‘Türkiye’deki JES’lerin yüzde 61’i tarım arazisine kurulu’

CHP’nin raporuna göre ‘Jeotermal Elektrik Santralleri’nin kurulu olduğu alanların yüzde 61’inin tarım arazisi. Ayrıca santraller halk sağlığı ve tarımı tehdit ediyor.

‘Türkiye’deki JES’lerin yüzde 61’i tarım arazisine kurulu’CHP ‘Jeotermal Enerji Santrallerinin Çevresel Etkileri’ raporu hazırladı. Türkiye’de JES’lerin yaygın olduğu şehirlerde inceleme yapan CHP’nin Jeotermal Enerji Araştırma Komisyonu, plan dahilinde hareket edilmemesi nedeniyle kirlilik yükünün arttığını, halk sağlığı ve tarımın tehdit altında olduğunu belirtti.

TÜRKİYE’DEKİ JES’LERİN YARISINDAN FAZLASI AYDIN’DA

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç’un başkanlığında Aydın Milletvekilleri Süleyman Bülbül ile Hüseyin Yıldız, İzmir Milletvekili Mahir Polat, Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Muğla Milletvekili Mürsel Alban ve Parti Meclisi Üyesi Gizem Özcan’ın yer aldığı Komisyon Aydın, Manisa, Denizli, Muğla ve İzmir’de incelemeler yaptı.

Komisyonun hazırladığı rapora göre, Aydın’da 28, Manisa’da 17, Denizli’de 8 santral bulunuyor. Öte yandan Aydın’da 11, Manisa’da 2, Denizli’de ise 7 santral kurulması planlanıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında hazırlanan ‘Kümülatif Etki Değerlendirme Raporu’na göre JES’lerin kurulu bulunduğu alanların yüzde 61.65’inin tarım arazisi olması dikkat çekiyor.

‘SON ÜÇ YILDA SANTRALLERE 110,5 MİLYAR LİRA ÖDEME YAPILDI’

Rapora göre Türkiye’deki JES’lerin yaklaşık yüzde 95’i Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Üretimini Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında yer alıyor. Son üç yılda özel şirketlere YEKDEM mekanizmasıyla yaklaşık 110,5 milyar TL ödeme yapıldı.

2019 yılında Türkiye’nin elektrik üretiminde JES’lerin payının toplam üretimin sadece yüzde 2,7’sine denk düştüğü belirtilen raporda, “Yatırımların, denetimsiz ve plansız yürütüldüğü iddiaları bir yana, giderek düşmekte olan tarımsal üretim açısından da her bir projenin risk unsuru taşıdığı aşikardır” denildi.

SANTRAL BÖLGELERİNDE YAŞAYANLAR SORUNLARINI ANLATTI

Komisyon çalışmaları kapsamında JES’lerin kurulu olduğu alanlarda yaşayanlarla da görüşmeler yapıldı. JES projeleri kapsamında inşa edilen nakil hatları ve sondaj kuyularının ev, okul gibi kamusal binaların çok yakınında bulunması nedeniyle risk taşıdığını belirten JES bölgelerinde yaşayanlar, firmaların özellikle gece saatlerinde daha yoğun çalıştığını, atıklarını gece geç saatlerde derelere ve sulak alanlara bıraktıklarını söylediler.

Su kaynaklarında kirlenme ve azalma yaşandığını, dere yataklarına bırakılan atıklar nedeniyle tarımsal sulama yoluyla tarımsal ürünlerin zarar gördüğünü belirten vatandaşlar, JES’ler  yüzünden yaşam alanlarında hidrojen sülfür gazı nedeniyle çürük yumurtaya benzer bir koku oluştuğunu ve buna hâlâ bir çözüm bulunamadığını anlattılar. Bölge sakinlerinin anlattığı sorunlar arasında JES’lerden kaynaklı hava kirliliği nedeniyle solunum yollarıyla ilgili sağlık sorunları, kimyasalların sebep olduğu hastalıkların ve kanser vakalarının artması da yer aldı.

Hukuki mücadele sonucunda aldıkları yargı kararlarının uygulanmadığını, yargılama masraflarını karşılamakta zorlandıklarını ve yargılamaların uzun sürdüğünü belirten vatandaşlar, pandemi döneminde santrallerin daha yoğun çalışmaya başladığını, toplumsal refleks gösterildiğinde ise ‘pandemi kurallarının ihlal edilmesi’ nedeniyle para cezasına çarptırıldıklarını belirttiler.

‘SALINAN GAZLAR NEDENİYLE PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLAR ARTTI’

Komisyon çalışmaları kapsamında sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarıyla da görüşmeler gerçekleştirdi. Sivil toplum örgütleri, ziyaret edilen bölgelerdeki JES’lerin usulüne uygun yapılmadığını ve işletilmediğini, yapım ve işletme aşamalarının Avrupa ve diğer ülkelerdeki örnekleriyle benzerlik taşımadığını belirttiler.

Reenjeksiyon yaptığını iddia eden tesislerin kamyon, vidanjör gibi araçlarla atıkları taşıyarak dere yataklarına boşalttığını belirten meslek kuruluşu temsilcileri, JES’lerin termik santraller gibi etkilere sahip olduğunu, bölgelerinde buna bağlı sağlık sorunlarının artış gösterdiğini, ayrıca bu tesislerin saldığı gazlar nedeniyle psikolojik rahatsızlıkların yaşandığını söylediler.

JES’lerden kaynaklı yeraltı su oranlarının azaldığını ifade eden sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları, yaşam alanları içerisinde kurulu bulunan JES borularının yoğun risk taşıdığını, sondaj faaliyetleri nedeniyle bölgede zaman zaman sarsıntılar yaşandığını olası bir deprem anında ağır zararların oluşmasının muhtemel olduğunu ifade ettiler.

‘JEOTERMAL ENERJİ DERNEĞİ KOKUNUN SAĞLIĞI TEHDİT ETMEDİĞİNİ SAVUNDU’

CHP’nin jeotermallere ilişkin kurduğu komisyonun çalışmaları kapsamında jeotermal yatırımcılarıyla da görüşmeler gerçekleştirildi. Jeotermal Enerji Derneği (JED) yetkilileri bölge halkının dile getirdiği koku sorununa ilişkin, kokunun sağlığı tehdit eden hiçbir unsuru içermediğini savundu. Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği (JESDER) ise JES’lerden kaynaklı atıkların doğaya, su kaynaklarına boşaltılmadığını, usulüne uygun olarak reenjeksiyon yapıldığını da savundu.

‘DENETİMSİZLİK KİRLİLİĞİN BOYUTLARINI ARTTIRIYOR’

Santrallerin vermiş olduğu çevresel zararların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından göz ardı edildiği savunulan raporda, “İdare, denetim yükümlülüğünü yerine getirmemektedir. Plansızlık ve bütüncül değerlendirme yapılmaksızın verilen ruhsatlar ve izinler dışında, bu süreçler sonrasında santrallerin işleyişinin denetlenmemesi bakanlığın görevini yapmadığına işaret etmektedir” denildi.

Jeotermal atık suyunun içerisinde bakır, çinko, arsenik, civa gibi çevreye ve insan sağlığına zararlı maddeler bulunduğu belirtilen raporda, bu maddelerin tarımsal alanları ve su kaynaklarını kirlettiği belirtildi. Bölgelerdeki hava kirliliğinin yapılan ölçümlerin yanı sıra gözle görülür bir şekilde arttığı, toplu balık ölümlerinin yaşandığı ve sağlık sorunlarının arttığı ifade edilen raporda, “İnceleme bölgesinde yer alan toprak ve su kaynaklarının bor ve arsenik oranları oldukça yüksektir. Yüksek bor ve arsenik oranları tarımsal üretimi engellemekle birlikte temiz gıdaya ulaşımı imkânsız hale getirmektedir” denildi ve JES’lerin halk sağlığı ve tarım açısından tehdit unsuru oluşturduğu belirtildi.

‘BÖLGEDE CİDDİ SORUNLAR VARKEN HALA JES’LER TEŞVİK EDİLİYOR’

Bölgede çok ciddi sorunlar ve çevresel tahribatlar bulunmasına rağmen idare tarafından JES projelerinin halen teşvik edildiği belirtilen raporda, “Kaynaklarla ilgili planlama yapılırken kısa vadeli anlık çözümler değil, gelecek nesillerin de o kaynağa ihtiyacı olduğu düşünülerek uzun vadeli uygulamalar önceliklendirilmelidir” ifadeleri yer aldı.

CHP JES KOMİSYONU’NDAN ÖNERİLER

CHP Jeotermal Enerji Araştırma Komisyonunun raporunda şu öneriler yer aldı:

ENERJİ POLİTİKALARI DEĞİŞTİRİLMELİ: Ülkemizde mevcut santraller elektrik üretim kapasitesi ihtiyacının çok üzerindedir ve atıl yatırımlar söz konusudur. Bu nedenle öncelikli olarak enerji tasarrufu, verimliliği ve enerjide talep tarafı yönetimine ağırlık verilmelidir. Yeni elektrik üretim tesisleri, stratejik planlamalar çerçevesinde kurgulanmalıdır.

BÜTÜNCÜL HAVZA PLANLARI OLUŞTURULMALI: Bölgelerin ihtiyaçları tespit edilmeli, rezervuar tespitleri yapılmalı ve bütüncül havza planları oluşturulmalı, izin, ruhsat, lisans gibi işlemler bu planlar esas alınarak tesis edilmelidir. Stratejik ÇED Raporları doğrultusunda ÇED süreçleri yürütülmelidir. JES tesislerinin, arama ve sondaj kuyuları ile nakil hatlarının yerleşim yerleri, ev, okul gibi kamusal binaları etki alanı içerisine alacak yakınlıkta inşasını yasaklayan düzenlemeler getirilmeli.

HASSAS ALANLARDA JEOTERMAL ENERJİ TESİSLERİ KURULMAMALI: Tarım arazilerinde jeotermal enerji santrali projelerinden vazgeçilmelidir. Doğal, tarihi ve arkeolojik koruma alanlarında jeotermal termal kaynak araması ya da işletmesine izin verilmemeli, bu alanların turizm gerekçesiyle dahi olsa yapılaşmasına hiçbir koşulda yer verilmemelidir.

İZİN, İNŞAAT VE İŞLETME AŞAMALARINDA ÇEVRE MEVZUATI DAHA ETKİLİ UYGULANMALI: Katı, sıvı ve gaz atıklar ile koku, gürültü gibi diğer olumsuz etkiler açısından çevre mevzuatına ilişkin hükümler ertelenmeksizin ve istisnalar yaratılmadan uygulanmalıdır. Çevresel karar alma süreçleri katılımcı ve şeffaf olarak işletilmeli, yurttaşların katılımı sağlanmalıdır. Kamusal ekolojik bilgiler herkesin erişimine açılmalıdır.

DENETİMLER ARTIRILMALI: Jeotermal enerji santralleri üzerindeki kamusal denetim arttırılmalıdır. Özellikle, jeotermal akışkanların ve atıkların doğaya, doğal ortamlara bırakılmasıyla ilgili denetimler sıklaştırılmalıdır. Su kirliliği açısından gerçekleştirilecek düzenli ölçümler açısından gözlem kuyuları açılmalıdır.

JEOTERMAL KAYNAKLARIN KULLANIMINDA KISITLAMALAR GETİRİLMELİ: Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu tekrar değerlendirilerek santrallere tanınan ayrıcalıklar gözden geçirilmeli ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı temelinde düzenlemeler yapılmalıdır. JES kaynaklarının işletiminde deşarj sistemi yasaklanmalı, reenjeksiyon uygulamalarının bilimsel tekniğe uygun olarak yürütülmesi zorunlu hale getirilerek, mutlak anlamda denetlenmeden ruhsat ve diğer izin işlemleri tesis edilmemelidir.

Kaynak: DUVAR – Serkan Alan

İlginizi çekebilir