Bakım Manifestosu: Karşılıklı bağımlılık politikası

Andreas Chatzidakis, Jamie Hakim, Jo Littler, Catherine Rottenberg, Lynne Segal’den oluşan Bakım Kolektifi’nin geçtiğimiz yıl yayınladığı Bakım Manifestosu, Gülnur Acar Savran’ın çevirisiyle Türkçe’de. Bakım Manifestosu, günümüzün yoksulluk, savaş, göç, çevre yıkımı, iklim değişikliği dünyasından hareket ediyor ve yazarların kendi ifadeleriyle ütopyacı ve ilerici bir dünya tasavvuru inşa etmeye girişiyor. Eleştirisini bir yandan neoliberal kapitalizmin saldırganlaşmış

8 Mart için Hayati Grev Manifestosu

Ulusaşırı Hayati Otonom Mücadeleler (Essential Autonomous Struggles Transnational) ağı, “Emeğimiz hayati, yaşamlarımız hayati” diyerek 8 Mart’ta kapitalist, patriyarkal ve ırkçı şiddete karşı mücadele veren herkesi greve katılmaya çağırıyor. Manifestonun tamamını olduğu gibi paylaşıyoruz. Bizler tüm dünyayı pandemiden kurtarmak için hayati rol oynayan kadınlarız. Hayati işleri yapıyoruz, ancak kendimiz sefil koşullarda yaşıyoruz: Emeğimiz düşük ücretlendiriliyor, hak

Kadınların ifşanın pasif izleyicileri olmaya itirazı var – Müge Yetener

İfşa feminist bir yöntemse, bazen çatlaklardan sızabiliyor, bazen de bentleri yıkabiliyor. İfşaların, her zaman gözlemcilerin beklediği sükuneti taşımıyor olmasını ise içinde bulunduğumuz cezasızlık koşullarını hesaba katmadan değerlendirmeyi bir parça haksız buluyorum. Son aylarda ardı ardına gündeme gelen ifşalarla ilgili çok fazla söz söylendi, değerlendirme yapıldı. İfşaların yapıldığı dönem ve iklim, kadınların hayatlarını savunmak, basitçe ölmemek

Yoksulluğun Kadınlaşması – Yeşim Dinçer

Yoksulluğun kadınlaşması ne kendiliğinden bir süreç ne de faili meçhul bir kötülük; patriyarkal kapitalizmin dinamikleri tarafından belirlenen, başlı başına politik bir mesele Türkiye’de resmî hesaplamaları “hane halkı” üzerinden yapılıyor olsa da yoksulluğun, tıpkı açlık ya da işsizlik gibi toplumsal cinsiyet boyutu var. Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan, 2018 tarihli küresel bir rapor, kadınların daha yoksul olduğunu

İndirin Savaş Baltalarınızı, İfşa Feminist Bir Eylemdir

Taciz-flört, ifşa-linç, intikam-eylem, karakter-erkeklik-erkek egemenliği, kadının beyanı esastır-masumiyet karinesi… Her yeni ifşa eylemiyle birlikte, tüm bu kavramlar yeniden tartışmaya açılıyor. Hem de öyle kavramsal düzeyde bir incelik ve derinlikle falan değil, öyle sığ ve bayağı, soyutlamak bir yana “ben” merkezli bir somutlukta tartışılıyor. Oysa bu kavramlar arkasında milyonlarca deneyim ve analiz barındırıyor. Dolayısıyla artık bunun

Bakım/toplumsal yeniden üretim krizi ve ötesi – Gülnur Acar Savran

Dikkatleri aile içinden, aile dışına çevirmenin, meseleye sadece sermaye açısından bakmanın sonucu, beklenebileceği gibi, patriyarkal ilişkilerin üstünün örtülmesidir. COVID-19 salgını, başka birçok şeyin yanı sıra bakım ihtiyacının yakıcılığını bir kez daha gözler önüne serdi. “Hayat evlere sığınca” evlerin içi giderek daha çok görünürlük kazandı; kadınların evlerde harcadığı karşılıksız/görünmeyen bakım emeği bütün haşmetiyle görünür olmaya başladı,

Gizli sözleşme

Bugün adliye koridorlarında ve sokakta verilen mücadele ölüm ve şiddet üzerinden okunsa da kadınlar önemli bir hakikati açığa çıkarıyorlar. Devleti anlamadan erkeği, erkeğe bakmadan devleti anlamanın mümkün olmadığını biliyorlar Çilem Küçükkeleş* Kaoslu ve çatışmalı zamanlar erkekliğin de en hortladığı zamanlardır. Çünkü erkekler devletlere çok benzerler. Ortada bir kaos varsa ilk fırsatta bunu kadının üzerinde otorite

Sırf kadın olduğu için… – Gülfer Akkaya

 “Sırf kadın olmamak çok önemli oluverdi birden. Oysa her şey başımıza sırf kadın olduğumuz için geliyor. Bunu erkekler inkâr etmeye, gizlemeye, görünürsüzleştirmeye çalışsalar da mızrak çuvala sığmıyor.” Konya’da yaşanan ve Kadir Şeker’in haksız yere hapse atılmasına neden olan olay hepimizin gündeminde. Birçok açıdan toplumun ikiyüzlülüğünü de ortaya çıkardığı için üzerine epey konuşulacak bu meselenin. Sevgilisi

‘Sınıf mücadelesi’ aslında nedir? – Fikret Başkaya

“İyi bilinen şey, tam da iyi bilindiği için, aslında bilinir değildir. Bilgi sürecinde kişinin kendisini ve başkalarını yanlış yönlendirmesinin en yaygın yöntemi, bir şeyin iyi bilindiğini farz edip o şekilde kabul etmektir.” Georg W.F. HEGEL  Hegel’den hareketle, ‘bildiğimizi sandıklarımız ‘ gerçek durumla ne kadar ‘örtüşüyor?’ sorusu akla gelmelidir… Mesela işte ‘sınıf mücadelesi’ aslında nedir? ‘İlkel

İlksel Birikim Sürecinde Kadınlar ve Cadı Avı – Hatice Göz

Cadı avları hâkim tarih yazımında, Ortaçağ karanlığının bir ürünü, olmuş bitmiş bir cehalet dönemi olarak verilir, hatta mitleştirilerek anlatılır. Cadı avlarının nedeni sorgulanmaz, hangi tarihsel süreçte yaşandıkları ve hangi özel koşullarda mümkün olduğuna değinilmez ve sonuçları ele alınmaz.   “Üst tarafları kadındır onların ama alt tarafları hayvandır; bellerinden yukarısı tanrılarındır ama aşağısı şeytanın malıdır… Cehennem,