Tucumán Yanıyor: Arjantin Avangard Sanatçılar Grubu

Arjantin’de 1960’ların sonunda askerî hükümet, Tucumán eyaletinde şeker kamışı üretimini “modernleştirme” adı altında, küçük fabrikaları kapatarak yerli oligarkların ve yabancı sermayenin kontrolünde büyük ölçekli fabrikalar kuruyordu. Bu arada resmî medya organları, yoksulluğun harap ettiği ve yoğun emek mücadelerinin damgasını vurduğu bölgeyle ilgili güllük gülistanlık bir tablo çizmekle meşguldü.

Buenos Aires ve Rosario’dan 30 kişilik bir grup sanatçı ve sosyolog (Avangard Sanatçılar Grubu), Tucumán eyaletindeki toplumsal ve ekonomik koşullar üzerine araştırma yapmaya karar verdi; kitle iletişim araçlarında bölge hakkında çıkan bütün haber ve yazıları analiz ettiler, ve hem ilk elden bilgi edinmek hem de fotoğraf ve film yoluyla koşulları belgelemek için bizzat buraya gittiler. Araştırma ve belgeleme sürecinin ardından, çalışmalarının ülke çapına yayılmasını sağlamak ve ana-akım medyada çizilen sahte tablonun karşısına gerçeğini koymak üzere 1968’de bir sergi düzenlediler. Tucumán Arde [Tucumán Yanıyor] projesi, radikal işçi sendikası CGT’nin desteğiyle hayata geçirilmiş, sergi de sendikaya ait bir salonda düzenlenmişti. Açıldığı gün 3000 kişinin ziyaret ettiği serginin aynı gün içinde polis zoruyla kapatılması üzerine, Arjantin Sanatçılar Komitesi imzasıyla bir bildiri yayınlandı.

 

 

 

Reklamcılık tekniklerinden kaçınılmamış olmasına rağmen Tucumán Arde’yi karşı-propagandaya indirgemek doğru olmaz. Sanat tarihçisi Andrea Giunta şöyle yazıyor: “Diller arası etkileşimin irdelenmesi, izleyiciden beklenen etkinlik düzeyinin kilit yer tutması, tamamlanmamış niteliği, belgelemenin önemi, müellif kavramının silinmesi, sanat sisteminin ve onu meşrulaştıran fikirlerin sorgulanması gibi belirgin özellikleri bakımından Tucumán Arde, kavramsal sanat repertuarıyla ilişki içindedir. Ama totolojik ve kendi kendine gönderen, belli bir açıdan baktığınızda modernist paradigmanın onaylanmasını gördüğünüz kavramsalcılık türüyle değil. Tucumán Arde’de dil gerisin geri dile, sanatsal olgunun özgüllüğüne göndermez; onda bağlama dayalı ilişkiler öyle sağlamdır ki, gerçeklik bir düşünseme mekânı olarak kavranmaktan çıkıp toplumu dönüştürmeye yönelik eylemin alanı olarak tasavvur edilir.”[1]

Arjantin Sanatçılar Komitesi Bildirgesi[2]

Rejimin şiddeti işçi sınıfını hedef aldığında zalim ve açık olur; sanatçıları ve entelektüelleri hedef aldığında ise daha incelikli biçimler alır. Baskı, kitapların, filmlerin sansürlenmesiyle, sergilerin ve tiyatro oyunlarının kapatılmasıyla kendini gösterir ve sinsice her yanı sarar. Bugün sanatın dış şeklinin içerisine, aslen ne olduğuna bakmak gerekiyor: belli bir sınıfa yönelik şık bir tüketim nesnesi. Sanatçılar görünürde sert eserler yaratarak kendilerini kandırabilirler ama eserleri yine de ilgisizlikle, hatta zevkle karşılanacaktır. Onlar da alınıp satılacak; keskinlikleri, prestij değeri piyasasına yeni bir ilave sağlayacaktır. Sistem en gözüpek ve yenilikçi eseri bile nasıl olup da kendine mal edip içine çekebiliyor? Sistem bunu yapabiliyor çünkü bu eserler, insanlara sadece uğradıkları baskıyı pekiştiren mesajların (başta radyo, televizyon, gazete ve dergiler yoluyla) ulaşmasını güvence altına alarak işleyen bir toplumun kültürel çerçevesine nakşedilmişlerdir. Sistem bunu yapabiliyor çünkü sanatçılar ülkemizdeki devrimci mücadeleden kopuk yaşıyorlar. Eserleri söylenmesi gerekeni söylemiyor; bunu yapmalarını sağlayacak araçları bulamıyorlar ve mesajlarına ihtiyaç duyanlara seslenmiyorlar. Biz sanatçılar, burjuvazinin hizmetkârı olmaya devam etmemek için ne yapmalıyız? Kararlı ve onurlu mücadeleyi sürdüren eylemcilerle temas kurup onlarla birlikte çalışmalı, yaratıcı militanlığımızı ve militan yaratıcılığımızı halkın, mücadele eden örgütlü insanların hizmetine sunmalıyız. Biz sanatçılar, sistemin yayın ağına meydan okuyan, tabandan doğan gerçek bir bilgi ve iletişim ağı yaratılmasına katkıda bulunmalıyız. Bu süreçte en etkili araçların hangileri olduğuna karar vereceğiz: korsan film, ilan panosu, bildiri, broşür, teyp kaydı, şarkı, ajitasyon tiyatrosu, yeni eylem ve propaganda biçimleri…

Rejim bu eserleri baskı altına alamayacak çünkü bunlar halktan çıkmış olacak. Hem güzel hem yararlı olacaklar. Gerçek düşmanı gösterecekler; insanları mücadelenin öfkesi ve gücüyle dolduracaklar. Biz sanatçılar artık yeteneğimizi düşmanlarımızın hizmetine sunmayacağız. Yaptığımızın sanat olmadığını söyleyecekler. İyi ama sanat nedir? Katıksız deneyle etüt edilen formlar mı? Yoksa, altüst edici diye nitelenen, oysa gerçekte onları tüketen burjuvaları tatmin eden formlar mı? Kütüphanelere dizilmiş kitaplardaki kelimeler mi? Sinema ve tiyatro salonlarındaki dramatik sahneler mi? Sanat galerilerine asılan resimlerdeki imgeler mi sanat? Burjuva ve konformist bir sistem içinde hepten sessiz, düzen içinde. Hepten işe yaramaz.

Biz kelimeleri, dramatik sahneleri, imgeleri devrimci bir rol oynayabilecekleri yerlere iade etmek istiyoruz; işe yarayacakları, mücadele silahlarına dönüştürülebilecekleri yerlere. Harekete geçiren ve kışkırtan her şeydir sanat. Sanat mevcut yaşam biçimini temelden reddeder ve şöyle der: “Haydi bunu değiştirmek için bir şeyler yapalım”.



[1] Brian Holmes’un “The Revenge of the Concept: Artistic Exchanges, Networked Resistance” başlıklı yazısının Tucumán Arde’yle ilgili bölümünden çevrilmiştir, Art and Social Change içinde, s. 365-366.

[2] Art and Social Changea.g.e., s. 162-163. İnglizceye çeviren: Harry Polkinhorn.

Kaynak: E-SKOP          (Çeviri: Elçin Gen)

İlginizi çekebilir