Torlama, Toplama-Ahkam Kesen

Ön Lakırtı

Birisi etrafta bir şey bırakmamacasına malı götürdü ise şu deyim kullanılır, “ne var, ne yok torlayıp toplayıp götürmüş” denir. Tor aslında ağ demek, yani ağına takmış götürmüş gibi bir anlamı var bu deyişin. Bu yazılar zincirinde ise “götürme” yok “getirme” var, yani ne toplanırsa tora onu getirme. Büyük beklentileri olanlar, edebiyat, siyaset gibi alanlardan parçalama yazı bekleyenler bu köşeyi pas geçsin. Büyük sorunların bir kenarından, yaşamın tiridine ekmeğimizi banmak amacımız. Kuytularında gezinilen, betonlaşmadan kurtulmuş bir park, aileden habersiz yüzmeye gidilen dere kenarı, top oynanan boş kalmış son bir arsa, saklambaç oynamaya müsait terkedilmiş bir yıkıntı ya da kamyon kasasında gidilen piknik alanıdır bu köşe. İsterseniz bir orman, deniz de olabilir, güz güneşiyle ısınan kerpiç duvarın kuytusunda bir kıçlık yer de… Canınız istemez ise hiç sıkmayın, hemen eve dönün canlarım.

MUKALLİT ASABBOZAN VE MUHANNET MUHALİF

(PSEUDO-NEUROTRANSMITTER, COMPETITIVE ANTAGONIST)

Günümüzün “doğadan şifa” sağlama furyasında “ceviz beyine iyi gelir” diyenleri duymuştum. Bu yüce bilgi sahibi, hatta profesör olan insanların açıklamaları da oldukça somut idi. Sebebini soranlara “çünkü beyine benziyor” diyerek beynimizi dumura uğratmışlardı.

Geçen gün televizyonda “doğal şifa” dağıtan yine meşhur bir “profesör” bu kez eline bir maydanoz yaprağı alıp “bakın aynı böbreğe benziyor, demek ki maydanoz böbreğe iyi gelir”, sonra bir patates alıp “mideye benziyor, demek ki patates mideye iyi gelir” diyerek tarihi bir saptamada bulundu. Bu arada galeyan tellallığı yapan spikerin saptaması daha çarpıcı idi. Sesini dalgalandırarak, ilginç vurgularla “Profesörrrr …’dannn büyük açıklamaaaa. Sebze hangi organa benziyor ise ona iyi geliyorrrr.” Bu şarlatanların elinde oyuncak olan maydanoza acıdığımı hissettim ve bir vefa borcu olarak ben de maydanozu yazmaya karar verdim. Affet bizi aziz maydanoz…

Maydanozu bilmeyen yoktur herhalde, adı Rumcadan gelir. Ne güzel bir bitkidir ki Osmanlıcası mide okşayan anlamında “mi’de-nuvâz”dır. Hatta “her şeye maydanoz olma” diye bir deyim bile var. Maydanozun böyle bir deyimde yer alması özellikle maydanoza yapılmış bir haksızlık diye düşünüyorum. Bitkiler âleminde Apiaceae ailesine ait bir bitkidir maydanoz. Türkçede bu ailenin adı da “maydanozgiller” olarak adlandırılır. Bu aile içinde iki bin civarında bitki tanımlanmış. Ama “maydanoz” dediğinizde size, pazarlarda görmüş olduğunuz bitki verilir. Doğradığınızda iştah açan güzel bir koku saçar. Salatadan yemeğe her şeye katılabilir, tek başına yenilebilir. Belki de bu yüzden “her şeye maydanoz” deyimi doğmuştur. Maydanoz, yaşamın bir vazgeçilmezidir. Eskiden taze maydanozun olmadığı mevsimler için analarımız maydanoz kuruturdu.

Bir bitki daha var ki bu da maydanozgiller ailesindendir. Çok yakından tanıdığı; “kereviz”. Yaprakları tıpkı maydanoza benzer. Ancak biraz daha kalın ve etlidir. İlk topraktan çıkan yaprakları maydanoz sanılabilir, fakat maydanoz değildir. Maydanozun kökü ince ve saçaklı iken, kereviz toprağın altında yumruk kadar bir kök saklar. Ancak toprağı kazarsanız bu kökü görebilirsiniz. Doğrandığı veya pişirildiği zaman maydanozun aksine kükürtlü bir koku salar. Dolayısı ile kereviz, görüntüde maydanoz gibi olsa da, o ailenin uzak bir akrabası, şekilsel benzerliğin dışında çok farklı bir şeydir. Canınız kereviz yemek istiyor ise sorun yok, ancak maydanoz doğrayacağınız yere kereviz doğradığınızda iş değişir.

Sosyal yaşamda da maydanoz ve kereviz ilişkisine benzer olaylar var. Gerekli olan insanlar maydanoz gibidir. Katıldığı yeri şenlendirir, iştahınızı açar, iş yapma isteğinizi artırır, siz de ortama katılırsınız ve üretirsiniz. Burada en önemli olay uyumdur. Amaç toplumu yaşanır bir yer haline getirmek olunca, yaşayanların bir birinin fikrine tahammül edebilir ve uyum içinde olması gerekir. Davranışlar diğerini incitmeyen, bastırmayan davranışlar olmalıdır. Tıpkı maydanoz gibi, içine girdiği yemeğe kendi lezzeti ve kokusunu katarken, domatesin, biberin de kokusunu, tadını bastırmaz. Ama kereviz benzerleri, ortama kendi kükürtlü kokuları ile hâkim olurlar, hatta mutfağa, eve, apartmana. Diğerlerinin esamisi bile okunmaz. Tüm iştahınızı kapatıp, iş yapma isteğinizi ortadan kaldırırlar. Kereviz kokusu gibi her kokuyu bastırıp mide bulandırarak herkesi ortamdan uzaklaştırırlar.

Kereviz sonuçta karar verebilen bir organizma değildir, bir şeyleri planlamaz, doğası öyle olduğu için yukarda bahsedilen sonuca yol açar. Ancak sosyal ortamın bir açmazı olan kereviz gibi davrananların ayrıca bir özelliği vardır ki bu; kendini maydanoz yerine koyup, öyle imiş gibi göstermeleridir. Bu durum, deneyimsiz veya sosyal ortamda çok bulunmayan insanların kolayca aldanacağı bir durumdur. Maydanoz ile kerevizin arasındaki farkı öğrenmemiş birey kolaylıkla kerevizi maydanoz sanabilir. Böylece toprağın altındaki görünmeyen yumruyu da almış olur. Asıl sorun bundan sonra başlar, maydanoz rolü yapan bu kereviz, katıldığı her ortamı kendi kokusuna bulayarak tüm kokuları bastırır. Tabi bu arada maydanozun da adını batırır.

Buna benzer ancak daha çarpıcı olan bir durum da farmakolojide tanımlanmış bir olaydır. Başlıkta da yer alan bu bilimsel durum ilaçların veya bazı zehirlerin etki mekanizmaları ile ilgilidir. Bilindiği gibi her ilaç canlı vücudunda bazı işlevleri engelleyerek veya kolaylaştırarak mevcut durumu değiştirirler. Ancak bu engelleme durumu yaşamı tehdit edecek boyutta olur ise kişi zehirlenmiş olunur. Benim anlatacağım durum sinir kavşaklarında gerçekleşir.

Sinirlerin birbirlerini veya her hangi bir organı uyarmak için salgıladıkları nörotranmitter denilen maddeler, reseptör denilen yapılara bağlanarak karşı hücrede uyarıya neden olurlar. Ancak bazı maddeler vardır ki bunlar nörotransmitter olmadıkları halde “mış gibi” davranırlar. Görenler öyle sanır, tıpkı kerevizin maydanoza benzemesi gibi. Ancak bu yalancı maddeler tıpkı nörotransmitter gibi reseptörü uyarıp kontrolsüz bir etki oluşturarak zehir etkisi yaratırlar.

Bir durum daha var ki buna yarışmacı antagonizma denir. Bu durumda olan maddeler de tıpkı yalancı nörotransmitter gibi reseptörlere yapışırlar. Ancak ortaya fonksiyon çıkarmazlar. Sadece reseptörü meşgul ederler. Böylece ortamda bulunan nörotransmitterler reseptöre bağlanamaz, fonksiyon da felç olur. Bu yarışmacı antagonistlerin etkisi organizmanın ölümüne yol açabilir.

Bu iki olayın sosyal yaşamdaki karşılığı da farmakolojide olduğu gibi vahimdir. Kerevizin yaptıkları, bu yalancı ve yarışmacı antagonistlerin yaptıklarının yanında çok masum kalır. Kerevizin kokusuna katlanarak bir şeyler yapmak mümkündür. Ancak yalancı ve yarışmacı antagonistler sizin iş yapmanızı engeller, ortaya çıkardıkları uygunsuz fonksiyon artışı veya tam fonksiyon kaybı ile organizmanın, yani toplumun felcine yol açarlar. Bu iki kişiliği “Mukallit asabbozan” ve “muhannet muhalif” olarak niteledim. Bu kelimeleri seçmemin nedeni daha havalı durmaları. Yoksa “yalancı sinirbozan” ve “yarışmacı antagonist” de derdim ama hiç güzel olmazdı.

Son sözde hem kereviz, hem pseudo-neurotransmitter, hem de competitive antagonist yani Mukallit asabbozan ve muhannet muhalif özelliklerini kişiliğine sığdırmış olanların ortama hakim olmasıdır. Ortamın etkisi ile giderek artan bu karakterlerden uzak bir yaşam dileği ile hoşça kalın.

İlginizi çekebilir