelse kendimi en güçlü hissettiğim zaman o oluyor. Sanki her şeyin üstesinden gelebilecekmişim gibi bir güç hissediyorum. Bu sebeple sanki dünyada hiçbir olumsuzluk beni çok aşağılara çekmeyecek diye düşünüyorum. Böyle bir his, inanç geliyor bana. Bu işi sadece sevdiğim için yaptım ben. Buna olan aşkım da 40 yaşıma kadar getirdi beni. Maddi olanaksızlıklara baktığınız zaman aslında benim gibi bu durumu yaşayan birçok sporcu var. Destek eksikliklerini yaşayan… Türkiye’de spora bu kadar ilgi yoktu tabii ki zamanında ama bizim hesabımız bu da değildi. Biz sadece şartları aradık. Dedik ki, “Biz bir şeyler yapmak istiyoruz, yapabilecek gücümüz var. Lütfen bize şu desteği verin.” O desteği almak için çabaladık. Aslında bütün yakarışlarımız, serzenişlerimiz hepsi bundan ibaretti. Zamanında o maddi olanaksızlıklarda çabaladığımız zaman, antrenörüm yoktu, dedim ki antrenörü bulacak bir para, bir kaynak bulmam lazım. Bunlara baktığım zaman hep söylediğim şey şu, “Ben cebime herhangi bir şey istemiyorum. O maddi kaynakla kendime ait bir şey de istemiyorum. Ben yine bu iş için kullanacağım sadece bu iş için çünkü bu işi seviyorum. Bu iş için her şey maddi kaynaktan geçiyor. Yani devletin yaptığı bütün yatırımlar da maddi kaynaktan geçiyor. Fakat bu bir süreçti tabii ki. Ülkenin spor anlayışıyla, kültürüyle, spor yönetimiyle geçtiği bir süreçti. O süreci biz tabii ki bazı olumsuzluklarla atlattık ama bu olumsuzluklar da benim için bugünün tecrübeleri oldu. Çünkü çok farklı yollardan geçiyorsunuz, patikalardan geçiyorsunuz. Bir doğru yol vardır, yolun sonu bellidir. Orası şampiyonluğa gider ama biz hep yollardan patikalara saptık ondan sonra doğru yolu bulmaya çalıştık. Bugün bu işi çok iyi bilen birine sorduğunuz zaman size düz yolu gösterir ama bize sorulduğu zaman biz yanlıştan nasıl dönüleceğini patikadan ana yola nasıl çıkılabileceğini de gösterebilecek bir bilgiye ve tecrübeye sahip olduk. Bu da bir artı çünkü hiçbir olumsuzluk size eksi olarak dönmüyor. Bir şekilde olumsuzluktan bile kazanıyorsunuz.

‘SPOR SADECE İNSANLARIN BİREYSEL ÇABALARIYLA YAPILIYORDU’

Geçtiğimiz yıllara göre şu anki durumu kıyaslarsanız gözlemlediğiniz en büyük farklar neler olur?

Geçtiğimiz yıllara kıyasla şu an en büyük fark spora yatırımın devlet kanalıyla çok daha yüksek bütçelerle yapılıyor olması. Ve çok daha bilinçli yapılıyor olması. Geçmişte sadece yapılması gerektiği için yapılan bir dönemi de gördüm ama bugün Spor Bakanlığı da sonuca ulaşmak için hem gençlere hem de spora olan yatırma büyük destek veriyor. Ama ben bunda ekonomik kaynağın ve kaynak yönetiminin çok etkili olduğunu düşünüyorum. Sporun içinden gelen kişilerin federasyon başkanlıklarına aday olmasının önünü açan yöneticiler gördüm. Eski Spor ve Gençlik Müdürümüz Mehmet Atalay döneminde bu çok oldu. Onun döneminde, şunu ondan bizzat duydum. “Bu işi bizzat siz yöneteceksiniz. Bizler bile bir yere kadar geliriz bir yerden sonra işin ehilleri sizlersiniz, sizler yönetmelisiniz bu işi” diye. O zamandan açılan bir kapıydı. Kaynak var, ilgi var, dolasıyla bunu da işin ehline verdiğiniz zaman bütün gereklilikler çok da araştırmaya gerek kalmadan, çünkü kendi bu süreci yaşıyor ve neyin gerekli olduğunu biliyor. Bunlar hemen sporcuların ya da sistemin, teknik ekibin ve antrenörlerin önüne seriliyor. En büyük fark bu.

TOM Projesi’nden de bahsetmek isterim. Bu, birçok şeyi değiştiren bir proje. En iyi sporcular TOM projesine alınır. TOM projesinin belli pilot bölgeleri var. Burada sizin antrenörlerinize olan destek yurt dışında gerekiyorsa bilgi transferi, yani antrenör diyetisyen, masör, fizyoterapist her gün yanınızda. Bizim bunlara çok ihtiyacımız var. Çünkü bizim yaptığımız işimiz bedenimizle. En nihayetinde belli bir seviyeye geldiğin zaman bu iş tamamen psikolojik ama bir yere gelene kadar da bedeninizle yapıyorsunuz. Onu her gün ertesi güne hazır tutmak gerekiyor. Çok yoğun bir yüklenmeden, yıpratmadan sonra sizi ertesi güne tekrar hazırlamaları gerekiyor. Ve bir bedenin bir gün içerisinde tekrar aynı yoğunluğu yaşayabilecek pozisyona gelmesi gerekiyor. Bu konu gerçekten çok önemli. Fizyoterapist ve masör… Dolasıyla beslenmeniz çok önemli, beslenmeniz için diyetisyen kadroları açıldı. Baktığınız zaman şu an her bir birim kaynağı da gerekli seviyelerde yapılıyor. Evet bu kaynağa göre çok daha iyi olabilir, çok daha kaliteli yönetilebilir ama bu bir ilktir Türkiye’de.

‘DEVLET DESTEĞİ ÇOK ÖNEMLİ’

Biz çok geriden geldik. Yani sadece insanların bireysel çabaları ile yapılan bir alandı spor. Şu an da sistem ve projeler dahilinde devletin desteğiyle yapılan bir alan oldu. Sporun bence de devlet eliyle yapılması, topluma yayılması gerekiyor, performans düzeyiyle, tamamen yatırım ve işin ehilleriyle beraber devletin yapacağı bir iş. Çünkü amatör branşlar bir futbol, bir basketbol gibi sponsorlar ekonomik kaynaklar bulabilecek branşlar değil. Bu yüzden devletin desteği çok önemli. Ve devlette bu işin arkasında olduğu sürece bu iş hep ileriye gidecektir.

.

‘CİMNASTİKTE TAKIM ÇOK ÖNEMLİDİR’

Peki cimnastikte dünyaya göre neredeyiz?

1957’de kurulan bir federasyon, baktığınızda 60 yıllık ve ben 30 yılına şahitlik yaptım. Eski hocalarımdan dinlediğim zaman yani çok gönülden yapılan ama hiçbir imkan olmayan emektarlar tarafından yapılmış ve bizim atacağımız ya da bugün attığımız adımların temelini oluşturmuşlar. Bizim dönemimize, biz takım oluşturamıyorduk. Bireysel sporcular ön plandaydı. Bazen takım 5 kişinden oluşurdu ve biz 5 kişiyi bulmakta zorlanırdık. Cimnastikte takım çok önemlidir. Bireysel gibi gözükse de aslında bir takım sporudur. Biz takımla ilgili hep sonlardan 3-5 ülkeyi geçerken, olimpiyat elemesi olan geçen yıl ilk 24’de girmemiz gerekiyordu, biz 15 ülke arasına girdik. Bu sene olimpiyatlara takım olarak katılmamız için ilk 12 sene ülke arasına girmemiz gerekiyor. En büyük favorilerden biri olarak gösteriliyoruz. Dünyanın en başarılı ülkelerinden biri olan Rusların başantrenörü bizim başkanımıza iletmiş, “Siz hiç merak etmeyin, 6. ya da 7. olarak gideceksiniz”. Gerçekten şu anki pozisyonumuz dünyadaki ilk 8 takım arasında. Bize gelen yorumlar şu şekilde; “Ne oldu da 5 yılda bu kadar ilerlediniz.” 5 yılda cimnastik ilerlemez, bir çocuk 5 yaşında cimnastiğe başlar, 18 yaşında yeni yeni kendini göstermeye başlar. 20’li yaşlarda da artık olgunlaşmaya başlar. 5 – 6 yılda böyle bir şey olması, demek ki sizin elinizde. Hep kaliteli sporcular varmış. Bizim elimizde kaliteli ve yetenekli sporcular var.

Dünyanın en iyi 8 takımı arasına giriyorsunuz. Ve bu çocuklara baktığınız zaman, sihirli bir değnek yok kimsenin elinde. 5 yılda bu kadar ileri gidecek… Demek ki imkanlar verildiği zaman meyvesini alıyorsunuz. Keşke daha önce verilmiş olsaydı. Meyveler çok daha önce alınırdı. Bu başarılar daha önce gelip ülkenin de daha önce gündemine otururdu diye düşünüyorum.

’35’TEN SONRA HER YIL 10 YIL GİBİ’

Şu an dünyanın en yaşlı erkek cimnastikçisisiniz. Bu durum bir cimnastikçi için ne ifade ediyor? Yaş almanın cimnastikte nasıl avantaj ve dezavantajları oluyor?

Bu yaşta cimnastik yapabilmek kolay değil evet ama bu yaşta üst düzey cimnastik yapabilmek gerçekten zor. Geçtiğimiz haftalarda Slovenya’daki Dünya Kupası’nda bir Kıbrıslı, “39 yaşında cimnastik belki yapılabilir ama üst düzey yapmak gerçekten saygı uyandıracak bir şey ve sana saygı duyuyorum” dedi. Bundan dolayı çok mutlu oldum ve şu an onu hissediyorum. 39 yaşında 20’li yaşlarda ve çok üst düzey cimnastikçilerle yarışıyor olmak ve onların beni rakip olarak görüyor olması benim için çok onurlu bir durum.

‘YAŞADIKLARIMI YAZIYA DÖKMEK İSTİYORUM’

39 yaşında tabii ki farklı tecrübelere sahip oluyorsunuz. Ben 20’li yaşların ortalarında da başarılar elde ediyordum. İlk dünya kupasını kazandığımda, Avrupa Şampiyonası’nda madalyasını aldığımda Türkiye için ilkti. Bir branşın tarihini değiştiriyorsunuz ama geriye dönüp baktığımda ne kadar acemi bir sporcuymuşum diye düşünüyorum. Hem çalışmalarım hem tavırlarım hem anlayışım, spora bakışımla… 39 yaşında tabii ki çok farklı tecrübelere sahip oluyorsunuz. 35’ten sonra sanki her yıl bana 10 yıl öğretiyor gibi. Hem olgunlaşıyorsunuz hem hayatın içinde daha farklı yerler ediniyorsunuz. Dolayısıyla bu spora bakışınızı da değiştiriyor. Bugün benim takım arkadaşlarım, yaşıtlarım Cimnastik Federasyonu’nu yönetiyorlar. Ben hala sporculuk yapıyorum. 30 yıl sporculuk yapan pek yok. Ben hala öğreniyorum. İnanın öğrenmek de tecrübe de bitmiyor. 40’ımdan sonra da başladığım zamandan bu zamana baktığım zamanı tecrübelerin nasıl süreçlerden geçtiğini, hangi süreçlerden süzüldüğünü açıkçası ben de yazıya dökmek istiyorum.

Genç cimnastikçilerle de yakından ilgilisiniz. Onları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genç cimnastikçilerle gerçekten de ilişkilerim çok iyi. Bu benim kendimi genç hissetmeme de sebep oluyor belki. Benim jenerasyonumdan çok daha farklı.İnançları daha farklı, kendilerine daha güvenli. Bu jenerasyonun bu ülkenin geleceğine çok etki edeceğini düşünüyorum. Gelecekte Türk sporunu gerçekten sporcular yönetecek. Ben bu inançlarını da kendine güvenlerini de bilgilerini de görüyorum.

‘SPORU BIRAKTIKTAN SONRA HAREKETİMİ TRİBÜNDEN İZLEYECEĞİM’

Nisan ayında barfiks kategorisinde ‘The Şamiloğlu’ hareketinizle mesleği bırakmanıza ramak kala dünya literatürüne geçtiniz. Dünya cimnastik literatürüne imzanızı atmak sizin için ne ifade ediyor? Nelere dikkat ettiniz harekette?

Dünya cimnastiğine başarılarımla ve yaptıklarımla aslında bir imza bıraktığımı düşünüyorum. Ama daha öte bir şey yapmak istedim. Zaten barfikste bilinen bir sporcuyum. Sporu bırakmaya yakın bizim bir de literatür kodumuz var. Olimpiyatlardan sonra değişen her sporcunun eline alıp “Hangi hareketleri yapabilirim” diye düşündüğü… Orada yazı olarak da yazılmasını istedim. Ve sporu bıraktıktan sonra tribünde oturduğumda ya da ekranda izlerken benim keşfettiğim bir hareketin yapılmasını ve ismimin zikredilmesini istedim açıkçası. Bu belki megalomanlık gibi de görülebilir ama böyle bir arzum oldu son yıllara yaklaşırken. Herhalde onun vereceği keyif başka olur diye düşünüyorum. O yüzden hocamla oturduk ve bir hareket yapalım ama herkesin tercih edebileceği bir hareket olsun, estetik düzeyi olsun aynı zamanda zorluk derecesi olsun diye düşündük. Ben arkama yaslanıp antrenörümle birlikte keşfettiğim bir hareketin herkes tarafından yapıldığını izlemek isterim açıkçası.

‘SÜRECİ KABULLENMEYE BAŞLADIM’

2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları sonrası aktif sporculuk kariyerinize son vereceksiniz. Ne hissediyorsunuz?

Çok sevdiğim bir işin artık bitme noktasına geldiğini düşünmek aslında benim için çok da kolay olmadı. Süreç beni zorladı. Ben 2016’da bırakacağımı söyledim. Keza 2 ay bıraktım. Evet biraz eşimin zorlamasıyla geri döndüm ama sonuçta bu benim içimde olmasa geri dönmezdim. Demek ki hazır değilmişim. Keşke başka bir meslek yapsaydım. Edebiyatla ilgilenseydim, bir yazar olsaydım. Çünkü çok seviyorsun ve ömrünün sonuna kadar yapabileceğin bir iş. Ne güzel bir şey diye düşünürdüm. Benim yaptığım iş evet bedenimle alakalı. Beden bir yerden sonra yaşlanıyor, yıpranıyor ve size izin vermiyor. İzin verse bile 20 yaşındaki bedenlerle yarışma şansınız kalmıyor. Bu beni üzüyordu. Kabullenmek de istemiyordum. Ama şu anda düşüncelerim değişmeye başladı. Süreci kabullenmeye başladım. Cimnastiğin sadece sporculukla yeterli olmadığını düşünüyorum. Ki buna inandım. Sonrasında 2020 benim için son nokta ve o zaman keyifle bırakacağım bir psikolojideyim.

‘SAVAŞIN KOL GEZDİĞİ DÜNYADA SPORA HER ZAMAN İHTİYAÇ VAR’

2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları için ne hedefliyorsunuz? Belki zirvede bırakmak için bir fırsat daha. Ne dersiniz?

Sürekli kafamda canlanıyor… 2020 Olimpiyatları’nda finale kalıyorum. Finalde çok güzel performans sergiliyorum. Sonuçlar açıklanıyor ve ben madalya kazanıyorum. Ama nedense aklımda hep şampiyonluk var. Ve bu benim son performansımdı demek istiyorum. O hayali kurarken bile heyecanlanıyorum. Umarım hayalim gerçek olur. Bunun için çabalıyorum. Ama olmayabilir. Tabii ki bütün çabam olması için. Bu sporu bırakırken olup olmayacağıyla alakalı herhangi bir kaygım yok. Bu benim temennim, isteğim, çabam. Ve bunun için her gün salona gidiyorum. Ama sporu bırakırken her şekilde keyifle bırakacağım.

Dolu dolu bir spor hayatı yaşadım. Ve bırakırken bütün çocuklara bir şekilde sporun güzelliğine dokundurmak istiyorum. Bununla alakalı bazı düşüncelerim ve şekillenmeye başlayan bazı projelerim var. Yerel yönetimlerle ya da devlet kurumlarıyla kendi oluşturduğum bir yapı, bir kuruluşla beraber yaptığımız organizasyonlarla ben bütün çocuklara bir şekilde sporu ulaştırmak istiyorum. Bir toplumun temeline spor yerleşirse o toplumun geleceği de çok sağlam olacaktır diye düşünüyorum.

‘SANAT VE SPOR DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLİR’

Sporun temeli dostluk, barış ve kardeşlik. Biz bunu çok klişe bir şekilde söylüyoruz artık. Söylerken hislerini kaybetmiş üç kelime gibi geliyor artık bana. Ama gerçekten büyük dostluk kazandırıyor. Biz nereye gidersek gidelim dünyanın çeşitli yerlerinden insanlarla tanışıyoruz ve büyük dostluklar kazanıyoruz. Spor her zaman dünyaya barış için bir aracı olmuştur. Murat Canbaş’ı hatırlayın. Murat Abi vefat ettikten sonra Yunan sporcu madalyasını Murat Ağabey’e ithaf etmişti ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkileri farklı bir boyuta getirmişti. Baktığınız zaman savaşı bitirmiş iki ülke arasında sıcak gelişmeler olduğu zaman hemen bir futbol maçı organize edilir. Çünkü sporun birleştirici gücü çok yüksektir. Kardeşlik dediğiniz zaman bütün bayrakların rekabet içinde ama kardeşçe mücadele ettiği bir yer. Spor kardeşliktir. Düşündüğünüz zaman bu kadar güzel bir felsefeye sahip başka bir alan bulamayız. Sporun çok başarı odaklı olmaya meyilli olduğunu görüyorum. Ben sporun bu ana ruhunun öne çıkarılmasını dileyenlerdeyim. Çünkü savaşların kol gezdiği bu dünyada spora her zaman ihtiyaç duyacağız. Sanat da elbette ki başka bir şey. Toplumları birleştiren evrensel bir alan. İkisiyle beraber ben dünyanın çok değişeceğine inanıyorum.

Ben Ankara’nın Mamak Bölgesi’nde de Çankayasında da Yenimahallesinde de çocuklara bu kültürü aşılayacak farklı kültürler aşılayıp farklı organizasyonlar yaparak bir şekilde o çocukların temelinde bunun yayılmasında rol almak istiyorum. Bunu başaracağıma da inanıyorum. Tabii ki bu tek başına yapılacak bir şey değil ama bu şartlarda yarının yöneticileri, doktorları, adalet sağlayıcılarının bu ahlakla geliştiğini düşündüğünüz zaman tohumlar çok sağlam atılıyor. Ben de bu tohumlarda büyük bir rol almak istiyorum. İnşallah çabam sonuç verir. Ankara’da başlayıp diğer illere de yaymak istiyorum…

Futbol gerçekten bir birleştirici güç. Ama baktığınız zaman sporun ahlakına en çok zarar veren yerinde futbol olduğunu görüyoruz. Sadece ticari amaçlı bir işe dönüştüğünü görüyoruz. Sporu şu anda yıpratıyoruz. Umarım herkes gerçekten aklını başına alır bu dünyanın en çok ihtiyacı olan ve gerçekten yıpratılmaması gereken ve elmas gibi köşede durması gereken bir alan olduğunu farkına varır.

En son Artistik Cimnastik Dünya Challenge Kupası’nda yedinci altın madalyanızı kazandınız. Bu başarının sizin için anlamı nedir?

Benim bugüne kadar hiç gümüş ya da bronz madalyam olmadı benim kupalarda. Hatta üçüncü ya da ikinci olma ihtimalim olduğu zaman arkamdan gelen sporcuların beni geçmesi için çok defa dua etmişimdir. Ben Naim Süleymanoğlu’ndan küçükken “Tarih sadece şampiyonları hatırlar” diye bir söz dinlemiştim. Evet yedinci altınım. Hiç gümüş ya da bronzum yok. Bırakmadan önce de bir gümüş ya da bronzum olsun istemem ama birincilikleri isterim açıkçası. Naim Ağabey’in beni sürüklediği yol diyebilirim.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir