Futbolun kayıp sanatları (4): Rastgele transferler – Suat Başar Çağlan

Geçmişin karambole transferleri bilgisizlikten ve bu cehaletin açtığı çatlaklardan içeri sızan bireysel kötü niyetten geliyordu. Bugünün kurumsal ve yakışıklı sözde hakikatleri daha yıkıcı olabilir… Transferin “kumar” olduğu futbolun bol tekrarlanan klişelerinden biri. Bir oyuncuyu kadronuza katana kadar ne olduğunu tamamen tanımak kolay değil. Ancak rastgele transferler, bilgi ve teknoloji çağının gerekleri uyarınca kadroya katılan bir

Taraftar da porsiyonları küçülttü – Suat Başar Çağlan

Maça gidemeyen hatta takımını televizyondan bile izleyemeyen taraftar, hıncını buna sebep olanlardan değil kendisiyle bire bir aynı durumdaki başka takım taraftarından çıkarıyor… Pandeminin getirdiği sıkıntılardan toparlanır mıyız diye umut etmekle belli ki ülkemizi fazla hafife almışız. Bütün dünyada süregelen ekonomik sorunlar yurtiçindeki efsanevi yönetimle birleşince nur topu gibi bir krizimiz oldu. Sonuçta, Türk futbolunun halihazırda

Futbolun Kayıp Sanatları (2): Kaptanlık – Suat Başar Çağlan

Kaptan çoğu zaman, “başka takımın formasıyla hayal edilemeyen” oyuncuydu. Ama böyle oyuncuların sayısı giderek azalıyor… Durduğu yerde pek bir şeye benzemiyor. Kendi üzerine katlanmış, lastikli bir kumaş parçası. Üzerinde genellikle “C” harfi var. Ama kolunuza geçirdiğiniz anda sahadaki cüssenizi büyütüp, etrafınıza bir hale çizebiliyor. Kaptanlık bandı futbolun büyülü nesnelerinden biri. En azından eskiden öyleydi. Bobby

Futbolun kayıp sanatları: Kaleciyi çalımlamak – Suat Başar Çağlan

Oyuncuların ten renginden, atılan gollerin türlerine kadar her tür çeşitlilik futbolu besleyip bugünlere getirdi. Şimdi ise bu renklilik güç dağılımından oyuncu tiplemelerine kadar her alanda giderek aşınıyor. Küçükken mahalle maçı yapmış, bilekleri biraz yumuşak olan herkes hayatında en az bir defa kaleciyi çalımlamış, tam golü atacakken çizgide topa basıp yere eğilerek kafasıyla içeri yuvarlamıştır. Boş

Futbolda geri kalmışlığa yer kalmadı – Suat Başar Çağlan

Görünen kısımları heybetli kılıp, görünmeyen ve gerçek değeri yaratanları aşağıda bırakmak, günün otoriter, anti-demokratik yaklaşımının en belirgin özelliklerinden biri. Aslında sürece yayılan gelişimle uğraşmak isteyen yok. Ama bunca rantı bırakıp gitmeye de gönül razı olmuyor… 2022 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri G Grubu’nda Türkiye Hollanda’ya 6-1 yenildi. Maç sonunda kavramlar, olgular veya çözümler değil, yine imalar,

Teknik direktörler nasıl daha popüler oldu? – Suat Başar Çağlan

Oyunu sokakta ve sahada değil televizyon ekranında ve bilgisayar monitöründe deneyimlemeye alışan yeni kuşak, kendini oyunculardan ziyade teknik direktörle özdeşleştirdi… Futbol tarihinin en başarılı ve özgün karakterlerinden İtalyan Giovanni Trapattoni, teknik direktörün takım üzerindeki etkisi sorulduğunda, “İyi hoca takımı yüzde 10 daha iyi, kötü hoca yüzde 30 daha kötü yapabilir” demişti. Hocaların ekibe katkısını ölçme

Futbol, oyun ve sayıklamalar – Ali Fikri Işık

1990’lı yıllarda fark edilen ilk şey aklın, oyun içindeki iktidarsızlığıydı. Aklın oyun içindeki iktidarsızlığı, modern kapitalizmle futbol arasındaki çelişkili ilişkinin en esaslı belirtisiydi. Şampiyonlar Ligi, bu çelişkinin çözümü için bulunan ilk ara geçiştir. 1990’lı yılların ya da en azından bu on yılın ilk yarısı, has futbolseverler için “umut”, akıl ve yetenekle gelen “estetik” ve yüksek

Sepetten ayağa topun teorisi* – Besim F. Dellaloğlu

Oyuna yeterince teorik ve işlevler üzerinden bakabildiğimizde basketbol ve futbol sandığımızda çok daha fazla birbirine benziyor olabilir. Bu nedenle, her iki oyunun aktörlerinin birbirlerinden öğrenecekleri çok şey var hâlâ. Örneğin, yakında basketbol koçlarının yanında staj yapan futbol yardımcı teknik direktörleri görürsek şaşırmayalım. Gazete Duvar’da geçen hafta yazdığım “Oyunun Teorisi” başlıklı yazıda basketbol ile futbol arasındaki

Oyunun teorisi – Besim F. Dellaloğlu

Teoriden söz etmeye başladığımızda ise aslında soyutlamadan, kavramsallaştırmadan ve dahi karşılaştırmadan söz ediyoruz. Tekil iki şeyi karşılaştırabilmek için bile öncelikle onları belli bir indirgeme riskini göze alarak soyutlamamız ve kavramsallaştırmamız gerekiyor. Bütün spor dalları elbette öncelikle bireysel ya da kolektif performansa dayanır. Bu açıdan bakıldığında spor öncelikle pratiktir. Ancak spor dallarını, özellikle de kolektif olanları

Futbol kaç ayakla oynanır? – Besim F. Dellaloğlu

Takımdaki efektif ayak sayısını artırarak rakibe üstünlük kurma stratejisine kalecilerin ayakları da dâhil. Üstelik bir ayağı değil iki ayağı da. Üstelik kalecilerin ayaklarının marjinal faydası daha yüksek. Futbolun on bir kişilik iki takımla oynanan bir oyun olduğunu tartışmak mümkün değil. Ancak adı ayaktopu olan bir oyunun kaç ayakla oynandığını elbette sorgulayabiliriz. Futbolun ortodoks yorumunda oyunda