Üç Şehrin Hikayesi: Napoli, Herkülanyum ve Pompei

İtalya’nın batı kıyılarında, Campanya bölgesinde bulunan Napoli körfezine dizilmiş üç antik şehir. Dönemlerinin en parlak şehirleri, Pompei ise bir liman kenti ve oldukça zengin. Milatta önce 79 yılında bu gün, yani 24 Ağustos günü bu üç şehrin kaderin değiştiren bir olay gerçekleşir. Herkülanyum’un tepesinde dikili mezar taşı gibi duran Vezüv yanardağı faaliyete geçer, akan lavlar bu şehri tamamen kaplarken, kuzeyden esen rüzgar sayesinde dağın kustuğu sıcak gaz ve kül Pompei’nin üstünü kaplar. Napoli ise güneyde kaldığı için zarar görmez. Sonuç oldukça trajiktir, ani patlama nedeni ile Herkülanyum ve Pompei halkı yerinden bile kıpırdayamadan dakikalar içinde yok olurken, Napoli halkı olayı uzaktan seyretmek dışında bir şey yapamaz. Konu ile ilgili tek kanıt “Pliny” adında olayı gören birisinin tarihçi Tacitus’a yazdığı mektupta insanları kurtarmak isterken ölen dedesi ve Romalı bir amirali anlatmasıdır. Yaşamını yitirenlerin gerçek sayısı bilinmese de binin üzerinde insan günlük işleri sırasında aniden üstlerini örten sıcak küllerle yanmıştır. Zaten zaman zaman patlayan Vezüv’ün dönemin halk inançlarına göre tanrı Jüpter’in olduğu ve Herkül’e adandığı göz önüne alınır ise, her patlamanın sinirlenen tanrıların işi olduğuna inanmamak elde değildir. Bu gün bile bu savın bilimsel gerçeklerin önünde kabul görmesi, insanlığın bilimsel gerçekleri kabul etmesindeki zorluğun ne olduğunu merak konusu yapar. Ancak bu durum hala Vezüv etrafında yaşayan birkaç milyon insanı tehlikeden kurtarmaz.

Fotoğraf: Vezüv dağı ve Erkolano kasabası. Dağın ucundaki çentik patlamadan önce birkaç yüz metre daha yüksek olan dağın patlama ile kopup etrafa saçılan kısmına aittir. Kaynak: the Wikimedia Commons.

Yer yer altı metreyi bulan kül ve lav tabakasının yaktığı, 1599 yılına kadar varlığı bile unutulan bu iki şehirden Pompei’nin meşhur olmasının nedeni üzerini örten kül tabakasının kolaylıkla kaldırılarak tüm yapılarının büyük oranda korunmuş olarak ortaya çıkartılmasıdır. Herkülanyum ise taşlaşmış lav tabakası altında kalmaya devam etmektedir, donmuş lavların üzerinde yer alan modern “Erkolano” yerleşimi ise yeni bir patlamada lav altında kalma riskini iki bin yıl önce olduğu gibi taşımaktadır.

Pompei’in ortaya çıkartılması ancak Rocque Joaquin de Alcubierre’nin 1748 yapmış olduğu çalışmalarla başlar. İki asır boyunca olduğu gibi saklanan şehir ve “sakinleri” UNESCO tarafından “dünya mirasları” listesine alınmış milyonlarca turisti çeken bir yerdir. Tabi bu milyonlarca turistin bıraktığı döviz de iki bin yıl önce patlamadan burnu bile kanamadan kurtulan Napoli halkının cebine girmektedir. Yıllar önce karşılaştığımız bir Napolili “şimdi tanrıya şükrediyoruz ki külleri bizim başımıza değil de Pompei’nin başına yağdırıp, bizi zengin yapmış” diyerek ironi yapmıştı.

Pompei kazısı sırasında yer yer ortaya çıkan kovukların ne olduğunu anlamaya çalışan kazı ekibi, kovukları alçı ile doldurarak kalıp çıkarır. Bu gün çoğumuzun taşlaşmış insan sandığı şeyler aslında yanarak ölen insanların üzerini örten sıcak küllerin sertleşmesi ile oluşan kalıplarıdır. İçlerine alçı dökülmese yok olup gidecek olan bu boşluklar insanlardan kalan izlerdir.

Bin yedi yüzlü yıllarda başlayan kazılarda ortaya çıkartılan sadece Pompei şehrinin binaları ve ölenlerin kalıntıları değildir. Aynı zamanda şehrin tüm mahrem hayatı da ortaya konur. Hıristiyanlığın gelişi ile tamamen yok edilen Roma tarzı yaşamın detayları da gün yüzüne çıkar. Çıkartılan fresk, mozaik ve heykeller, kazıyı gerçekleştiren katolik hıristiyanları utandırır. Hatta atalarının bu durumda olmasını sindiremeyen idari heyet seks tanrısı Priapos’un aşırı büyük genital organlarını alçı ile kapatıp, cinsellikle ilgili birçok buluntuyu kaybederler. Bu gün cinsellik içeren bazı buluntular Napoli Ulusal Müzesinde “mahrem bölüm” olarak sergilenmektedir. İlginç olan ise dönemin cinsel yaşamı, şehrin muhteşem planı, sanat eserleri ve düzeninin önüne geçerek haksız yere “terbiyesizlikleri yüzünden tanrının gazabına uğramış şehir” ününe neden olmasıdır. Aynı dönemde aynı yaşamı sürdüren diğer şehirler ise Vezüv’ün biraz uzağında oldukları için “tanrının koruduğu şehir”lerdir (!). Napoli’nin dindar sokaklarını gezerken bunu hissetmemek mümkün değil. Her cadde başında bir azizin sütun üstüne dikilmiş heykeli ve kitabesinde tanrıya “bizi Vezüvden koruduğun için şükürler olsun, bizi korumaya devam et” şeklinde bir yakarış okunur.

Herkül heykelinin hıristiyanlıktan sonra yapılan sansürlü reprodüksiyonu

Ulusal Napoli müzesinde sergilenen orijinal Herkül heykeli ve resim çalışan çocuklar. Hristiyanlıktan sonra parçalanan heykel günümüzde tekrar restore edilmiştir.

Günümüzde Vezüv’ün Napoli kıyılarından görünüşü.

Pompei Antik kentinden bir duvar resmi.

Pompei antik kent alanında korumaya alınmış bir alçı kast model.

 

İlginizi çekebilir