Trajik olmasa, yasal bir duruşmadan çok komik bir opera gibi

Dünyanın önde gelen insan hakları ve kadın hakları savunucusu, hukukçu ve antropolog, Widows For Peace Through Democracy (Demokrasi ile Barış İçin Dullar) örgütünün başkanı Margaret Owen, geçen hafta Ankara’daydı ve Selahattin Demirtaş’ın Sincan’daki duruşmasını iki gün boyunca izledi.

Duruşmayı izlemek için akredite edilen dört uluslararası gözlemciden biriydi. 86 yaşında olmasına rağmen, Ankara’nın ayazında, Sincan Cezaevi kampüsünün kapısında bekledi, saatler süren duruşmaları büyük bir disiplinle izledi ve gazetecilerin sorularını cevapladı.

Duruşmaları bir yandan politik kavramlara yorumlarken, diğer yandan da artistik betimlemeler yapıyordu Owen. Demirtaş’a hayranlığını sık sık dile getirirken, bu duruşmanın ve Demirtaş’ın savunmalarının bir operaya dönüştürülüp Avrupa’da sahnelenmesi gibi ilginç önerilerde de bulunuyordu. Bir siyasi opera tasarlıyordu Owen. Selahattin Demirtaş’ın Sincan’daki duruşması sırasında Margaret Owen gibi hem Türkiye’yi hem Kürt meselesini hem de Batı siyasetini iyi bilen, BM Genel Kurulu’ndan Cizre’ye geniş bir coğrafyada insan hakları için dolanan birini bulduğumda, ben de elbette hemen sorularımı sıraladım.

Margaret Owen ile Demirtaş davasını, Türkiye’de insan hakları ve hukukun durumunu ve Batı siyasi kurumlarının tavrı ve kamuoyunun tepkisini konuştuk.

Türkiye’ye kaç kez geldiniz, Türkiye’deki siyasi değişimlere dair gözlemleriniz nedir, bunlar size ne hissettiriyor?

Son 15 yılda Türkiye’ye düzenli olarak geldim. Sadece gözlem yapmak ve siyasi davaları rapor etmek için değil, ayrıca seçim gözlemcisi olarak da geldim. Saha görevleri yaptım (özellikle Cizre ve Sur’daki çatışmaların ardından), insan hakları eğitimi verdim, Kürt kadınlarının ve genç kızların ihtiyaçlarını araştırdım. Tabii son yıllarda Türkiye’de insan hakları konusunda korkunç kötüye gidişi gördüm. Bu beni derinden üzdü.

Ankara’da Demirtaş’ın duruşmasını izlediniz. İzlenimleriniz nedir?

Evet, ilk iki gün oradaydım. İzlenimlerim odur ki, adil bir yargılamadan çok uzaktı duruşma. Kamuoyuna “açık” bile değildi. Konsoloslukların temsilcileri içeri alınmadı. Ben akredite edilen dört uluslararası gözlemciden biriydim. Ankara’ya duruşmalara katılmak için gelen yedi ya da sekiz uluslararası gözlemci dışarıda soğukta bırakıldı. Düşündüm ki Demirtaş’ın bu davayı, bu hakimin, heyetteki diğer hakimlerin, savcının çekilmeleri gerektiği, çünkü bütün kanıtların bu davayı adil biçimde sürdüremeyeceklerini gösterdiği üzerinden tartışmaya açması çok zekiceydi. Çok sayıdaki avukatın argümanı da böyleydi ve hepsi farklı yollardan sadece bu mahkemeyi değil, Türkiye’nin bütün adalet sistemini, itibarını kaybetmiş olmakla suçladılar. Elbette böyle siyasi davalara katılmaya alışkınım ve şunu gözlemliyorum ki Türkiye sadece kendi iç yasalarını, Anayasası’nı, Avrupa’nın yasalarını ve uluslararası yasaları ihlal etmiyor. Hakimlerin de mahkemeleri yargı sürecinin bütün kurallarını yıkarak yönetmeleri beni şoke etti. Ama bu defa hakim, kendisini suçlasalar ve Erdoğan ve AKP’yi tarafsızlık ve nesnellik ilkelerinin önüne koymakla suçlasalar da, ne Demirtaş ne avukatlarına cevap verdi. Aynı zamanda (ben 20’nin üzerinde saydım) çok sayıda avukatın birbirlerini tekrarlasalar da uzun uzun konuşmalarına izin verdi… Sanki reddi hakim talebi konusunda kendisine yapılan ithamları ele almadan ertelemeyle zaman kazanmak ister gibiydi. Eğer sonuçları Demirtaş, ailesi, Kürtler ve genel olarak Türkiye için bu kadar trajik olmasaydı, mahkeme süreci benim için ciddi bir yasal duruşmadan çok bir komik opera gibiydi.

Demirtaş’ın mahkemedeki duruşunu çok sanatsal tasvir ettiniz. Bir kere de okurlarımız için yapar mısınız bu tasviri?

Oh, evet. Görüntüsüyle, konuşmasıyla, ne dediğiyle nasıl kahraman bir figür. Tek kelime Kürtçe ya da Türkçe bilmememe rağmen, onun güçlü ve güzel sesi, tonu, es verişleri ve zamanlamaları beni çok etkiledi. Harika bir Shakespeare aktörü gibiydi. Demirtaş Demirtaş’ı oynuyordu. İki yıldır zorlu bir hapiste olmasına, bunun sonucundaki sağlık sorunlarına, Edirne’deki hapishaneden Ankara’ya çok yorucu bir yolculuk yapmasına rağmen, saatlerce ayakta durma gücüne, elinde kağıt olmamasına rağmen konuşmasına hayran kaldım. Hakimin, savcının ve çok sayıdaki jandarma ve polisin de sözleri şiir tınısında olan bu şaşırtıcı adamın cazibesine, direncine ve belagatına şaşırdığını umuyorum! Belki de hakimin çoğunlukla sessiz olmasının nedeni, onun da Demirtaş’a gizli gizli hayranlık duymasıydı.

İngiltere’de kamuoyunun Demirtaş davası hakkındaki görüşü nedir?

Birleşik Krallık Brexit ile o kadar meşgul ki, Britanya halkı Kürtler’e karşı yürütülen siyasi soykırımın farkında değil ve Demirtaş’ın kim olduğunu bile bilmiyor. Maalesef Türkiye’de insan haklarının kötüye gidişine ilişkin basınımızda çok az şey çıkıyor. Çok az insan bu dava hakkında bilgi sahibidir. Türkiye’nin Efrîn saldırısına ilişkin de çok az kişi bilgi sahibi ya da bugünlerde Fırat’ın Doğusu’na yapılacak bir saldırıya ilişkin de. Yemen’de veya Suriye’de veya Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki insani kriz konusunda da çok az şey bildikleri gibi.

Eğer Demirtaş serbest bırakılmazsa bunun Türkiye için siyasi sonuçları olur mu?

Olmalıydı ama korkarım ki olmayacak. Çünkü AİHM’in, Avrupa Konseyi’nin ve Avrupa Parlamentosu’nun kuvvetli biçimde Türkiye’nin karara uymasını talep etmesine rağmen, üye Avrupa devletlerinin hepsinin jeopolitik ajandaları var ve Türkiye onların hepsini mülteci konusu üzerinden susturuyor. Ayrıca nihayetinde her ülke kendi ekonomisini, istihdamını vesaire korumakta öyle çaresiz ki, ticaret ve silah satışı insan hakları meselesinin önüne geçiyor.

Avrupa’nın siyasi kurumları AİHM kararına rağmen Demirtaş’ın serbest bırakılmamasına nasıl tepki gösteriyorlar? Hangi politik kurumlar?

Hepsi hızla etkilerini kaybediyor ve milliyetçilik, ırkçılık, kültürel egemenlik fikirleri geniş bir popüler kabul kazanıyor.

Uluslararası kurumların bu davaya etkisi olabilir mi?

Az, yukarıda da belirttiğim gibi.

Demirtaş ve Türkiye için umutlarınız nedir?

Umutlu olmak zorundayız. Sivil toplum kaynaklarından ve barışı seven sıradan insanlardan yararlanmalıyız. Onlar hükümetleri nezdinde Türkiye’de işlenen insan hakları ihlallerinin tartışılması için lobi yapabilirler. Özellikle de gençler. Demirtaş ise zamanımızın en büyük liderlerinden biri olma potansiyeline sahip.

 

 

Kaynak :Yeniyaşam

İlginizi çekebilir