Tarih HDP’yi beraat ettirecektir – Ertuğrul Kürkçü

Kobanê Davası… HDP Eş Genel Başkanı Sancar’ın ifşa ettiği gibi, hilekârlığın belgesi bile var. Bu TEM antetli bir ‘bilgi notu’. ‘TEM Şube Müdürlüğü’, savcılık ve mahkemelerin yetkilerini devralarak uçuşa geçmiş…

26 Nisan’da Türkiye siyaset tarihinin görüp göreceği en düzmece yargılamalardan biri Ankara’da başlayacak. 2013’ten 2020’ye kadar Eş Başkanlık ve MYK üyeliği yapmış, parti yönetiminde sorumluluk yüklenmiş 98 kişi 10 KCK yöneticisiyle birlikte onlarca kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmaya başlayacak.

Dava konusu, güya 6-8 Ekim 2014 günlerinde DAİŞ’in Kobanê’de soykırım girişimine karşı Türkiye’de sokağa çıkan Kürtlere yönelik saldırılar sırasında gerçekleşen “37 nitelikli adam öldürme, 29 adam öldürmeye teşebbüs, 3 bin 777 mala zarar verme, 25 alıkoyma, 395 hırsızlık, 15 yağma, 308 iş yeri ve konut dokunulmazlığını ihlal, 13 Türk bayrağını yakma, 7 Atatürk’ü Koruma Kanunu’na muhalefet” yanında “ayrıca 326 güvenlik görevlisi ile 435 vatandaşın yaralanması”. Ama hayatlarını kaybedenlerin en az 27’si HDP üye ve seçmenleriymiş, olsun! Bunca insan hayatını kaybetmiş ama dosyada bir tek otopsi raporu yok, olsun! Burası nasıl olsa AYM ya da AİHM değil, her şey gider…

Akıl sahipleri soruyor: Bir sosyal medya paylaşımından ötürü TEM’in gece yarıları insanların kapısını kırıp sorguya götürdüğü bir rejimin bunca “suç” ortada dururken 7 yıl boyunca uyumuş ve bir gün ansızın uyanmış olmasını açıklayacak bir kanun var mı? Meğer, kanunla değilse de “kanuna karşı hile”yle açıklamak mümkünmüş!

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın Salı günü TBMM’deki grup konuşmasında ifşa ettiği gibi, hilekârlığın belgesi bile var. Bu TEM antetli bir “bilgi notu”. “Not”, HDP’nin siyaseten çökertilemeyeceğinin, apaçık ortaya çıktığı 2018 Genel Seçimlerinden birkaç ay sonra yazılmış. Besbelli “çöktürme harekât merkezi” seçimlerden sonra çeşitli birimlerden görüş istemiş: “HDP’yi gene saf dışı edemedik, ne yapalım?” “TEM Şube Müdürlüğü”, hiçbir yasa ve kural ile sınırlandırılmamış olmanın coşkusu ve “yaratıcılığıyla” savcılık ve mahkemelerin yetkilerini devralarak uçuşa geçmiş:

“O tarihte şu, şu milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı; haklarında [başka suçlardan] ceza davaları açıldı […] Ama cinayet, cinayete teşebbüs, yaralama, mala zarar verme, yağma suçlarından […] dava açılmadı […]

· “98 şüpheli arasındaki şu, şu kişiler de 27. dönemde milletvekili oldular ama […] soruşturmalar seçilmelerinden önce açıldığı için onları gözaltına alabilir, tutuklayabilir, sorguya çekebiliriz […]

“Hem de Selahattin DEMİRTAŞ Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan davasında MYK açıklamasını […] kabul etti. Yapılan tahrik sonucu gerçekleşen olaylar vahim nitelikte olduğu için HDP’nin 06-07-08 Ekim olaylarında şiddetin odak merkezinde bulunduğu kabul edilecektir. Anayasanın 69. Maddesi’nde bu husus kapatma nedenidir. Hukuki olarak değerlendirilmiştir.”

“TEM Hukuku” deyip geçmeyin. Rejimin hukuk standardını TEM belirlemese, Savcılık, bu “bilgi notu”nu iddianameye dönüştürür, mahkeme iddianameyi kabul eder ve Türkiye siyaset tarihinin görüp göreceği en düzmece, en akıl ve hukuk dışı dava, alay-ı vala ile açılmış olabilir miydi?

Önümüzdeki dava bir yandan Kürtlerle “çözüm süreci” götürürken, öte yandan Kobanê’de DAİŞ’i Kürtlere karşı oynama kurnazlığı elinde patlamış olan rejimin, bizzat Erdoğan’ın “Kobanê düştü, düşecek” tahrikiyle yarattığı kan deryasını fırsata çevirme hırsıyla giriştiği bir kumpastan ibaret. Rejim 2023 gelmeden HDP’yi saf dışı etme telaşına öylesine kapılmış halde ki, bu davanın bumerang gibi Erdoğan ve AKP’yi de vurma riskini göze alıyor.

8 Ekim 2014’te henüz fırtına dinmemişken yaptığımız değerlendirme, (https://www.internethaber.com/hukumet-elindeki-imkani-heder-etti-728304h.htm) bugün de Kobanê protestolarını siyaseten anlamlandırma ve HDP tarihindeki yerini belirlemeye yardımcı olabilir: “Türkiye’deki büyük halk öfkesi aslında Kobanê’nin düşme riski karşısında hükümetin bütünüyle eylemsiz kalmış olmasıyla ilgili. İnsanlar, sokağa çıkarak […] hem dünyanın hem Türkiye’yi yönetenlerin ilgisini Kobanî düştüğü takdirde ortaya çıkabilecek olan büyük kıyama ve katliama çevirmek istediler […]

“[…] Hükümet bu protestolarda […] kendi iktidarına karşı bir kasıt gördü ve tamamen kendini koruma refleksiyle, devlet içgüdüsüyle davrandı ve sonuç olarak elindeki bütün meşru ve gayrimeşru güçleri devreye soktu […] Kimi kentlerde ve kentlerin ilçelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etmek, orduyu kentlere sokmak, halkı askerle karşı karşıya bırakmanın yanı sıra, IŞİD paralelindeki silahlı çetelerin de ellerini serbest bıraktı. Dünden bu yana pek çok ölüm olayının arkasında bu Hizbullah saldırıları var.

[…] Herkesin gördüğü gibi, “Bitti bitecek, düştü düşecek” denilen bu küçük kentin kahraman insanları hala her türlü silahla donanmış, kendilerini üç taraftan kuşatmış olan bu caniler karşısında son derece güçlü bir direniş yapıyorlar, IŞİD’i şehrin içerisine girdiğine pişman ediyorlar ve bu mücadeleyi de sürdürmekte kararlılar. Bu kararlılığın dünyanın her yerinde, Türkiye’de, İran’da, Irak’taki Kürtlerin kalbinde bir yankı uyandırmayacağını düşünmek kadar ahmakça bir şey olamaz. […] Üstelik IŞİD’in insanlık için, kadınlar için, özgürlükler için özgür bir yaşam ve taassuptan arındırılmış bir dini bağlanış karşısında ne kadar önemli bir tehdit olduğunu kavramış olan sosyalistler, demokratlar, kadınlar, her düşünceden insanlar da Kobanê ile manevi bir bağ kurdular. O nedenle bu, Kürtleri de aşan bir talep olarak bugün Türkiye’nin gündeminde yer alıyor.

“Hükümet uluslararası koalisyonun oluşmasını ve IŞİD üzerinde Suriye toprağında kurulmakta olan baskıyı, kendi irrasyonel dış politikasının içine düştüğü durumdan bir çıkış imkânı gibi değerlendirdi ve müdahalenin odağını dağıtma girişiminde bulundu. Bu fırsattan istifade PKK üzerine bir hamle yapabileceğini, Şam yönetimine yönelik bir müdahaleye önayak olabileceğini umdu ve bu imkânı da aslında heder etti. Bugün içine düştüğümüz sıkıntılar, hükümetin bu süreci de kendi paranoid yaklaşımıyla ve takıntılı dış politika hedefleriyle bu hale sokmasından…”

Sonunda Kobanê düşmedi, IŞİD çöle gömüldü. Tarih Erdoğan’ın saplantılarını değil, Kobanê direnişini doğruladı; HDP’yi de beraat ettirecektir.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir