Ukrayna savaşı, gıda enflasyonu, artan yaşam maliyetleri ve kapıdaki açlık – Mustafa Durmuş

Savaşların neden olduğu ekonomik sorunların başında yüksek enflasyon, emekçi kitlelerin yaşam maliyetlerindeki hızlı artış (dolayısıyla hayat pahalılığındaki artış), yoksulluk ve açlık gibi sorunların geldiği tarihsel olarak kanıtlanmış bir gerçek.

Örneğin yüksek enflasyon, küresel üretimde fiziki olarak durma ya da kesintiler gibi arz yönlü nedenlerden kaynaklanabildiği gibi, savaşı finanse edebilmek için aşırı bir para basımına gidilmesi gibi parasal genişleme yoluyla da, yani talep yönlü olarak da gerçekleşebiliyor.

Birinci Dünya Savaşı tarihin en büyük hiper-enflasyonuna yol açtı

Tarihte savaşın enflasyonist etkileri konusundaki en somut örneklerden biri Almanya’ya ait çünkü 1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşının ve ardından gelen yüksek savaş tazminatlarının ardından Almanya hiper-enflasyonla karşı karşıya kaldı.

Öyle ki 1923 yılının Temmuz-Kasım ayları arasında enflasyon insanlık tarihindeki en yüksek seviyeye ulaştı (yüzde 374 milyon oldu). (1) Bunun sonucunda çok ciddi biçimde değer kaybeden Alman Mark’ı (banknot) İmparatorluk Mark’ı anlamına gelen Reichsmark (madeni para) ile değiştirildi.

Enflasyon Almanya’da faşizm ve 1939’da başlayan İkinci Dünya Savaşı döneminde, sadece bu ülkede değil tüm Avrupa ülkelerinde hızla arttı. Bunun nedenlerinin başında savaş yüzünden tarımsal üretimin ciddi biçimde azalması ve bunun da gıda ürünlerinin fiyatlarını hızla yükseltmesi geliyordu. Savaşların bu etkisi Afganistan, Irak, Libya ve Suriye savaşlarında da yaşandı.

İşçi sınıfı savaşların asıl kaybedeni

Savaş ekonomik olarak toplumun neredeyse tüm kesimlerini etkilese de, bundan en fazla emekçiler zararlı çıkıyor. Örneğin Almanya’da (1913-1923 arasında) nominal işçi ücretleri trilyon kat arttı ama bu artış yaşam maliyetlerindeki artışın çok gerisinde kaldı. Çünkü reel işçi ücretleri 1913’teki seviyenin yarısı ile üçte ikisi düzeyine kadar geriledi. Hitler Yönetimi ise, iktidarı ve savaş boyunca hızla artan enflasyonu kontrol edebilmek için çok katı bir ücret rejimi uyguladı. Bunun sonucunda, 1933-1944 arasında, nominal ücretlerdeki artış sadece yüzde 3’te kaldı. Böylece,  artmaya devam eden enflasyon karşısında, reel ücretler 1944 yılında 1932’deki düzeyin yüzde 15 altına indi. (2) Bu da emekçi sınıfların yaşam maliyetlerini artırarak onları yoksullaştırdı.

Bugün kuşkusuz bu çapta bir dünya savaş yaşanmıyor. Mevcut savaş Ukrayna topraklarında ama (şimdilik) emperyalist-yayılmacı devletler arasındaki bir vekâlet savaşı gibi sürüyor. Buna rağmen, tüm dünyada, başta enerji ve gıda fiyatlarındaki hızlı yükseliş nedeniyle, yüksek bir enflasyon, beraberinde gelen yaşam maliyetlerinin artması ve artan yoksullaşma süreci yaşanıyor.

Çünkü ekonomiler 80-100 yıl öncesine göre birbirine çok daha fazla entegre ve küresel gelişmelerden çok daha fazla etkileniyorlar. Üstelik Birinci ya da İkinci Dünya Savaşları yıllarında enerji-gübre, gıda ve yarı-iletken maddelerin ve bazı hafif metallerin  “küresel tedarik zincirlerindeki aksamalarından” söz edilemezken, bugün yaşananlara bunlar damgasını vuruyor.

“Enflasyon küresel”, söylemine sığınmak siyasal iktidarları sorumluluktan kurtarır mı?

Diğer taraftan, önce Covid-19 salgını, ardından da Ukrayna savaşının neden olduğu iktisadi sorunlardan yola çıkıp, örneğin Türkiye’yi yönetenlerin yaptığı gibi, ülkedeki yüzde 100’leri aşan enflasyonu, hızla artan yaşam maliyetlerini ve giderek derinleşen yoksullaşmayı, bütünüyle “küresel olumsuz gelişmelere” bağlayarak sorumluluktan kurtulabilmek mümkün değil.

Ya da, örneğin savaşın yakından etkilediği Avro Bölgesi’nde Mart ayında gıda enflasyonu yüzde 5, savaşan iki tarafı olan Rusya’da aynı ayda gıda enflasyonu yüzde 18 ve Ukrayna’da yüzde 19 (3) ve hatta Çin hariç Asya ülkelerinde ortalama yüzde 4,5 iken (4), Türkiye’de resmi verilerle dahi yüzde 70 olduğu gerçeği “enflasyon dünyanın her yerinde yaşanıyor” açıklamalarını boşa çıkartıyor.

Son 15 yılda 3 derin kriz

O halde, son 15 yıldır, önce 2008 Küresel Finans Krizi ve peşinden gelen Büyük Resesyon, ardından Covid-19 salgını ve nihayet Ukrayna savaşının ekonomileri ciddi biçimde etkilediği tespiti ile başlayalım. Öyle ki 1970’li yılların ortalarından itibaren onlarca yıl sürecek olan yapısal bir durgunluk sürecine giren kapitalizm bugün artık çok daha yavaş büyüyebiliyor. Yüksek enflasyon ve işsizlik ise artık ‘yeni normal’ olarak kabul edilmeye başladı.

Bugün kapitalizmin krizlere yatkın mekaniğini harekete geçiren ya da açığa çıkartan faktörlerse şöyle özetlenebilir:  Küresel tedarik zincirlerinde Covid-19 salgını ile başlayan kırılmalar ya da bozulmalar, Ukrayna savaşı ile başlayan enerji ve temel gıda maddeleri başta olmak üzere, bazı metaların tedarikiyle ilgili sorunlar ve ciddi boyutlara erişen fiyat artışları.

Bozulan küresel tedarik zincirleri

Öncelikle Ukrayna’daki savaş, Covid-19 salgını nedeniyle bir süredir aksayan küresel tedarik zincirlerini daha fazla aksatmaya başladı. Şöyle ki Ukrayna ve Rusya, Almanya ve ABD gibi büyük sanayi üreticisi ülkelerin ithalatının yalnızca küçük bir bölümünü oluştursalar da, her ikisi de temel hammadde ve enerji tedarikçisi ülke konumunda. Örneğin Rusya, AB gibi dünyanın ikinci en büyük ekonomisinin ve Türkiye gibi bazı az gelişmiş ekonomilerin en büyük doğal gaz ve petrol sağlayıcısı.

Kuşkusuz milyonlarca Ukraynalı ve Rus’un hayatını ve geçim kaynaklarını tehdit eden bir savaşın ekonomik sonuçları, savaşın neden olduğu insani kayıpların yanında ikincil olarak kabul edilebilir.

Ancak savaş devam ederse, sadece bugün değil, gelecekte de enerji, gıda temini, ulaştırma, metaller ve mikroçip temininde ciddi sorunların yaşanması kaçınılmaz olacak. Bu sorunlar tüm ekonomileri bir yandan durgunluğa sokarken, diğer yandan da enerji, gıda başta olmak üzere temel metalardaki artan maliyetler ve savaşla birlikte hızla yükselen deniz, kara ve demiryolu taşımacılığı maliyetleri yüzünden yükselen navlun fiyatları nedeniyle, daha da yüksek bir enflasyona neden olacak. (5)

‘Dünyanın tahıl ambarları’ aynı zamanda petrol, doğal gaz ve kıymetli metal üreticileri

Çünkü Rusya ve Ukrayna, sadece tahıl değil, aynı zamanda nikel, bakır ve demir gibi metallerin ve mikroçip üretimi için gerekli olan neon (bu maddenin yüzde 90’ını tek başına Rusya karşılıyor), paladyum ve platin gibi girdilerin küresel üretimine ve ihracatına öncülük ediyorlar.

Örnek olarak Rusya (2020 yılında), dünyadaki buğday üretiminin yüzde 11’ini karşılamanın yanı sıra, ham petrol üretiminin yüzde 12,1’ini, doğal gazın yüzde 16,6’sını, paladyumun yüzde 43’ünü ve alüminyum arzının yaklaşık yüzde 6’sını sağladığı gibi, aynı zamanda önemli bir titanyum, nikel, bakır ve platin üreticisi bir ülke. Öyle ki ABD, Avrupa ve İngiltere’nin sivil havacılık sanayileri Rusya’dan yapılan titanyum tedarikine bağımlılar. Ukrayna da benzer bir biçimde önemli bir uranyum, titanyum, demir cevheri, çelik ve amonyak üreticisi. Bu yüzden de Rusya’ya yönelik olarak uygulanan yaptırımlar, 2018’de olduğu gibi,  alüminyum piyasasını sarsabilir ve bir bütün olarak metal piyasasını ciddi sıkıntıya sokabilir. (6) Bu da bu maddelerin girdi olarak kullanıldığı çok sayıda sektörde üretim sorunlarına ve ciddi fiyat artışlarına yol açabilir.

Enerji krizi

Rusya-Ukrayna savaşı, enerji temini açısından neden olduğu zorluklar ve bunun enerji maliyetlerini artırması yüzünden, sadece Avrupa ülkelerini değil,  azgelişmiş ülkeleri de etkiliyor zira sanayi başta olmak üzere ekonominin birçok sektörünü darboğaza sokuyor.

Bu durum temel gıda üretimi ya da teminini de etkiliyor. Başta buğday olmak üzere gıda malları bakımından savaşan ülkelerden yapılmakta olan ithalata bağımlı olan yüzlerce milyon insanı (özellikle de Afrika ülkelerinde yaşayanları) açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.

Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki petrol krizini tetikleyen 1973 Yom Kippur savaşına benzetiliyor ve bunun dünya ekonomisinin temellerini sarsarak, küresel ekonomik büyümeyi sona erdiren bir olgu olduğu vurgusu yapılıyor. (7)

Rusya, dünyanın en büyük ikinci petrol üreticisi ve Suudi Arabistan’dan sonra en büyük ikinci ham petrol ihracatçısı olduğu için, bu savaş küresel petrol fiyatlarını yükseltiyor. Nitekim savaş öncesinde, dünya petrol fiyatlarının 2022 yılında varil başına 70 dolar civarında olacağı beklentisi çoktan terk edildi. Öyle ki ham petrolün fiyatı bir ara 130 dolarları aşarken, bu günlerde yeniden çıkış için 100 doların üzerinde bir yerde bekliyor. Ayrıca Rusya, Avrupa’nın doğal gaz ithalatının yüzde 40-50’sini de karşıladığından, bu ürünün arzındaki kesinti ya da fiyatındaki hızlı artışlar gelişmekte olan Avrupa’daki birçok ülkede fabrikaların kapanmasına ve ekonomik büyümenin durmasına neden olacaktır.

Yeni bir mülteci akını

Kısaca, savaş gıda malları üretimi ve tedarikinde de ciddi güçlüklere neden olarak gıda üretimini, tedarikini ve dağıtımını sekteye uğratıyor. Bu durum da bir süredir iklim değişiklikleri ve Covid-19 salgını gibi faktörler yüzünden artmış olan küresel açlık riskini daha da büyütürken, aynı zamanda özellikle de Afrika ve Güney Asya’dan kaynaklı yeni mülteci akınlarına da neden olacak gibi görünüyor.

Nitekim 13 Nisan itibariyle, Ukrayna’da yaşayan yaklaşık 4,6 milyon insan kalıcı veya geçici olarak savaştan korunmak için ülkeyi terk etmiş durumda. Bunların yaklaşık 2,7 milyonu Polonya’ya,  709 bini Romanya’ya, 434 bini Macaristan’a, 433 bini Rusya’ya, 416 bini Moldova’ya, 323 bini Slovakya’ya ve 22 bini Belarus’a gitti. (8)

Gıda güvenliği tehlikede

Bu arada dünyada gıda fiyatları Şubat ayından bu yana zirveye çıktı. Aslında gıda fiyatları küresel olarak, yüksek enerji fiyatlarından iklim değişikliğine kadar birçok faktör yüzünden 2021’de zaten hızlı bir biçimde artmıştı. Yani mevcut savaşla ortaya çıkan krizden önce gübre, petrol ve nakliyenin yanı sıra gıda fiyatları da hızlı bir şekilde yükseliyordu.

Ancak, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) dünya çapında gıda fiyatlarının bir göstergesi olan Gıda Fiyat Endeksi’nin (FFPI), bu yılın Şubat ayından bu yana tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığı görülüyor.

Bu artış devam ederse, geçmişte yaşandığı gibi büyük kıtlıklara yol açabilir. Nitekim Nobel ödüllü Hintli iktisatçı Amartya Sen, 1943 yılında 2 ila 4 milyon insanın ölümüne neden olan Bengal kıtlığının başlıca nedeninin artan gıda fiyatları olduğunu ortaya koymuştu. (9)

Gıda fiyatları endeksleri hızla yükseliyor

Mart 2022’de, FAO “Gıda Fiyat Endeksi” ortalama 159,3 puan, Şubat ayına göre 17,9 puan (yüzde 12,6) artarak 1990’daki başlangıcından bu yana yeni bir en yüksek seviyeye sıçradı. Son artış, bitkisel yağlar, tahıllar ve et alt endeksleri için tüm zamanların yeni en yüksek seviyelerini yansıtırken, şeker ve süt ürünlerinin fiyatları da önemli ölçüde yükseldi.

“Hububat Fiyat Endeksi”, Şubat ayına göre 24,9 puan (yüzde 17,1) artarak Mart ayında ortalama 170,1 puan ile 1990’dan bu yana rekor düzeydeki en yüksek seviyesine ulaştı. Bu artış, büyük ölçüde Ukrayna’daki savaşla bağlantılı ihracat kesintilerinden kaynaklanan buğday ve iri taneli tahılların dünya fiyatlarındaki artışını yansıtıyor. “Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi” de Mart ayında ortalama 248,6 puan, Şubat ayına göre 46,9 puan (yüzde 23,2) artarak yeni bir rekor kırdı. Keza “Süt Ürünleri Fiyat Endeksi” Mart ayında ortalama 145,2 puan, Şubat ayına göre 3,7 puan (yüzde 2,6) artarak art arda yedinci kez arttı ve bir yıl önceki değerinin 27,7 puan (yüzde 23,6) üzerine çıktı. “Et Fiyat Endeksi” Mart ayında ortalama 120,0 puan olarak, Şubat ayına göre 5,5 puan (yüzde 4,8) artarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Son olarak “Şeker Fiyat Endeksi “Mart ayında Şubat ayına göre 7,4 puan (yüzde 6,7) artarak 117,9 puan oldu. (10)

Bir başka anlatımla, 2021 yılında FAO “Hububat Fiyat Endeksi” 2008’deki zirveyi yakalarken, Ukrayna savaşından bu yana adeta patlama yaşıyor. 2019 ile Mart 2022 arasında ise hububat fiyatları yüzde 48, akaryakıt fiyatları yüzde 86 ve gübre fiyatları yüzde 35 arttı. (11)

Dünya gıda fiyatlarının finansal spekülasyon, iklim değişikliğinden kaynaklı aşırı hava koşulları gibi kapitalist sisteme içkin birçok nedeni olduğu gibi, yine sisteme içkin ekonomik durgunluk ve krizlerden, büyük çaplı politik çatışmalardan ve savaşlardan etkilendiği de biliniyor.

2007-2008 Gıda Krizi, Arap Baharı ve Ukrayna Savaşı

Nitekim aşağıdaki grafikten de görülebileceği gibi, dünya gıda ürünleri fiyatları 2007-2008 krizi ve ardından gelen gıda isyanları ve Arap Baharı gibi politik çatışmalardan ve Ukrayna savaşından ciddi bir biçimde etkilenmiş durumda.

Öte yandan, 2007- 2008 gıda krizi nispeten kısa sürdü çünkü küresel gıda sistemi hızlı bir şekilde artan arzla buna karşılık verdi. Buna karşılık, Ukrayna savaşıyla ortaya çıkan krizin gıda, akaryakıt ve gübre fiyatları üzerindeki etkilerinin yakın zamanda bitip bitmeyeceğini bugünden bilebilmek mümkün değil.