Süryanice’nin Karanlık Yılları, Sayfo…

1915, Süryani halkının demografik, kültürel ve sosyal yapısını ve iç dinamiklerini yok ederken aynı zamanda Süryanice dilinin yok olmasına, kuşaklar arası bilgi aktarımının kesintiye uğramasına neden oldu.

Mezopotamya ve Ortadoğu kültür, felsefe, tıp, bilim ve daha farklı alanlarda birikim ve bilginin oluşmasında, toplumun farklı katmanlara yayılmasında, Yunan felsefesinin Doğu entelenjiyası ile buluşmasında, Süryani akademisyenler ile çevirmenlerin çalışmaları ve bununla beraber ilk dönem Hristiyanlık mirası, teolojisi ve repertuvarın oluşmasında Süryanice dilinin ve Süryani düşünür ve yazarların katkıları önemli bir yer tutuyor.

Sami dil grubuna bağlı olan Süryanice/Aramice dilinin en parlak dönemi M.Ö. 300 ile M.S. 700 yılları arasında oldu. Süryanice özellikle Pers İmparatorluğu döneminde resmî dil kabul edilerek Hindistan’dan Akdeniz’e kadar kullanılan, halklararası ilişki ve ticaret dili oldu.

Süryanice Urhoy/Urfa’da MS 2. ve 3. yüzyıllarda Hristiyanlık edebiyatı ve felsefesi ile daha fazla gelişti. Yunan felsefe kitaplarının çoğu Süryani yazar ve çevirmenler tarafından önce Süryaniceye ve daha sonra Arapçaya tercüme edilerek Arap dünyası ile buluşturuldu.

Bunun yanında Süryanicenin ağırlıklı olarak kullanıldığı, yazar Bardaysan’ın yetiştiği Urfa Akademisi, “Süryanilerin Güneşi” olarak kabul edilen Mor Afrem’in yetiştiği Nusaybin Akademisi ve Arap dünyasının önemli düşünce merkezlerinden ve Huneyn bin İshak’ın değerli çalışmalar ürettiği Bağdat Akademisi Süryanice dilinin tarihsel etkinliğini ve aktif kullanımını gözler önüne seriyor.

Süryanice’nin uzaklaşması

Süryanice dilinin bilim, felsefe ve kültür alanlarında etkin kullanımı İslamiyet ve Arapça dilinin ortaya çıkmasıyla azaldı. 12. yüzyılda ünlü Süryani düşünür Bar Hebroyo benzeri düşünürlerin Süryanice çalışmaları bulunmasına rağmen, dil artık etkisini yitirmiş ve yerini Arapçaya bırakıyordu. Süryanicenin Ortadoğu kültür ve bilim dünyasından uzaklaşması 18. ve 19. yüzyıla kadar sürdü. 19. yüzyıl son çeyreğinde ise tekrardan bir canlanmanın izleri görülmekle beraber Süryanice rönesansı fazla uzun sürmedi.

Pogrom, saldırı ve nefret

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Hristiyan halklar daha önce başlayan pogrom, saldırı ve nefretin hedefi oldular.

Osmanlı İmparatorluğu yönetiminin cihat deklarasyonu ve İttihat Terakki’nin pan Türk hayalleri kısa sürede Hristiyan halklara yöneldi ve yüzyılın ilk soykırımı ile yerli halklar olan Süryaniler, Ermeniler ve Pontus Rumları soykırımdan geçirilerek yerlerinden edildi,.

Yaratıkları kültür, medeniyet, dini miras ve zenginlikleri tahrip edildi ve ekonomik kazanımlarına el konuldu. İmparatorluğun doğu vilayetlerinde bulunan bir milyon civarında Süryani halkı Turabdin, Diyarbakır, Urfa, Elazığ bölgelerinde, İran sınır boyu Hakkari dağları ile beraber Siirt bölgesinde ağırlıkla mevcudiyetini sürdürüyordu.

Yaklaşık 500 bin Süryani hayatını kaybetti

1914 kış ayları ile beraber İran Urmiye’de başlayan saldırılar, 1915 yaz aylarında doruğa ulaşmış ve kısa sürede bütün Süryanileri şiddetin ve soykırımın hedefi haline getirdi. Toplumun önde gelen yazar, düşünür, din adamı ve liderleri ilk aşamada elimine edilir ve soykırımın bir sonraki aşaması olarak topyekün çökertme politikası izlenir. Süryani Soykırımı, Sayfo demografik, toplumsal, kültürel ve ekonomik bir yok etme yöntemi olarak Süryanileri derinden etkiledi Yaklaşık 500 bin Süryani bu dönem zarfında hayatını kaybetti.

1915’ten önce Süryaniler arasında başlayan aydınlanma çabası ve bölgeye gelen Avrupalı ve Amerikalı misyonerlerin uğraşları yanında, son dönem Süryani rönesansı olarak adlandırılan dönemin başlamasına, kısa sürede kültür, tarih ve basın-yayın alanlarında özgün çalışmaların yapılmasına olanak sağlandı.

Süryaniler’in yoğun olarak yaşadığı Urmiye’de Zahrire Bahra isimli ilk gazete, tekrar Urmiye’de görevli din insanı Thomas Audo’nun zengin dil ve sözlük çalışmaları, Elazığ’da Aşur Yousif ve Diyarbakır’da Naum Faik’in gazete yayınları, Siirt’te Metropolit Aday Şer’in dini ve kültür alanındaki birikimleri ile beraber Süryani Patriği’nin Londra’dan Mardin’e getirdiği matbaa ve burada hazırlanan farklı dillerde yayınlar ve son olarak Süryaniler’in bölgede sahip olduğu okullar yaklaşan felaket öncesi Süryaniler’in aydınlanma ve eğitim alanındaki çalışmaları hakkında ipucu veriyor.

Lozan öncesi ve sonrası

Lozan öncesi ve sonrası Süryani eğitim kurumlarını çalışmasında Talip Atalay, Tanzimat sonrası gerçekleştirilen değişikler ve misyoner faaliyetleri ve bununla bağlantılı olarak okul açma girişimleri üzerinde dururken, bu çerçevede Katolik misyonerlerle başlayan ve Süryanileri de kapsayan Hristiyanlık misyon faaliyetleri, Harput, Diyarbakır, Mardin, Antep, Musul gibi Süryanilerin yoğun bulunduğu bir çok yerleşim biriminde, değişik Hristiyanlık mezheplerinin irili ufaklı çok sayıda okul açmasıyla sonuçlandı.

Talip Atalay, 1890 yılında Süryanilerin, Mardin sancağında 18 ilokulu ve bir de ortaokulu olduğunu aktarır.

Tekrar, Atalay’ın aktardığına göre, 1897 yılı İstatistik-i Umumiye İdaresi kayıtlarına göre ise Süryanilere ait 49 ilkokul, 5 ortaokul ve bir lise bulunuyor.

Bununla beraber, Siirt bölgesinde de 7 okulun olduğu bilinmektedir. Diğer yandan, Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde 1898 yılına gelindiğinde sadece Amerikan ABC misyonu 129 okul açmış ve diğer misyonların çalışmaları da ayrıca önemli bir alan oluşturuyor.

Tarihi, kültürü, ruhu götürüyor

1915 Süryani halkının demografik, kültürel ve sosyal yapısını ve iç dinamiklerini yok ederken aynı zamanda Süryanice dilinin yok olmasına, asırlar boyunca yaratılan değerlerin kaybolmasına ve kuşaklar arası bilgi aktarımının kesintiye uğramasına neden oldu.

Süryanilerin kurduğu eğitim kurumları ortadan kaldırılmış, manastır-kiliselerde bulunan kütüphaneler, manüskript ve yazıtlar yakılmış ve tahrip edildi.

Keza, yukarıda bahsedilen yazar, gazeteci ve aydınlardan sadece Naum Faik ABD’ye göç ederken, diğerleri Sayfo esnasında öldürüldü.

Hakkari’de bulunan Doğu Asuri Kilisesi Patrikliği’nin merkezi buna açık örnektir. Ki, bu tarz yerlerde, kutsal sayılan dini kitaplar, el yazmalı nüshalar saklanmakta ve gelecek nesillere aktarılmaktadır. Bugün, Hakkari’de Süryani mirasına ait herhangi bir iz bulmak neredeyse imkansız.

915 sonrasında kapatılan okullar, talan edilen eğitim yerleri olarak manastırlar, Süryaniler nezdinde Süryanicenin ikinci hatta üçüncü dil olmasına neden oldu.

1915 sonrasında Süryaniler arasında Kürtçe, Arapça ve Türkçe’nin yoğun olarak kullanıldığı gözlemlenmektedir.

Berlin Frei Üniversitesi’den Prof. Şabo Talay, bu yönüyle 1915’i kültürel soykırım olarak ayrıca nitelendirmektedir.

Talay’a göre soykırım olmamış olsaydı, son dönem Süryani rönesansının Süryani halkının ve Süryanicenin geleceğini önemli derecede etkileceğini, dilin yok olma tehlikesi altında olmayacağını dile getiriyor.

Süryani Soykırımı’nın beraberinde getirdiği yıkım ve akabinde devam eden devlet politikaları Süryanicenin gelişmesi, halk tarafından kullanımının yaygınlaşması ve tekrardan eski günlerine kavuşması önünde büyük engeller oluşturdu.

Eğitim alanında ortaya konulan tek tip politikalar, Turabdin bölgesinde eğitim merkezleri olarak dil eğitimi veren manastırların statü sorunları – bir süre kapatılmaları – Süryanice dilini yok olma noktasına getirdi. UNESCO Tehlike Altında Diller Atlası verilerine göre Diyarbakır bölgesinde konuşulan Mlahso ve Süryanicenin doğu diyalektiği olan Suret yok olurken, Turabdin’de konuşulan Turoyo yani Süryanice de yok olma tehlikesi altında bir dil olarak not edidi.

Sayfo ile başlayan YÖK olma süreci Halen devam etmekte ve dilin yok olma riski ciddiyetini koruyor.

Kaybolan her dil beraberinde bir medeniyeti, tarihi, kültürü ve ruhu götürüyor.

Kaynak: Biamag – David Vergili

Foto: Hamidiye Alayları’nın gerçekleştirdiği katliamlar esnasında kurşunun isabet ettiği bir İncil nüshası.

İlginizi çekebilir