Trump kaybetse de Trumpizm sürecek

Gönül Tol, Trump’ın kaybetme eğiliminde olmasına rağmen seçimleri başa baş götürebilmesini, Biden’ın seçim kampanyasında izlediği yer yer yanlış taktiklerle Demokrat Parti’nin geçmişteki bazı bagajlarına bağlıyor. Tol’a göre Biden kazanırsa, politikalarda çok radikal bir değişiklik olmamakla birlikte öncelikle içerde ve dışarıda tahrip edilen kurumların itibarının iade edilmesi ve yeniden güçlendirilmesi için uğraşacak.

ABD seçimleri, Türkiye’de gündemin en önemli maddelerinden biri ve sonuçlar kesinleşinceye kadar da bu ilgi devam edecek. Belki de seçimin en çarpıcı ve hemen hemen herkesin üzerinde ittifak ettiği nokta, Trump kaybetse de Trumpizm’in yani Trump’ın savunduğu göçmenlik karşıtı, ırkçı değerleri savunan bir çizginin bir süre daha Amerikan siyasetine hâkim olmaya devam etmesi. Bunun kaynağına inildiğinde ise halkın Trump’ı Amerika’da giderek yozlaşan müesses nizamın karşısında görmesi olduğu görülüyor.

TRUMP BÜTÜN STRATEJİSİNİ OY SAYIMINA DAİR ŞÜPHE OLUŞTURMA ÜZERİNE KURDU

Gönül Tol

 

Trump’ın bu seçimlerdeki stratejisi neydi?

Aylardır Trump seçim akşamı ne yapacağına dair aslında bu stratejisinin sinyalini veriyordu. Trump kendi seçmenine ‘postayla verilen oya güvenmeyin, demokratlar seçimi çalmak için bunu yapıyorlar, sandık başına gidin şahsen oyunuzu atın’ diyordu. Beklentisi, daha önce sayılan sandık oylarından hareketle başta zaferini ilan etmek, ardından postayla kullanılan oylar gelmeye ve Biden da farkı kapatmaya başlayınca da “bakın işte zaferimi çalıyorlar” diyecekti. Hâlbuki bütün mesele oyların nasıl sayıldığına gelip dayanıyor. Pek çok eyalette önce sandık başında verilen oylar sayıldı, postayla kullanılan oylar sonradan sayıldı. Bu nedenle ilk sonuçlarda Trump önde göründü, çünkü Trump destekçilerinin büyük çoğunluğu sandık başında, seçim günü oy kullandı. Meselenin özü bu aslında.

Bu gerçekten Trump’ın baştan beri tasarladığı bir şey miydi?

Trump, Covid-19 önlemleri nedeniyle bir önlem olarak posta yoluyla oy kullanılabileceğinin açıklandığı ilk andan itibaren postayla oy kullanmaya karşı çıktı. Amacı seçimlerin meşruiyetine gölge düşürmek. Bunu da son derece başarılı bir şekilde yaptı. Biden şu an itibarıyla seçimleri önde götürüyor ve çok büyük ihtimalle kazanacak. Ama Trump yanlıları hep Biden’ın başkanlığının meşru olmadığını ve haksız yere seçildiğinden dem vuracaklar.

TRUMP HER 5 SİYAHİDEN BİRİNİN OYUNU ALMIŞ DURUMDA VE BU CİDDİ BİR BAŞARI

Onca başarısızlığa, şarlatanlığa rağmen Trump bu kadar oyu nasıl alabildi? Nasıl oldu da Covid-19 sürecinde yaşanan fiyaskolara rağmen bu seçimi başa baş götürmeyi başardı? Özellikle Hispanikler ve Siyahiler nezdindeki oylarını yüzde 30 oranında artırdığı söyleniyor.

Bu çok önemli bir nokta İslam Bey, Trump her beş siyahiden birinin oyunu almış. Ülkenin George Floyd protestolarıyla birlikte ırk ve ırkçılık meselesini en çok konuştuğu zamanlarda, Trump gibi ırkçı söylemler kullanan, beyaz ırkın üstünlüğünü savunan ideolojileri destekleyen bir liderin siyahiler arasındaki oyunu 2016’ya oranla artırmış olması önemli. Aynı şekilde göçmen karşıtı politikalarıyla gündem olan, Meksika sınırında çocukları anne-babalarından zorla ayıran bir başkanın Amerikan tarihinde en fazla Hispanik oyu alan Cumhuriyetçi başkanlardan birisi olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişme. Elimizde henüz seçmen davranışı ile ilgili bir veri yok bu yüzden söylediklerimi akıl yürütme olarak kaydedin.

Florida gibi yerlerde Trump Hispaniklerden, özellikle de Kübalı Amerikalılardan çok oy aldı. Bunu anlamak için Kübalı Amerikalıların profiline bakmak lazım. Küba devriminden kaçmış, orta, orta üst sınıf, sosyalizmden nefret eden, muhafazakâr değerleri savunan bir demografi Kübalı Amerikalılar. Trump’ın “Biden gelirse sosyalizm gelecek” söylemine inanmış görünüyorlar. Trump’ın kürtaj karşıtı hatta göçmen karşıtı siyasetini destekliyorlar. Benim seçimlerden önce Florida’da konuştuğum Kübalı Amerikalılar kendilerini göçmen gibi görmüyor, Amerikalıyım diyor. “Benim ülkeme herkes yasal yollardan gelsin, gelmezse de sonuçlarına katlanır” diyor. Biden kampanyası özellikle Florida’daki Hispanik topluma yeterince yatırım yapmadı, kendini anlatmadı. Bence Hispanikleri yekpare bir grup olarak görme eğilimi var. Hâlbuki Hispanikler kendi içlerinde çok büyük çeşitlilik gösteriyor. Liberali var, muhafazakârı var, kendini göçmen olarak göreni var, görmeyeni var. Mesela Teksas ve Arizona’daki Hispanikler Biden’ı destekledi çünkü kendilerini göçmen olarak görüyorlar ve Trump‘ın göçmen karşıtı politikalarına tepkililer.

Siyahi seçmene gelince. Şunu belirtmek lazım, Biden siyahi seçmenin yüzde 87’sinin oyunu aldı. Yani Trump’ın oyu hâlâ marjinal ama 2016’dan bu yana oyunu artırmış, özellikle siyahi erkekler arasındaki oyunu. Siyahi seçmeni çekmek için Trump ekibi 6 milyon dolar harcadı.

TRUMP SİYAHİ ERKEKLERİ ERKEK EGEMEN SÖYLEMİYLE ETKİLEMİŞ OLABİLİR

Trump bu parayı hangi alanlara harcamış mesela? Bizdeki gibi gıda yardımı vs. gibi alanlara mı?

Hayır. Facebook gibi platformlara Ceza Yargılama Reformu Yasası ve Cezaevi reformu ile ilgili reklamlar verdi. Bir de 1994’te geçmiş bir ceza yasası var, suç oranını azaltmak için geçirilmiş. Biden bu yasayı Senatör olarak çok destekledi. Bu yasanın milyonlarca siyahi erkeğin hapsedilmesine yol açtığına dair bir algı var. Trump da Biden’ı bu konu üzerinden eleştirdi münazaralar sırasında. Bu söylemi etkili olmuşa benziyor. Bir de tabii Trump’a her renk ve ırktan erkek neden daha fazla oranda oy veriyorsa siyahi erkekler de benzer nedenle oy veriyor: Trump’ın maço, erkek egemen söylemleri özellikle sosyo-ekonomik olarak toplumun diğer kesimlerine göre daha dezavantajlı olan siyahi erkekleri cezbediyor.

TRUMP’I DESTEKLEYEN AMERİKALILAR MESELEYE ÇOK FARKLI BİR YERDEN BAKIYOR

Trump’ın sorunlu yaklaşımlarını salt göçmen karşıtlığına indirgemek ne kadar doğru? Hâlbuki biliyoruz ki Trump, insan haklarından hukukun üstünlüğüne varan bir dizi evrensel değere doğrudan karşı çıkamadığı için bunları önemsemeyen, dalga geçen, bu değerleri örselemeye çalışan bir isim. Amerikan kurumsal yapısını sarsıntıya maruz bırakması da cabası.

Tabii bunlar sizin bizim gibi insanların gördüğü resim. Meseleye Pennsylvania gibi yerlerde kırsal kesimde yaşayan, eğitimsiz, belki işini kaybetmiş, belki fabrikada çalışan insanın gözünden bakmak lazım. Onların gözünde Trump, her şeyden önce kendileri olma, kendileri olarak da değerli hissetme şansı veriyor. Buna Hillary Clinton’ın Demokrat Parti’nin bu kesimler nezdindeki imajını nasıl sarstığını eklemek lazım. Clinton Trump’a oy verenler için “içler acısı” durumdalar demişti. Özellikle “Rust belt” denilen orta Batı eyaletlerinde, endüstriyel kesimde, isçi-emekçi kesimde bu çok büyük bir tepkiye yol açmıştı. Buralarda Demokrat Partili valiler, bazı yöneticiler bu söylemden sonra partiden ayrılmışlardı. Trump ise New York’tan gelen bir milyarder olarak “ben sizi anlıyorum, sizin gibi konuşuyorum, Hillary gibi süslü cümleler kuramam, siyasetçi değilim ama sizi seviyorum, size saygı duyuyorum” dedi. Trump bu insanların gözünde müesses nizam karşıtı, “Washington’daki bataklığı kurutmak” için siyasete soyunmuş bir isim. Bunların gerçekle hiçbir ilgisi olmayabilir. Trump gelmiş geçmiş en yozlaşmış insanlardan bir tanesi. Ama insanların algısı önemli. Ona oy verenler böyle düşünmüyor. Bir de tabii Trump seçmenine göre Trump bütün seçim vaatlerini yerine getirdi. Vergileri azaltacağım dedi azalttı, göçmenlere karşı sert olacağım dedi oldu, sınıra duvar öreceğim dedi, kısmen ördü. Ekonomi istenilen gibi gitmiyor ama Trump seçmenine göre bu Trump’ın suçu değil, Covid nedeniyle ekonomi bu halde ve Trump elinden geleni yapıyor ekonomiyi rayına oturtmak için.

TRUMP’IN BAŞARISININ SIRRI, SEÇMENİ MOBİLİZE ETME YETENEĞİNDE

Başka hangi nedenler var?

Trump kampanyasının başarısının altında yatan etkenlerden biri de kendi tabanını inanılmaz mobilize etmesi. Daha önce oy vermemiş seçmeni sandığa götürdüler, yeni seçmen kaydı yaptılar. Covid’e rağmen Trump pek çok yerde miting düzenledi. Oyları çalacaklar, ben ülkeyi terk edeceğim, ekonomiyi kapatacaklar, bak ben Covid oldum hiçbirisi olmadı, Demokratlar çok abartıyor” diyerek tabanını öfkelendirdi ve böylece normalde oy kullanmayacak milyonlarca insanı sandığa götürdü.

BIDEN SEÇİLSE BİLE SENATO’DA YİNE CUMHURİYETÇİLERİN ONAYINA MUHTAÇ OLACAK

Son verilere göre Biden yarışı önde götürüyor ve ipi de göğüsleyecek gibi… Peki Biden’ın kazanması dünya için sizce ne anlam ifade ediyor? ABD dış politikasında radikal bir dönüşüm bekliyor musunuz?

ABD kendi ruhunu aradığı, kim olduğunu tartıştığı bir dönemden geçiyor. Tabii Trump’ın bu dört yıllık döneminde kurumlar zayıfladı, içi boşaltıldı, partizan hale getirildi. Bütün bunları rehabilite etmek büyük bir enerji gerektirecek, yeni Biden yönetimi muhtemelen bu meselelerle uğraşacak. Biden başkanlığı kazansa dahi, Senato’da (Temsilciler Meclisi’nde hâlâ Demokratların çoğunluğu var) çoğunluğu alamayabilir ve çok önemli meselelerde, Covid’den etkilenmiş ailelere yardım paketi ulaştırılması gibi meselelerin Senato’dan geçirilmesinde ciddi sıkıntılar yaşayacak. Dolayısıyla İçerdeki kaotik durum, dışarıya harcayacağı ya da harcaması gereken enerjiden bir parça alacaktır.

İkinci olarak Biden, başından beri içeride kurumları güçlendirmek dışarda da aynı zamanda II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuş yapıyı güçlendireceğini, NATO, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Ticaret Örgütü gibi yapılarla olan işbirliğini geliştirip bu kurumların zedelenmiş olan meşruiyetini tahkim etmek için çalışacağını kaydetti. Trump döneminde tarihi kopuş yaşayan müttefiklerle ilişkilerini yeniden inşa edeceğini söyledi. Rusya konusunda ise Trump’tan daha sert bir politika izlemesi bekleniyor. Tabii Biden’in kişiliğini de unutmamak ondan radikal şeyler yapmasını beklememek lazım. Biden olabilecek en anaakım siyasetçi. Türkiye meselesine gelince S-400’ler….

BIDEN, SURİYE KÜRTLERİYLE İLİŞKİLERİNİ MUHTEMELEN PEKİŞTİRECEK

S-400’lere geleceğiz ama bundan önce Ortadoğu’yu sormak istiyorum, dünya Türkiye’nin etrafında dönmüyor çünkü… Trump’ın Ortadoğu’ya karşı pasif tutumunda bir dönüşüm ya da bölgeye dönük müdahalelerde bir artış bekliyor musunuz? Sadece askeri müdahaleleri kastetmiyorum tabii. Amerika’nın bölgeye yeniden dönüşüne mi tanık olacağız?

Biden çok çok risk alan bir isim değil ama IŞİD’le mücadeleye çok önem veriyor. Dolayısıyla Türkiye gibi müttefiklerle o konuda çalışacaktır. Biden’a yakın isimlerin söylediklerine baktığımızda Suriye’ye Trump’tan daha fazla angaje olacağını öngörebiliriz. Bu da Kürtler üzerinden olacak ve muhtemelen Kürtlerle yakın ilişkiler pekiştirilecek. Biden Kürtlere yakınlığıyla bilinen bir isim bildiğiniz gibi, zaten Irak’ta da bağımsız bir Kürt devletini savunmuştu. İsrail konusunda ise Biden, tahminimce Trump ve Obama arasında bir yerde olacak. Bildiğiniz gibi Obama, İsrail’e karşı son derece eleştireldi, Trump ise İsrail ne istediyse yerine getiren bir isimdi.

O zaman elçiliğin Kudüs’ten tekrar Tel Aviv’e taşınmasını bekleyebilir miyiz?

Kamala Harris bu konuda soruları yanıtlarken çok net değildi bu konuda ama Doğu Kudüs’teki Amerikan konsolosluğunu yeniden açacağız dedi. FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü’nün) Washington misyonu Trump tarafından kapatılmıştı, onu yeniden açacaklarını, Filistinli gruplara Trump tarafından kesilen yardımın yeniden başlayacağını söyledi. Yerleşkelerin genişlemesine karsı çıkacaktır Biden yönetimi, hâlâ iki devletli çözümü destekliyorlar. Fakat Biden Demokrat ekip içerisinde “İsrail’e yaptığımız askeri yardımı Filistin konusundaki ilerlemeye bağlayalım” diyenlere karşı çıktı hep. İsrail ile ilişkileri çok önemsiyor çünkü.

SUUDİLER, ABD’NİN STRATEJİK MÜTTEFİKİ VE BU KONUDA BİR DEĞİŞİKLİK OLMAYACAK

İran meselesine gelirsek 5+1 Nükleer Anlaşması’nı yeniden imzalayacak diyebilir miyiz?

Evet İran’la yeniden anlaşmak istiyor, Obama’nın imzaladığı anlaşmayı son derece başarılı buluyor ama bunu daha iyi koşullarda yapmak istediğini belirtiyor. Örneğin balistik füze meselesini de anlaşmaya dâhil edebileceğini söylüyor. Tabii İran masaya gelir mi gelmez mi bu bambaşka bir konu. Körfez ülkeleriyle ilişkilere gelince, Trump yönetimi Suud ve BAE ile yakın ilişkiler kurdu ve İsrail’le normalleşmenin başını çekti. Belki Obama baştayken Cemal Kaşıkçı olayı vuku bulmazdı, muhtemelen onu öldürenler kimse artık, bunu yapmaya cesaret edemezlerdi ya da böyle bir cinayete karşı çok daha sert yanıtlar verilebilirdi. Ama sonuçta şunu unutmamak lazım, İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden bu yana S. Arabistan ve Körfez ülkeleri ABD yönetiminin Ortadoğu politikalarının önemli ayaklarından biri oldu ve Biden yönetimi altında da önemli bir değişiklik olacağını düşünmüyorum.

Ama şunu biliyoruz ki Riyad ve Abu Dabi yönetimleriyle girilen sıkı fıkı ilişkiler, onların her yaptığına onay verme vs. gibi konularda Trump’ın ne kadar bu ülkelere angaje olduğunu biliyoruz.

Evet, haklısınız, Kaşıkçı cinayeti başta olmak üzere bu ülkeleri o kadar savundu ve tolere etti ama dediğim gibi Suud-ABD ittifakı hep kuvvetliydi sadece Trump bunu kendi tarzında yaptı. Ama siyasetinin özüne baktığımızda Trump yönetiminin Suudi politikası çok da farklı değil.

Ancak şunu söylemek isterim: Ben yıllardır Suudi ve BAE yöneticilerinin sosyal medyadaki hesaplarını gücüm yettiğince takip etmeye çalışıyorum, özellikle Obama yönetimine İran’la nükleer anlaşmayı imzaladıkları için çok öfkeli olduklarını hatırlıyorum. ABD Başkanları içerisindeki en kötüsü olarak görüyorlardı Obama’yı.

Tabii ki. Obama’nın onların gözünde bu kadar eleştirilen bir konumda olmasının nedeni, can düşmanları olan bir ülkeyle masaya oturmuş olmasıydı.

Sadece o da değil, Suriye’de yeterince sağlam durmadığını, kendi politikalarına güçlü destek vermediğini düşündükleri için Obama’ya kızgınlardı.

Evet, tabii tabii. İran’la Nükleer Anlaşma meselesi, Suudi Arabistan-BAE bloku için bir travmaydı. Bunu önlemek için Washington’da da yoğun bir şekilde lobi yaptılar, İran’la müzakereler başlamadan önce büyük paralar akıttılar bu lobi ilişkilerine.

Peki, buradan bir başka yere geçmek istiyorum. Ankara, Riyad ve Abu Dabi’yi, aralarındaki ideolojik ve siyasi husumete rağmen Trump destekçiliğinde birleştiren şey nedir? Merak edilmesi gerekmiyor mu sizce?

Bu ülkelerin Washington’la ilişkilerini tek tek ele almak lazım.  Riyad ve Abu Dabi’nin Trump’ı neden desteklediği ortada. Her şeyden önce İran ile anlaşmadan çekildi Trump. Suudilere yeni silah satışı Kongre’de tartışılırken Trump yönetimi, İsrail ile normalleşme karşılığında F35 satmaya çalışıyor bu ülkelere. Kendi konsolosluklarında bir Washington Post köşe yazarını doğradı Suudiler ve Trump yönetimi bunu tolere etti. Tabii ki Suudiler Trump’ı destekleyecek. Ankara’nın da şu an neden Trump yönetiminin yanında yer aldığı açık değil mi?

TRUMP, ERDOĞAN’I BİRÇOK KONUDA KOLLADI, ANKARA BU YÜZDEN TRUMP’I DESTEKLİYOR

Ankara Trump’ı neden destekliyor sizce?

Erdoğan’ın Washington’da Trump dışında çok az dostu var. Trump’ın yakın çevresinde bile bu kadar Erdoğan’ın yanında görünmek bize zarar verir’ diyen insanlar vardı. Fakat Trump, Erdoğan’a karşı kendini siper etti. S-400ler alındı, yaptırımları uygulamadı Trump. Erdoğan istediği zaman Trump’a telefonla erişiyor. ’Şu bizim Halkbank davasında yardım etsene” diyebiliyor ve karşılığında da “sen merak etme ben ilgileneceğim” diyen bir Amerikan Başkanı buluyor. Aynı şeyleri Biden, 2016’da başkan yardımcısıyken söylediğinde Erdoğan Biden’dan “kusura bakmayın, bu hukuki bir süreç, ben müdahil olamam” yanıtı alıyor.

Ama Gülen’i gönderme başta olmak üzere birçok sözünü de tutmadı.

Evet, tutmadı, tutamadı, o ayrı mesele, ama öte taraftan da Erdoğan’ın bodyguardların göstericileri dövmesinin ardından açılan davada ‘merak etme ben seni kollarım’ dedi. Bir ABD Başkanı’nın bunu söylemiş olması bile çok önemli. Tabii Ankara’nın hep göz ardı ettiği bir şey vardı. Washington Trump’tan ibaret değil. Tüm çalkantılarına, sorunlarına, hele de şu günlerde demokrasi adına çizdiği tabloya rağmen hâlâ bu ülkede kurumlar var, sorunlu da olsa işleyen bir yargı var, Trump’ın en kötü dürtülerini frenleyen mekanizmalar var. Erdoğan ve ekibi kendilerini Ankara’da varsaydılar. Trump üzerinden her işlerini yapacaklarını umdular.

Trump gibi otoriter eğilimli bir yöneticinin sandık yoluyla gitmesi dünyadaki diğer otoriter yönetimlerin elini zayıflatır mı, yeni bir demokratikleşme dalgası beklemeli miyiz?

Halkın büyük bir bölümü Trump’a oy vermemiş olmasaydı, böyle bir beklentiye girebilirdim. Diamond adlı bir sosyal bilimci, renkli devrimlerin artık eskisi kadar olmamasının büyük ölçüde ABD’nin artık bu tür devrimleri desteklememesine bağladığını görüyor. Yani ABD’nin artık başka ülkelerdeki demokratik toplumsal hareketleri destekleyecek ne siyasi iradesi ne de kapasitesi var. Bu kadar çalkantılı bir dört yılın ardından Trump’ın oyunu bazı yerlerde arttırdığını gördük. Bu nedenle şunu söyleyebilirim rahatlıkla; Trump kaybetse bile Trumpizm denilen onun savunduğu değerler, yani mülteci karşıtlığı, yabancı düşmanlığı, ekonomik milliyetçilik, yerli ve millicilik Cumhuriyetçi Parti içinden başka bir lider tarafından ödünç alınıp bayraklaştırılarak daha ileri bir noktalara götürülebilir. Bu tehdit her zaman var.

Gönül Tol kimdir?

Gönül Tol, merkezi Washington’da bulunan Middle East Institute (Ortadoğu Enstitüsü) adli düşünce kuruluşunun Türkiye Programı’nın kurucusu ve direktörü. Tol, National Defense University’de “Avrupa’daki göçmen toplumlar arasında İslamcılık” dersleri verdi ve halen George Washington Üniversitesi’nde ders veriyor.

Kaynak: DUVAR – İslam Özkan

İlginizi çekebilir