‘Masum göstericiler’ ve provokatörler… Neredeyse yüz yıldır hep aynı şeyi söylediler bize. Tlatelolco meydanında 300 öğrenci kanlar içinde yerde yatarken de Diaz öyle söyledi; çatılardaki makineli tüfekleri gizlemeye çalışarak…

Tarih nasıl da bir zincir gibi birbirine eklenerek yürüyor…

2 Ekim 1968’e gidiyoruz, Meksika Olimpiyatları’ndan yaklaşık 10 gün öncesine… Bize 1 Mayıs 1977 kadar yakın olan o karmaşık güne. Önce yeşil işaret fişekleri, sonra makineli tüfekler ve 300’e yakın genç ölü…

2 Ekim 1968’deki Tlatelolco Katliamı’ndan söz ediyoruz ama ondan öncesi de var. Meksika işin doğrusu hiçbir zaman sokaklardaki muhalifleri katletmekten geri durmamıştı zaten. Ama bu kez mühim bir sebep daha vardı. Meksika’da yapılacak olan ve tabii ki faşist rejime para ve prestij sağlaması beklenen 1968 Olimpiyat Oyunları!

Hükümet, bu iş için 150 milyon dolar harcamıştı ve ‘demokrasi’ gibi sudan bir sebepten dolayı zarar etmek istemiyordu. Başkan Gustavo Diaz Ordaz, yükselen toplumsal muhalefeti bastırmak için en kanlı kıyımlar dâhil her şeyi yapıyordu.

Hareketin yükselişi

Üniversitelerdeki gençlik hareketinin yükselişi de tam bu günlere rast gelmiş, 1968 yazında üniversite özerkliği yok edildikten sonra kurulan Ulusal Grev Konseyi (CNH) protestolara başlamıştı. 70 üniversiteden gelen 240 delege tarafından yönetilen CNH, çoğunluk oyu ile karar alıyordu ve kadın öğrenciler konseyde eşit temsil ediliyordu. İstekleri de çok netti: Üç veya daha fazla kişinin katıldığı toplantıları suç sayan yasanın kaldırılması, Özel Polis Birlikleri’nin (Granaderos) feshi, siyasi tutuklulara özgürlük, önceki katliamların sorumlularının belirlenmesi, polis şefi ve Granadero komutanının görevden alınması…

Polis, 22 Temmuz’da önce Meslek Yüksek Okulu’na saldırdı ve çok sayıda öğrenciyi tutukladı. Bu, öğrencileri daha sıkı örgütlenmeye ve bu arada halka da durumu anlatma çabasına itti.

1 Ağustos’ta, barışçıl bir gösteri için Mexico City’de 50 bin öğrenci bir araya geldi. 13 Eylül’de de bir gösteri daha vardı. Ancak, Olimpiyatlar’ın telaşıyla Diaz Ordaz, bu işi bitirmeye karar vermişti artık.

23 Eylül’de polis doğrudan kampüslere saldırdı ve öğrenciler ellerindeki derme çatma tabancalar ve molotof kokteylleriyle makineli tüfek ateşine karşı bir gün boyunca direndiler. 15’ten fazla öğrenci o çatışmalarda katledildi.

Kıyım günü

2 Ekim 1968 akşamı, Mexico City’nin Tlatelolco bölgesindeki ‘Üç Kültür Meydanı’nda binlerce öğrenci hükümeti protesto etmek için toplandı. Sloganlarından bir tanesi, “Olimpiyat değil devrim istiyoruz”du.

Alanda sadece öğrenciler değil, hareketle ilgisi olmayan insanlar ve çevre sakinleri de vardı. Akşamüstüne doğru biri orduya biri polise ait iki helikopter kalabalığın üstünde döndü. Ardından yakınlardaki Dışişleri Bakanlığı binasından iki işaret fişeği atıldı. Yirmi dakika sonra bu kez bir helikopterden atılan iki işaret fişeğiyle beraber 5 bin asker ve 200 panzer alanı kuşattı ve katliam başladı.

Tanklar ve Santiago de Tlatelolco Kilisesi ile civar binaların çatılarındaki keskin nişancılar ateşe başladığında, büyük panik oluştu. Ölümlerin çoğu, ezilme sonucuydu. Bu arada, Olympia Taburu adı verilen ve askerlerin kendilerini öğrencilerle karıştırarak vurmamalarını sağlamak için bileklerine beyaz mendil bağlamış olan Diaz’ın özel harekât timleri, öğrenci liderlerini tutuklamak için alana girmişti.

O gün katledilenlerin sayısı hiçbir zaman tam olarak bilinemedi. Meksika’nın ‘Havuz’ basınına göre ölenler 30 kişi bile değildi; gerçekte ise o gün 300’e yakın öğrenci katledildi. Sadece öğrenciler de değil, çevre halkından da çok sayıda insan öldü. Üstelik operasyon gece ve sonraki günlerde de sürdü ve öğrenci evlerinde, ara sokaklarda onlarca genç kurşuna dizildi. Meydandan toplanan cesetler askeri kamyonlara ve çöp arabalarına atılarak bilinmeyen yerlere götürüldü. 3 binden fazla insan ise gözaltına alındı.

Hep aynı açıklama…

Resmi açıklama hemen geldi: Kalabalığın arasındaki provokatörler polise ateş açmıştı.

Oysa onlarca tanık ve ortaya çıkan belgeler bunun tersini gösterdi. Özellikle Diaz’ın katil Olympia taburlarının bütün binalardan aynı anda ateş açtığı belgelendi. Videolarda, beyaz mendilli adamların Dışişleri Binası’nda bir daireden, kilise çatısından ve Dış İlişkiler Kulesi’nin 19. katından makineli tüfeklerle ölüm kustuğu açıkça görüldü. Bu taburların CIA yetiştirmesi olduğu ise bir sır değildi. Yıllar sonra, 2006’da sorumluların yargılanması için bir şeyler yapıldı gerçi ama ‘zaman aşımı’ Türkiye’de olduğu gibi orada da en iyi deterjandı ve tabii ki hiçbir sonuç alınamadı.

Tarih orada da kesilmedi ama işte. Aradan daha 10 yıl geçmeden, biz aynı tüfekleri Taksim Sular İdaresi’nin üstünde gördük ve sonra duyduklarımız da aynıydı: Kalabalığın içindeki provokatörler…

Kaynak: Yeni Yaşam-Karınca“Tarihin Belleği”

 

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…