“Temiz” ve “ Yenilenebilir” olduğu söylenen enerji yatırımları da düzeltilmesi zor ekolojik tahribatlara yol açıyor!

Adnan Çobanoğlu

Geçtiğimiz Temmuz ayında Rize Fındıklı’da“ Boşaltılmış köy okulunun hayata dönüşü projesi” çerçevesinde “Paçva Taş Mektep” in restorasyonu için TMMOB Mimarlar Odası Şubeleri’nin bazılarının destek için organize ettiği “Mimarlık Öğrencileri Yaz Kampı”nda sadece “Taş Mektep” restore edilmemiş aynı zamanda köylülerle öğrencilerin, mimarların diyalog geliştirmesini ve dayanışmasını sağlayacak tarzda köylüler dışarıdan gelenleri evlerinde misafir etti, bir haftaya yayılan “Fındıklı Kültür Akşamları Programı” oluşturulmuştu. Bu program çerçevesinde de benim, Tütün-Sen Genel Başkanı ve aynı zamanda ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri Ali Bülent ERDEM ve CHP Bursa Milletvekili Orhan SARIBAL’ın davetli ve katılımcı olduğu “Ülkemizin Tarım Politikalarının Karadeniz Tarımına Etkileri ve Gıda Egemenliği” işlendi.

Sunumlarımız bitip soru cevap bölümüne geçildiğinde ise yöre sakinlerinden birisi sorusunu hepimize yöneltti; son yıllarda bölgede Gürcistan’dan geldiği iddia edilen “vampir kelebekler” türemiş ve o kelebekler bir bitkiyi istila ettiğinde bitkinin tüm öz suyunu çekip kurutana kadar bitkinin üzerinden ayrılmıyorlarmış, bu nedenle sebze v.b ürün yetiştiremez hale gelmişler bu kelebeklerden nasıl kurtulacaklarını soruyordu. Benim açımdan bu durum o zamana kadar hiç bilgi sahibi olmadığım bir vaka idi. Sanırım diğer iki konuşmacı arkadaşım için de durum pek farklı değildi. Dilimiz döndüğünce genel bilgi düzeyimiz çerçevesinde sorunun mutlaka iyice araştırılması gerektiğinden, kimyasal zehir kullanma dışındaki biyolojik çözüm yöntemlerinin kullanılması gerektiğinden, iklim değişikliğinin ve enerji politikalarının yarattığı ekolojik tahribattan ve bu anlamıyla bu politikalara karşı mücadele edilmesi gerektiğinden v.b bahsettik. Ama sorun kafamıza takılmıştı, verdiğimiz cevaplardan biz de yeterince tatmin olamamıştık.

Ertesi gün A.Bülent ERDEM’le gözlerimiz kelebekleri aradı. Paçva Taş Mektebin yanındaki bir ağaçta kelebekleri gördük. Siz deyin 100, ben diyeyim beş yüz… O kadar çok kelebek ağaçta konuklamışlardı. Büyük ölçüde bir gün öncede o ağaçta kelebekler vardı. Ama biz olayın vahametini bilmediğimizden dolayı dikkatimizi çekmemiş. Bir sorun olarak karşımıza geçince dikkatimizi çekmiş oldu. Bu sorunun ekoloji açısından, tarımsal üretim açısından çok önemli bir problem olduğunu, nedenlerinin ve çözüm önerilerinin mutlaka tespit edilmesi gerektiğini düşündük. Fındıklı dönüşü sorunu araştırmaya başladık. A.Bülent ERDEM internette bu konu üzerine araştırma yaparken 1 yıl önce Hürriyet gazetesinin internet sayfasında bu konuda çıkan bir habere rasgelmiş, haberi benimle paylaştı; haberi yapan Yücel SÖNMEZ haberinin başlığını “Doğu Karadeniz’de büyük tehlike… Bir kelebekten katil yaratan süreç başladı” diye atmıştı.

Haber kısaca bu kelebeğin Gürcistan’da ilk defa 1956 yılında görüldüğünü, 1964 yılında ise olumsuz etkilerinin kayıt edilmeye başlandığı ve bu kelebeğin yumurtalarının Doğu Karadeniz’e kivi ve narenciye fidanları ile 1990 lı yıllarda taşındığını söylemekte. Peki O yıllardan beri Doğu Karadeniz’de var olan bu kelebekler neden şimdi dikkat çekmeye, bitkilere yoğun zararlar vermeye başladı? Haber bunu da açıklıyor; “İlk zamanlar herhangi bir zarar gözlenmez. Ta ki ‘Asilidae’ yani yusufçuklar ortadan kaybolmaya başlayana kadar. Kelebeğin yumurtalarını yiyerek nüfusunu kontrol eden yusufçukların yok olmasının nedeni doğada tatlı su kaynaklarının azalmasıdır. Buna neden olan ise dere yataklarını kurutan HES’ler.”, “Otobanlar, madenler, HES’ler… Türkiye’de doğasına en çok zarar verilen yerlerin başında hiç kuşkusuz Doğu Karadeniz geliyor. Delici emici denilen küçücük bir kelebek konduğu çayın, fındığın, kivinin, meyve ve sebzenin özsuyunu emerek kurutuyor ve sayıları hızla artıyor. Bu; dünyanın en naif canlısı kelebekten nasıl bir katil yarattığımızın ibretlik hikayesi.” (*) (Bknz. http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-pazar/dogu-karadenizde-buyuk-tehlike-bir-kelebekten-katil-yaratan-surec-basladi-40562779)

Yani karşımıza “Temiz, Yenilenebilir enerji” adıyla kamuoyuna sunulan HES’ler çıkıyor. Tıpkı “Temiz, Yenilenebilir enerji” adıyla sunulan Rüzgar Enerji Santralleri’nin (RES’ler) Karaburun’da zeytin zararlılarını yiyen yarasa popülasyonunu yok etmesi, bu nedenle de zeytin ağaçlarının artık sağlıklı zeytin verememesi gibi, veya “Yenilenebilir Enerji “ olarak teşvikler alan Jeotermal Enerji Santrallerinin (JES’lerin) suları, toprağı, havayı kirletmesi yüzünden üzüm bağlarının, incir ağaçlarının ve meyvelerinin hastalanması, üreticilerin üzüm ve incirlerini kurutamaz hale gelmesi gibi…

Kapitalizmin para hırsı bütün kirlilikleri “Temiz” diye bizlere sunuyor. Bu nedenle bazılarımız da bu yalan propagandaya kanıp Termik veya Nükleer enerji santrallerine karşı çıkarken “Rüzgâr, Güneş Bize Yeter!” diyebiliyor, veya bazılarımız iklim değişikliğine çözüm olarak fosil yakıtlar yerine “Yenilenebilir Enerji” kaynaklarını kullanmayı çoğaltmaktan söz edebiliyor. Yusufçukları yok eden HES’lerin de, Yarasa popülasyonunu bulunduğu yerden göç etmek zorunda bırakan RES’lerin de “Yenilenebilir, Temiz Enerji” olarak yatırım teşvikleri aldığı unutuluyor veya görmezden geliniyor. Kapitalizmin kâr hırsı unutulduğu andan itibaren de kapitalizmin enerji, maden, su ve gıda politikalarının birbirine temelden bağlı olduğu ve bu politikaların bütününün iklim değişikliğine ve ekolojik döngüye zarar verdiği görülemiyor, iyileştirme önerileri ile biri diğerine tercih edilir hale geliyor.

Kısacası gerek insanlarda, gerekse diğer canlılarda yeni hastalıkların oluşmasını yeni “vampir kelebeklerin” veya yeni “vampir canlılar”ın çoğalmasını istemiyorsak ekolojiyi ve iklimi korumak üzere hareket etmeli ve bunun için bütünlüklü politikalar üreterek mücadele etmeliyiz. Bilmeliyiz ki tarımsal üretimimizi ve bitkilerimizi yokeden “vampir kelebekler”i yok etmek HES’lere karşı mücadeleden, çoğalan zeytin zararlılarına karşı çözüm üretmek RES’lere karşı mücadeleden, üzüm ve incir de meydana gelen hastalıklara karşı çözüm üretmek JES’lere karşı mücadeleden, yağmurların asit yağmuru olarak üzüm bağlarının üzerine düşmesini engelleyebilmek siyanürlü liç yöntemiyle altın veya nikel madeni çıkartılmasını engellemeye dönük mücadeleden geçiyor.

Toprağın, suyun, havanın kirletilmesini, iklim değişikliklerinin tarımsal üretimde yarattığı tahribatı önlemek, gelecek nesillere yaşanabilir bir ülke ve dünya bırakmak istiyorsak uygulanan enerji, maden, su, inşaat, yol ve gıda v.b politikaların birbiriyle bağının olduğunu bilerek ve bu politikalara temelden karşı çıkarak mücadele yürütmeliyiz.

(*) 2018 yılı yaz aylarına baktığımızda ise “Vampir kelebekler İstanbul’u istila etti, Vampir kelebekler evleri istila etti. Doğu Karadeniz’de vampir kelebek istilası. ” başlıklı haberlerin çoğaldığını görürüz. Kimyasal zehirler kullanıldığında bile bu kelebeklerin etkilenmediği uzmanlar tarafından söyleniyor. Ama “vampir kelebekler”i etkilemeyen bu kimyasal zehirler sebze ve meyveleri yiyen insanlar başta olmak üzere toprakta ve doğada yaşayan diğer canlıları zehirlemekte. Ve bu zehirler aynı zamanda ekolojik dengenin bozulmasının, iklim değişikliğinin oluşmasının da suçlularındandır.

Kaynak: Vegaste

İlginizi çekebilir