Tarihten değeri düşen para hikayeleri: Ölüm cezalı enflasyon tedbiri – Kavel Alparslan

Tavan fiyatlarına uymayanları ölümle cezalandırarak enflasyonu önlemeye çalışan bir imparator, ‘parayla’ mutlu olamayan bir imparatorluk ve bastıkları para enflasyona yol açınca tütün kullanarak yaşayan bir ada…. İşte kameraların olmadığı dönemlerde paranın değer kaybıyla ortaya çıkan kimi sıradışı enflasyon hikayeleri…

Yakacak olarak kullanılan kağıt paralar, değiştirilen isimler, eklenen sıfırlar… Bunlar enflasyon oranının yükselmesi ve paranın değer kaybetmesiyle birlikte ortaya çıkan durumlardan bazıları. Birinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra Almanya’da yaşananları, çocukların kağıt paralarla uçurtma yaptığı, çöpçülerin sokaktan para ‘topladığı’ anların görüntüleriyle hatırlıyoruz. Ama biz biraz daha eskilere gidip, kameraların olmadığı dönemlerde paranın değer kaybıyla ortaya çıkan sıradışı durumlara göz atalım.

ÖLÜM CEZALI ENFLASYON ‘TEDBİRİ’

İlk durağımız Roma’nın M.S. 200’lü yıllardaki dönemi… İmparatorluk için askeriyenin ne denli önemli bir yeri olduğu biliniyor. Bu dönemde askeri giderlerin artışı, pahalı projeler ve iktidar sıkıntısı büyük bir ekonomik sıkıntıyı da beraberinde getirir. Haliyle önlem olarak ‘para basmak’ ve ‘vergi arttırmak’ fikirleri öne çıkar. Fakat bu, ‘çözüm’den öte, imparatorluk için korkunç bir enflasyon krizinin başlangıcıdır. Alım gücünün düşmesiyle birlikte hoşnutsuzluk artar: Enflasyon yaklaşık yüzde 15 bin’lerdedir. Örneğin 7-8 drahmi olan bir ölçek buğdayın fiyatı 120 bin drahmiye fırlamıştır. Bu dönemin başrol oyuncusu İmparator Diocletianus, Nikomedya’yı (İzmit) Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapmıştır. İşin ilginci sonunda imparatorluk görevinden ’emekli olup’ Split’de çiftçilik yaparak hayatını sonlandırmasıdır. ‘Çiftçilik’ dediysek buraya bir saray inşa etmeyi de ihmal etmemiştir! Diğer yandan emekliliği ile ‘Ferrarisini satan bilge’ gibi görünmesine rağmen kendine ‘Dominus et deus’ yani ‘Efendi ve tanrı’ unvanını da vermiştir!

İmparatorluğun uzun yıllar süren kargaşadan nispeten kurtulduğu Diocletianus dönemindeki bu korkunç enflasyona getirilen ‘önlem’, en az enflasyon oranı kadar ilginçtir. Yoksullaşan ve yoksullukla birlikte öfkelenen kitlelerden çekinmekle birlikte Diocletianus, sert bir kararname çıkartır. Kararname, ‘dış tehditlere’ karşı mücadelede harcanan çabalarla başlar, “Roma’nın büyüklüğü ve saygınlığı, şimdi de devlet onurunun en uygun bir şekilde yüceltilmesini gerektirmektedir. Geçmişteki azgın barbar saldırılarını doğaüstü güçlerin de cömert desteği ve kılıç gücü ile püskürten bizler, tesis ettiğimiz bu huzuru şimdi hukukun da yardımı ile korumalıyız” ifadeleriyle devam eder. Ülkedeki ekonomik sıkıntılarsa ‘tüccarların açgözlülüğü ve hırsı’ ile açıklanır, böyle giderse yoksulların daha fazla göz yummayacağı da açık açık belirtilir.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki Diocletianus büstü

Bu açıklama kısmının ardından imparatorluğun dört bir yanına ulaştırılan kararnamede yaklaşık bin çeşit mal ve hizmetin tavan fiyatı belirlenir. Liste sebze-meyveden kıyafete, işçi maaşından avukat ücretlerine kadar uzanır. Kararname, alım gücü düşen kitlelerce başta olumlu karşılanır. Fakat çok geçmeden ekonominin çöküşünü de beraberinde getirir: Enflasyona ayak uyduramayan fiyatlarla pazarın oluşamaması nedeniyle ticaret neredeyse durur. Kararlara uyulmadığı halde uygulanacak cezanın ağırlığı bunda etkili olsa gerek: ‘Bu nedenle emrediyoruz ki, bütün imparatorlukta aşağıda liste halinde verilen fiyatlara uyulacaktır. Eğer biri küstahlık edip bu kararlara karşı gelirse ölüm cezasına çarptırılacaktır.’

Dicletianus’un tahtı M.S. 305 yılında terk etmesiyle birlikte kararname yürürlükten kalkar.

PARAYLA SAADET YAŞAYAMAYAN İMPARATORLUK

Şimdi sırada biraz daha farklı bir örnek var. İspanya İmparatorluğu’nun Amerika kıtasına açıldıktan sonra nasıl zenginleştiği bilinen bir gerçek. Amerika’daki sömürgeciliğin temellerinin atılması İspanya’yı zenginleştirdi zenginleştirmesine ancak ortada gözden kaçan bir ‘enflasyon’ ve ‘yoksulluk’ da vardı.

İspanya’nın Amerika’daki fetihlerinin belki de en büyük motivasyonu, kıtanın değerli maden yataklarıdır. İspanyol fetihçiler aradığı altın kaynaklarını özellikle Karayip çevresinde buldu. Fakat bu kaynaklar ülkeyi ‘inanılmaz zengin’ yapmaya yeterli değildi. En büyük kaynak akışı gümüş madenlerinde yaşandı. 16 ve 18. yüzyıllar arasında İspanyol madenleri 150 bin ton civarında gümüş çıkarır ki bu rakam dünya kaynaklarının yüzde 80’idir. Köle emeğiyle ölümcül tehlikelerle çıkarılan bu kaynaklar, İspanya’yı Avrupa’nın en zengin ülkesi yapar. Gümüş İspanyol pezosu, günümüzdeki ‘euro’ ya da ‘dolar’ gibi de facto bir para birimi haline gelir.


İster ‘atın ölümü arpadan olsun’ deyin, ister ‘parayla saadet olmaz’; gümüş akışı ve haliyle rezervlerin büyüyüşü korkunç bir enflasyon yaratır. Bu dengesizlik Avrupa genelinde paranın değersizleşmesi ve alım gücünün düşmesine neden olur. Osmanlı’ya kadar etkisi uzanan bu olaya ‘Fiyat Devrimi’ adı veriliyor. Öte yandan İspanya için de durum farksızdır, gümüş akışının vergi oranlarına etkisi yeterince orantılı düzenlenemez. Değişiklikler yaklaşık 60 yıl sonra yapılır ancak olan olmuştur. Genel itibarıyla İspanya’nın gümüşü keşiften tam anlamıyla yararlandığını söylemek güç. Hele ki bu servetle birlikte ‘kazandığı’ düşmanlarının, İspanya’nın elinden ticaret tekelini almasını da eklersek servetin tam anlamıyla bir ‘kazanç’ getirdiğini söyleyemiyoruz.

DOMUZ PARASI YOKSA TÜTÜN VAR

17 ve 18. yüzyıllarda İngiltere’nin sömürgeleşmesi ve koloniler kurmasında birkaç büyük ticaret şirketi etkili olur. Atlas Okyanusu’ndaki Bermuda Adası’nda bulunan İngiliz kolonisi Virginia Company, Bermuda Company gibi şirketlerin desteğiyle kurulur. Adaya gelen yerleşimcilere yapılan ödemeler bu şirketlerin paralarıyla yapılır, işçilere maaş yerine ‘şirket kredileriyle’ ödeme yapılır. Bermuda’ya vali olarak atanan Kaptan Daniel Tucker ise işleri biraz değiştirir. Kredi sistemi terk edilir, bunun yerine bir yüzünde yaban domuzu olan Bermuda parasını bastırır. Bu para adaya muhtemelen İspanyolların getirdiği bir yaban domuzu türü olan ‘Hog’ olarak anılır.

Fakat yeni sistem adada fazla tutunamaz, yerleşimciler Tucker’ı valilik koltuğundan indirir. Büyük bir ekonomik çöküş, biraz da Bermuda’nın küçük ve izole bir ada olmasına bağlı olarak fazla büyümeden sonlanır. Tucker’dan sonra yerleşimciler çareyi para birimini ‘tütüne dönüştürmekte’ bulur. Döneminde tütün üretiminin en yoğun şekilde yapıldığı yerlerden biri olan Bermuda, ödemelerin bu ‘içilebilen’ kurla yapıldığı tek yer değildir. Örneğin Virginia’da uzun süre vergiler ve cezalar tütünle ödenir. Böylece Bermuda’da sosyal yaşam da uzun bir süre tütüne endeksli olmuştur.

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı linkler:

1- http://www.hasanmalay.com/index.php/ekonomi/diocletianus

2- http://archive.tobacco.org/History/colonialtobacco.html

3- http://time.com/4675303/money-colonial-america-currency-history/

4- https://www.nbbmuseum.be/en/2015/06/money-that-goes-up-in-smoke.htm

5- https://listverse.com/2012/12/26/10-fascinating-economic-collapses-through-history/

6- https://tr.wikipedia.org/wiki/Diocletianus

İlginizi çekebilir