Tehdit Altındaki Halklar Örgütü’nün Ortadoğu uzmanı Kemal Sido: Suriye sorunu çözülmeden Afrin sorunu çözülemez

Almanya merkezli Tehdit Altındaki Halklar Örgütü’nün Ortadoğu uzmanı Kemal Sido, ‘Afrin’i Afrin yapan ne varsa hepsine düşmanca saldırıldı’ dedi.

İnsan hakları kurumları ile sivil toplum örgütleri ve bağımsız araştırmacıların giremediği Afrin’de, Türkiye’nin tepki toplayan uygulamaları devam ediyor. Afrin harekatının yıldönümünde, Türkiye bu kez de Mınbiç ile Fırat’ın doğusuna operasyon düzenleyeceği mesajları veriyor. Bir yandan buna yönelik diplomatik temaslar yürütüp, askeri hazırlıklar yaparken, diğer yandan da Suriye’nin kuzeyinde kendi kontrolünde ‘güvenli bölge’ kurulması halinde operasyona gerek kalmayacağını söylüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz TOKİ olarak bu işin içine girebiliriz; Amerika bize lojistik olarak maddi destek verirse güvenli bölgeyi böylece halletmiş oluruz” diyor.

Suriye’nin yıkıcı iç savaşından uzak durmayı başaran, çeşitli etnik, dini ve kültürel grupların barış içinde birarada yaşadığı; bir dönem savaştan ve ölümden kaçanların sığındığı Afrin’e bir bakalım istedik. ‘Bir yıl öncesinin Afrin’inden geriye ne kaldı?’ ve ‘şehir bugün ne durumda?’ sorularının yanıtını almak için kendisi de Afrinli olan Almanya merkezli Tehdit Altındaki Halklar Örgütü’nün (GFBV) Ortadoğu uzmanı Kemal Sido’yla görüştük.

– Afrin’in Türkiye ve bağlı ÖSO birlikleri tarafından işgal edilmesinin üzerinden bir yıl geçti. İnsan hakları aktivisti bir Afrinli olarak sizin olup biteni yakından takip ettiğinizi biliyoruz. Uluslararası medyada önemli duyurularınız çıkıyor. Önce sormak istiyorum: Afrin nasıl bir yerdi ve aradan geçen bu bir sene içinde nasıl bir yer oldu?

Aradan geçen bir yılda çok şey değişti ve Afrin tanınmaz hale geldi. Her şeyden önce dört taraftan kuşatılmış olmasına karşın Afrin halkı güven içinde yaşıyordu. Ölüm, işkence, kaçırılma ve tutuklama tehdidi yoktu. Halk özyönetim idaresi altında bazı yetmezliklere ve sorunlara rağmen güvendeydi. Barış içinde yaşıyordu. Sadece Afrinliler değil, Halep’ten kaçıp gelen de Araplar, Ermeniler, Asuri Süryaniler, Ezidiler ve hatta Türkmenler bir arada, kardeşçe yaşıyordu. Afrin bastırılmış Kürt kimliğinin özgürce ifade edilmesi, Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılması, Kürtçe yayınların yapılması ve Kürtçe eğitim yapan bir üniversitenin açılması gibi çok önemli gelişmeler yaşıyordu. Toplum geleceğe doğru ilerliyor ve gelişiyordu.

KÜRTÇEYE SAVAŞ AÇILDI

Halk geçimini zeytinlikle sağlıyordu. Tarım, ziraat, hayvancılık ve tekstil üretimi de yapılıyor, geçim bu sayede sağlanıyordu. Afrin’de çatışma yoktu, hırsızlık yoktu. Evet bazı sorunlar vardı ancak halk genel olarak özgür ve Suriye’de süren iç savaşa rağmen güvenlik içinde gelecek umutlarını büyütüyordu. Fakat Türk devletinin ÖSO güçleriyle birlikte Afrin’i işgal etmesinden sonra her şey altüst oldu. Can ve mal güvenliği kalmadı. Hırsızlık, talan, yağma ve kaçırılma olayları patladı. Kürt kimliği, dili ve kültürünü çağrıştıran ne varsa hedef alındı. Kürtçe tabelalar sokaklardan, eğitim müfredattan kaldırıldı. Kürtlere ve Kürtçeye karşı savaş açıldı. Afrin’de yaşayanlar başlarına bu bir yılda gelenin tarihte yaşanmadığını söylüyor ki haklılar.

3 BİNDEN FAZLA KİŞİ KAYIP

Afrin ve çevresinden 360 bin kişi göç etti. 600’den fazla sivil hayatını kaybetti. Binlerce insan için kayıp başvurusu yapılmış. Binlerce insan kaçırılmış ve yine binlercesi tutuklanmış. Bizim araştırmalarımıza göre Afrin’de 3 binden fazla kişi kayıp. Kimilerine göre de bu rakam 7 bin civarında. Bunların kaçı tutuklu, kaçı yaşıyor kimse bunların akibetini bilmiyor.

Öte yandan zeytinlikler talan edildi. Afrin’de şu son bir yılda on binlerce ağaç kesildi. Özetle son bir yılda insana, doğaya, kültüre, kimliğe ağır saldırılar yapıldı. Afrin’i Afrin yapan ne varsa hepsine düşmanca saldırıldı.

TÜRKİYE BU KOŞULLARDA AFRİN’İ TERK ETMEYECEK

– Şu anda durum nedir ve sözünü ettiğiniz bu düşmanca uygulamalar devam edecek mi? Afrin için ufukta bir çözüm umudu var mı?

Maalesef şimdilik bir umut görünmüyor. Halkın işgale itirazı ve direnişi sürüyor ancak Afrin için de Suriye’de bulunan Rusya ve Amerika gibi büyük güçlerin çıkarları belirleyici olacak. Süreç onların çıkarları ve hesaplarına göre şekillenecek. Türkiye bu koşullarda Afrin’i terk etmeyecek. Bu amaçla her iki kampı da Rusya ve Amerika’yı da kullanmaya çalışıyor. Onlara kimi çıkarlar sağlıyor. Böyle bir gücü var ve bunu Kürtlerin aleyhine kullanmaya devam edecek gibi görünüyor.

SURİYE SORUNU ÇÖZÜLMEDEN AFRİN SORUNU ÇÖZÜLEMEZ

Bana göre Rusya ve Türkiye arasında ciddi bir sorun yaşanmadığı sürece Türkiye, Afrin’den çıkmaya zorlanmayacaktır. Zaten Afrin’de önce Rusya vardı. Önce Rusya çekildi, sonra Türkiye işgal etti. Amerika ise NATO müttefikliği sebebiyle Türkiye’yi karşısına almak istemedi. Öte yandan Suriye sorunu çözülmeden Afrin sorunu çözülmez. Gün gelir de Suriye’de iç savaş sona ererse ve yeni bir sistem kurulursa Afrin, Suriye’nin bir parçası olarak kalacak ve o zaman Türkiye de oradan çıkmak zorunda kalacaktır. Fakat bu şimdilik çok uzak bir olasılık.

Ancak Suriye’de genel çözüm bulununcaya kadar Afrin’de durum daha da kötüleşecek, eski Afrin’den eser kalmayacaktır. O zamana kadar Türkiye Afrin’in demografisini değiştirecektir. Afrin Kürt şehri olmaktan çıkacak, Türkiye’nin yerleştirdiği cihadist Arapların şehri haline gelecektir. Gidişat bu yöndedir ve bunu gözden kaçırmamak gerekir.

– Türkiye şimdi de Mınbiç ve Fırat’ın doğusuna operasyon hazırlıkları yapıyor. Sizce böyle bir tehlike var mı? Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, Türkiye uzun süredir Membiç’i ve Fırat’ın doğusunu gündemde tutuyor. Askeri ve diplomatik çabalarını da sürdürüyor. Amerika’yla yoğun temaslarını sürdüren Erdoğan’ın Putin’le yaptığı görüşme bu anlamda önemli. Putin’le anlaşırlarsa saldırı yapacaklar. Ben bütün kuzeyi ele geçirecek genel bir işgal harekatı beklemiyorum. Tahminime göre Tel Abyat’a (Gre Spi) girmek isteyecekler. Türkiye, Kobani ve Kamışlı arasına yerleşmek, bu şehirler arasındaki coğrafi birliği kesmek istiyor. Bunu yapabilirler. Yine sınırın içindeki bazı yerlere yerleşebilirler ancak elbette Kürtler de itiraz edecek ve direneceklerdir.

– Bir süredir ABD ve Türkiyeli yetkililer ‘güvenli bölge’ ya da ‘tampon bölge’ açıklamaları yapıyor. Konu batı medyasında da tartışılıyor. Siz bu tartışmalardan ne anlıyorsunuz? Güvenli ya da tampon bölge olacak mı? Olursa nasıl olacak sorularının sizde bir yanıtı var mı?

Kimse ne olacağını bilmiyor. Bu konuda herkesin kafası karışık. Biz 17 Ocak günü Berlin’de ABD elçiliğiyle görüştük ve konuyu gündeme getirdik ama onların pek bir şey bildikleri yok. Kimsenin net bir fikri yok ama tartışılıyor. ABD yönetiminde Türkiye’ye yakın olanlar var, aynı şekilde DAİŞ’e karşı verdikleri kahramanca mücadele sayesinde Kürtlere sempati duyanlar da var. Sadece ülkeler değil, içerideki iktidar güçleri de tartışıyor. Nasıl olacağını ve nasıl uygulanacağını biz de merak ediyoruz.

AMERİKA İKİ TARAFI DA RAZI ETMEK İSTİYOR

Türkiye bütün imkanlarını kullanarak Rojava’da söz sahibi olmak istiyor. Kürtlerin önünü kesmek, onların elde ettiği kazanımları ortadan kaldırmak istiyor ve bunun için yoğun çalışıyor. Güvenli bölgenin kontrolünün de kendisinde olmasını istiyor ama bu mümkün görünmüyor. Amerika ise hem Türkiye’yi hem Kürtleri, iki tarafı da razı etmek istiyor. İki tarafı da uzlaştıracak bir çözüm arıyor. Aslında Amerika’nın arabulucu olması, ortak bir çözüm bulması gerek.

Ayrıca Rusya ve rejim de gözardı edilemez. Rusya Fırat’ın doğusuna rejimin girmesini istiyor. Amerika’nın Rusya, Türkiye, rejim ve Kürtler arasında bir balans ayarı yapması da zor görünüyor.

– Bütün bu süreçlerde Avrupa Birliği’nin bir etkisi olmayacak mı?

Avrupa Birliği’nin Suriye’de etkisi çok zayıf. Kısmen Fransızlar etkili ama onlar da belirleyici olamıyor. Avrupa Birliği’nde Fransa ile birlikte hareket eden Almanya, mülteciler nedeniyle Suriye’de Erdoğan’a yakın duruyor. Hem mülteciler meselesi var, hem silah satışı yapıyor ve hem de Türkiye ile Almanya arasında büyük ekonomik çıkarlar var. Bu yüzden Almanya Türkiye’yi kolluyor.

ALMANYA İDLİB’E PARA YARDIMINI KESTİ VE TÜRKİYE İÇİN ‘İŞGALCİ’ DEDİ

– Alman hükümetinin politikası bu olabilir ancak muhalefetin ve kamuoyunun yaklaşımı farklı görünüyor. Sizin bu konudaki gözlemleriniz neler?

Doğru, Alman hükümetine rağmen burada güçlü kamuoyu var. Muhalefet partileri, basın ve sivil toplum örgütleri meseleye oldukça duyarlı yaklaşıyor. Biliyorsunuz geçen hafta Almanya İdlib’e yönelik mali yardım projesini askıya aldı. El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam kenti ele geçirince biz de bu yönde hükümete çağrı yapmış ve ‘bu radikal unsurları desteklemeyin’ demiştik.

Yine hatırlarsınız geçen ay Federal Meclis’e bağlı Hizmetler Dairesi tarafında hazırlanan bir raporda Türkiye’nin Suriye’deki varlığı için ‘işgalci’ tanımı kullanıldı. Bütün partilerin katıldığı bir oturumda bu rapor değerlendirildi. Türkiye’nin Afrin, Azez ve diğer bölgelerde askeri güç bulundurmasının uluslararası hukuk açısından haklı bir yanı olmadığı belirtildi ve Türkiye için açık açık ‘işgalci’ denildi.

RADİKAL DİNCİLER AVRUPA İÇİN CİDDİ TEHDİT OLUŞTURUYORLAR

Öte yandan Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan Michael Roth da ‘Türk devletinin Suriye’nin kuzeyine yönelik saldırılarını engellemek için çalıştıklarını söyledi ‘ki bunlar önemli gelişmelerdir ve elbette Almanya’daki kamuoyunun etkisini göstermektedir.

– Alman kamuoyu demişken; son yıllarda Suriye’de DAİŞ için savaşan birçok militanın Almanya’ya geri geldiği biliniyor. Ayrıca dünyanın birçok ülkesinden cihadist ve radikal dinci militanlar bu ülkeye geliyor. Bunun da kamuoyunda rahatsızlık yarattığı biliniyor, ancak yine de bu akış önlenemiyor? Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyim?

Sadece silahlı militanlar, insan öldüren, kafa kesenler bütün dünya ve insanlık için tehdit oluşturmuyor, onların eğittiği kitleler de sahip oldukları bakış açıları nedeniyle ciddi tehdit oluşturuyor. Zira bunlar katliama, zulme, ötekinin yaşam hakkının yok edilmesine dini referans göstererek açık destek veriyor. Radikal dini inançları gereği ötekinin yok olmasında bir beis görmüyorlar. Avrupa’daki radikal dinci hareketler burada yüzyıllardır emekle ve bedelle oluşturulan demokratik değerlerle çatışıyorlar.

Güvenlik açısından, barış içinde birlikte yaşama açısından önemli bir tehdit haline geldiler. Bu da Avrupa kamuoyunu huzursuz ve tedirgin ediyor. Sıradan bir Müslüman ile kimsenin bir sorunu yok ama bu radikaller, cihadist kitleler gerçekten de Avrupa için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Doğrusu bununla başa çıkmak da çok kolay görünmüyor. Diğer yandan bunların bir tehdit olarak yükselmesi yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı da tetikliyor.

– Siz kurum olarak sadece Suriye’yi değil, bütün Ortadoğu’yu ve ayrıca tehdit altındaki bütün halkları yakından izliyorsunuz. Ancak Afrinli bir Kürt olarak Suriye, İran, Irak ve Türkiye Kürtlerini de yakından izlediğinizi açıklamalarınızdan ve katıldığınız konferanslardan biliyoruz. Son dönemlerde Kürtler arası birlik çok tartışılıyor. Kürtlerin birliği konusunda sizin düşüncelerinizi alabilir miyim? Yakın dönemde bunun gerçekleşeceğine dair bir umudunuz var mı?

Maalesef yok. Eskiden vardı ama artık umudum kalmadı. Beni karamsar bulabilirsiniz ancak duygulardan uzak, realist bakıldığında bunun gerçekleşmesi çok zor görünüyor. Kürt partileri ortak bir dil bile oluşturamıyor. Örneğin biz bir toplantıya gidiyoruz, Afrin’deki gerçek durumu anlatıyoruz. Türkiye’nin yaptıklarını belgeleriyle ortaya koyuyoruz fakat bizden sonra başka bir grup Kürt gidiyor tamamen tersini söylüyor. Bazı Kürt grupları Türkiye’nin etkisi altında görünüyor. Bazı şahıslar Erdoğan’a bağlı çalışıyor. Böyle bir parçalanmışlık içinden birlik nasıl çıkacak? Kürtlerin kendi ülkelerinde kendilerini tehdit altında hissetmeden ve özgürce yaşaması bazı Kürtlere de rağmen gerçekleşecek. Dolayısıyla realist olmak gerekiyor.

Kaynak: Artı Gerçek – Filiz Deniz

İlginizi çekebilir