Özerk Olmanın Önemi: Sanat İçin Sanat İlkesini Marksist Bakışla Savunmak – Jackson Petsche

Theodor Adorno, Walter Benjamin’e bir mektubunda şöyle yazmıştı: “l’art pour l’art’ın da savunulmaya ihtiyacı var”.[1] Bu tuhaf ve üstü kapalı yorumun, l’art pour l’art yani sanat için sanat ilkesini çeşitli vesilelerle eleştirmiş bir Marksiste ait olması ilginçtir. Adorno “savunulmak” derken ne kastediyordu, aklında nasıl bir savunma vardı? Sanat için sanat ilkesi, sanatın özerkliğini vurgulayıp sanata toplumsal bir işlev

Avangard, Sanat ve Kuşku – Esther Leslie

Theodor Adorno, Dada’yı ve anti-art’ı çıkaran devrimci politikanın önünün savaş-sonrası yıllarda tıkandığını, bu dönemde artık sanatın da tıpkı dünyanın tamamı gibi her yönüyle teknolojinin veya bürokrasinin hükmü altına girdiğini öne sürüyordu. Action painting ve action composing gibi akımlar, Adorno’ya göre, sadece eylemin imkânsızlık alanını belirginleştiren birer kriptogram biçiminde var oluyordu.[1] Sanat üretimi sona ermiş değildi: Savaş gerçeği ufuktan çıktıkça, radikalizm

Kültür Endüstrisi: Adorno, Benjamin, Kracauer – Enzo Traverso

Adorno’nun kültür endüstrisi teorisi, tüketim kültürünün gelişimi, Batı Marksizminin doğuşu ve avandgardların estetik modernizminin ortaya çıkışının damgasını vurduğu ve arka planda muhafazakâr amaçlarından kurtulmuş bir Kulturkritik’ten miras kalan romantik antikapitalizmin bulunduğu bir bağlama oturur. Bu eleştirel düşüncenin soykütüğündeki başlıca aşamalardan biri, Weimar kültürünün iki önemli simasıyla yürüttüğü tartışmadır: Walter Benjamin ve Siegfried Kracauer. Yönetim Toplumu ve Aura’nın

Bilimin ‘itaatsizleri’ buluştu: 13’üncü Karaburun Bilim Kongresi başladı

Bu tam bir ‘Türkiye’de güzel şeyler de oluyor!’ haberi. Zira İzmir’in Karaburun yarımadasında bu yıl 13’üncü kez “Bilim itaatsiz olana ihtiyaç duyar” sloganıyla düzenlenen kongre bugün başladı. Açılış konuşmasını Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun yaptığı bilim kongresi, 5-9 Eylül tarihleri arasında Türkiye’nin dört bir yanından akademisyen, araştırmacıyı ve tabiri caizse meraklıları bir araya getirecek. Prof. Hamzaoğlu

Toplumsal krizde felsefeciler sınıfta mı kaldı? – Hamza Celâleddin

Türkiye’nin birçok felsefecisi –ya arı bir yüreksizlikten ya da tarihsel görü yoksunluğundan dolayı− sessiz kalarak ve kendi içine kapanarak “toplumsal kriz”in en edilgen parçaları olmayı yeğliyorlar. Oysaki bu krizi göğüslemesi, dilsel yozlaşmayı tespit ve takip etmesi gerekenler, yeni bir dile ve yeni bir terminolojiye önayak olması beklenenler; bizzat bizler, felsefecilerdir. Evvelâ toplumsal kriz nedir ve