Tartışılan Kürt sorunu değil Kürt oylarıdır! – Yusuf Karataş

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununun çözümünde HDP’nin meşru muhatap olduğu açıklaması üzerinden bir haftadır Kürt sorununun çözümü ve muhataplık konusunda birçok siyasi çevrenin katılımıyla bir tartışma sürdürülüyor. İktidarın her türlü demokratik hak ve talebi baskı politikalarıyla sindirmeye çalıştığı bir dönemde Kürt sorunu konusunda böylesi bir tartışmanın yürütülmesi demokrasi mücadelesi bakımından olumludur.Ancak Kürt sorununun bu düzeyde tartışılabilmesinin arka planında Kürt oylarının seçimlerde dengeleri değiştirici bir rol oynayabileceği gerçeğinin bulunduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Dolayısıyla demokratik Kürt hareketi ve Kürt sorununun eşit haklar temelinde çözümünü savunan sol-sosyalist güçleri bir tarafa bırakırsak, bugün bu tartışmaya katılan siyasi çevrelerin derdinin Kürt sorununu çözmekten önce Kürt oylarını almak olduğunu söyleyebiliriz.

Fotoğraf: Şerif Karataş/Evrensel

‘Millet ittifakı’ ve bu ittifaka fiilen eklemlenen Deva ve Gelecek partilerinin tutumlarına bakıldığında burjuva muhalefetin HDP ile açık bir ittifak içine girmeden HDP’yi yanlarında tutma ve bu temelde Kürtlerin oylarını alma hesabını yaptığı görülüyor. Elbette bu politikada ana muhalefet partisi CHP özel bir rol oynuyor ve Kılıçdaroğlu, “HDP’yi muhatap alma” ve “Kürt sorununu çözme” açıklamalarıyla HDP’yi burjuva muhalefetin ‘dışarıdan’ destekçisi pozisyonunda tutmaya çalışıyor.

CHP’nin milliyetçi-şoven çizgideki ortağı İP ve Lideri Akşener de seçim hesaplarına bağlı olarak CHP ve Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamalarına milliyetçi reflekslerle yanıt vermek yerine sessiz kalıyor ve iktidara, muhalefeti Kürt sorunu üzerinden bölme oyununa gelmeyeceği mesajını veriyor.

Cumhurbaşkanı ve AKP Lideri Erdoğan, muhalefetin Kürt sorunuyla ilgili çıkışına “Biz bu sorunu çözdük” diyerek yanıt verirken iktidarın fiili ortağı MHP’nin Lideri Bahçeli de Kürt sorunundan söz edenleri “namertlik” ile suçlayarak faşizan söylemlerini sürdürüyor.

Fakat HDP’ye yönelik baskılar, yapılan operasyonlar AKP’nin Kürt sorunu konusunda geleneksel devlet politikasının ötesinde bir stratejiye sahip olmadığı anlamına da gelmiyor. Aksine demokratik Kürt hareketine karşı ’90’lı yılları bile aratmayan dizginsiz bir baskı ve sindirme politikası uygulanırken Erdoğan iktidarı ve medyadaki sözcüleri, Kürt sorununun çözümü konusunda kimsenin atmadığı adımları attıkları propagandasını yapmaktan da geri durmuyor. Çünkü iktidar, demokratik Kürt hareketini tasfiye edebildiği oranda Kürt illerinde kendi iş birlikçisi güçlerin etkin hale gelebileceğinin hesabını yapıyor. Belediyelere kayyumların atanması ve kaynaklarının bu iş birlikçi güçlere aktarılması bu politikanın en görünür yüzünü oluşturuyor.

Erdoğan iktidarı bir yandan PKK ile ilişkileri giderek daha fazla gerilimli hale gelen Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (Barzaniler ve KDP) ile ilişkilerini sürdürüyor ve Kürt burjuvazisini de yedeklemeye yönelik bir teşvik/ihale politikası uyguluyor. Öte yandan da geleneksel iş birlikçileri olan dini tarikat-cemaatlere ve koruculara hareket alanı yaratmaya çalışıyor. Düne göre hareket alanı daralmış olsa da bu politika, iktidarın Gülencilerle paylaşıldığı dönemde ‘KCK operasyonları’ üzerinden Kürt siyasetinin tasfiye edilip oluşacak boşluğun cemaatçiler tarafından doldurulması politikasına benziyor.

MHP ve Bahçeli ise, yine seçimleri kazanma hedefiyle uyumlu bir iş bölümü üzerinden AKP-Erdoğan’ın bu konudaki manevralarına itiraz etmeyen ama öte yandan da ırkçı-şoven ve HDP’ye karşı saldırgan söylemlerle oy tabanındaki erimeyi durdurmayı ve tabanını korumayı hesaplayan bir tutum sergiliyor.

Peki, burada yapılan değerlendirmelerden Kürt sorunu konusunda iktidarla burjuva muhalefetin aynı olduğu sonucu çıkar mı? Elbette çıkmaz. Aksine Kürtlerin oylarını alma hesabıyla yapılmış olması burjuva muhalefetin bu konuda attığı adımların en gerici olanın (tek adam iktidarı) yenilgiye uğratılması ve demokrasi mücadelesinin önünün açılması için bir olanak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Fakat burada ıskalanmaması gereken bir başka gerçek de şudur: Bugün sorunun çözümü konusunda taahhütlerde bulunan burjuva muhalefet yarın iktidar olabilirse burjuva devletin temsilcisi olarak masanın karşı tarafında yer alacaktır. Dolayısıyla çözüm yönünde adım attığında bile temsil ettiği sınıfın çıkarlarını gözeteceğine ve Türk burjuvazisi için en az maliyetli bir çözüm için pazarlık yapacağına da şüphe yoktur. Bu nedenle demokrasi güçlerinin kendi ellerini güçlendirebilmeleri, burjuva muhalefetin ittifak tartışmaları üzerinden kendilerini yedekleme hamlelerine karşı bugünden kendi seçeneklerini yaratmaları ile mümkündür.

‘Muhataplık’ tartışmasını bu gerçeği göz önünde bulundurarak yapmak gerekiyor: Çünkü asıl muhatabın İmralı mı, HDP mi olduğu tartışması; egemen sınıf ve iktidarları karşısında bütün demokrasi güçlerinin aynı mücadelenin tarafları olduğu gerçeğini ıskalayan ve dolayısıyla bu mücadelenin unsurlarının rolünü ve etkisini zayıflatan bir sonuca yol açıyor.

Sonuç olarak bugün yürütülen tartışmalar, Kürt hareketi ve demokrasi güçlerinin ülkedeki siyasi denklemde iktidar ve burjuva muhalefetin karşısında ayrı bir siyasi odak olarak yer almalarının ne kadar gerekli olduğunu ve Kürt sorununun eşit haklar temelinde çözümü ile ülkenin demokratikleştirilmesinin ancak böylesi bir seçenekle güvence altına alınabileceğini gösteriyor.

Kaynak: Evrensel

İlginizi çekebilir