Söz, Müzik, Yanıtlar: Burcu Tatlıses

2015’te çıkan “Güzel Kokuyorum”dan sonra Kasım 2018’de “Uzaklar” adlı albümünü çıkarttı Burcu Tatlıses. Sözünü yazdığı, bestesini yaptığı şarkılarından, müzikten ve biraz da hayattan konuştuk.

Burcu Tatlıses’ten röportaj sözünü yeni albümünün lansman konseri öncesi almıştım.

Bir süredir “Güzel Kokuyorum” albümünü her fırsatta dinliyordum. 11 parça var albümde. “Ay”, “Bir Tek Seni Sevdim” ve “Bir Sana Bir de Bana” en çok dinlediğim şarkılar olmuştu.

Albüm 2015’te çıkmış, ben üç yıl sonra yeni keşfetmişim meğer. Daha da fenası, yeni keşfin heyecanıyla bir hataya imza atarak “Bir Sana Bir de Bana”yı twitterda şarkı sözünden bir kuple eşliğinde “Burcu Tatlıses’i seviniz” notuyla paylaştım. Ve bir sürpriz Burcu Tatlıses, tweetimin altına yorum yaptı “Yeni şarkılarımı da seviniz dilerim”.

“Yeni albüm mü?”

Muhafazakar bir dinleyiciyim ben. Hangi şarkı “Ay”ın yerini alabilir; “Bir Tek Seni Sevdim”de hissettiğim duyguyu başka şarkıda bulabilir miyim?

Ama Burcu Tatlıses bizzat önermişse vardır bir bildiği tabii ki. Yeni albümü “Uzaklar” gerçekten yeniymiş; ben ilk albümünü keşfettiğim sıralarda çıkmış üstelik. Şarkı sözlerine bakıyorum “Geyikli Masallar” dikkatimi çekiyor.

Turgut Uyar’ın “Geyikli Gece”si geliyor aklıma; hemen açıyorum. İlk albümü de aşmış.

Şarkı sözleri ve müziği gibi incelikli bir insan Burcu Tatlıses. Yeni albümden habersiz olmama ve hatta tweette paylaştığım “Bir Sana Bir de Bana”nın BabaZula şarkısı olduğunu, paylaştığım dizenin ise Nilgün Öneş’e ait olduğunu bilmememe rağmen röportaj teklifimi ikiletmiyor.

“Uzaklar” albümündeki şarkıları ilk kez seslendireceği konsere gidiyorum. İki gün sonra Moda’da bir kafede karşılıklı oturuyoruz.

Bu özetten de anlaşılacağı üzere aslında müzikle arasını yeni yeni ısıtmaya çalışan eski gazeteci ama yeni müzik röportajcısı olarak kafamdaki tüm soruların sırasını karıştırarak ve bazılarını unutarak konuşuyoruz.

Konuyu “Bir Sana Bir de Bana”dan toparlayayım.

Neredeyse bir ay boyunca sözleri ve müziği Burcu Tatlıses’e ait diye dinlemiştim. Oradan başlıyoruz, buyurun işe Burcu Tatlıses’in yanıtları:

– İlk albümde 11 şarkı var. Hepsinin sözleri ve müzikleri sana ait sanarken sonradan öğrendik ki, arada BabaZula şarkısı varmış ve bana sorarsan bir Burcu Tatlıses şarkısı. Neden başka birinin şarkısını söyleme gereği duydun?

İlk albümü hazırlarken Cihan Mürtezaoğlu ile çalıştık. Başlangıçta cover yapmak gibi bir fikrimiz yoktu. Ama Cihan’ın bu konularda ilginç bir sezgisi var. Çok özel ve az bilinen şarkılar yakalıyor, Bir Sana Bir de Bana’yı da o önerdi aslında. Biz bambaşka yorumladık tabii şarkıyı ki öyle de olmalı zaten. Yeni bir yaklaşım getirebiliyorsan yeniden dokunmak lazım şarkılara.

– Yeni albümde cover yok ama…

İhtiyaç duymadım bu sefer. Çok şarkım vardı, aklım kalbim tamamen onlarla doluydu. Bu süreçte şunu söylemek istiyorum dediğim bir şarkı da düşmedi önüme.

– İlk albümde ihtiyaçtan mıydı?

Hayır ama ilk albüm şarkıları uzun ve dağınık bir süreçte yazılmış çizilmişti. Birçok şarkı üstüne konuştuk, çok kez fikir değiştirdik, yeniledik, tamamladık derken eleğin üstünde kalanlar albümde yerini aldı. Bir Sana Bir de Bana tüm şarkıların arasına çok yakıştı, düzenlemesi çok içimize sindi, BabaZula’dan da hemen tamam yanıtını alınca, aksi bir ihtimal düşünülemezdi artık.

– Diğer 10 şarkıya bakıyorum ilk albümde, her ne kadar albümün ruhuna uymuşsa da başkasının şarkısına ihtiyacın yokmuş…

Şarkılar kendi hikayesini kendi yazar. O şarkının yürüyeceği böyle bir yol da varmış demek. BabaZula’dan dinleyen, sevenler dışında şarkıyla ilk kez tanışan birçok insan oldu. Albümün de en çok sevilen bir kaç şarkısından biri oldu bu arada. Birlikte yürüyeceğimiz bir yolmuş bu aslında.

– İki albüm arasında dört yıl var neredeyse. Uzun bir boşluk mu? Çok çalışılmış bir albüm mü “Uzaklar”?

Uzaklar albümünün lansman konserinden

Uzun bir ara. Aslına bakarsan ilk albümden sonra fazla beklemeden ikinci albümü yayınlamayı planlıyordum. Ama planladığım gibi olmadı. İlk albüm konserleri, hayat akışı, yeni arayışlar, buluşmalar derken geçiverdi zaman.

İkinci albüme başlamakla yayınlamak arası ise çok uzun değil, beş, altı ay diyebiliriz. Şarkı seçimi, düzenlemeler, kayıtlar vesaire bu sürede bitti. Yayın zamanı konusunda da şanslıydım. Bitirdim, Ada Müzik bekletmeden yayınladı.

– İlki Lila Records’tu. Ada Müzik’le nasıl bir araya geldiniz?

Geyikli Masallar şarkısıyla tanıştık Ada Müzik’le. Bağımsız olarak yayınlamayı planlıyordum aslında şarkıyı, o özgürlük durumu bana çok çekici gelmişti. Ama bir yapım şirketinin avantajlı olduğu çok durum var. Hangi durumda bir yapım şirketiyle çalışmalıyım sorusunun net yanıtları vardı kafamda. Oturduk, konuştuk, aynı dili konuştuğumuzu farkettik ve Geyikli Masallar’ı 2018’in Ocak ayında Ada’dan çıkarttık. Sonra albüm sürecine girince, önce Ada Müzik’le konuştum. Bana inandılar ki bu çok kıymetli, böylece “Uzaklar” da Ada Müzik etiketiyle yayınlandı Kasım başında.

– Şarkıların özellikle sözleri itibariyle çok derin şarkılar. Her seferinde yeni şeyler keşfederek dinliyordum. Yeni albümü bana haber verdiğinde “Allah” dedim artık “20 şarkı dönecek kafamda”. Burcu Tatlıses’in müziğinin türü nedir, diye sorsam? Mesela sizin yaptığınız müziğe alternatif diyorlar…

Arkasında büyük yapım şirketlerinin durduğu, tüm sürecinde büyük maliyetlerin döndüğü, radyolarda, tv’lerde, dijital mecrada büyük bir kitlenin önüne düşmesi sağlanan yapımlar var. Daha çok hatta belki de tamamen ticari bir yaklaşımla para yatır para kazan döngüsünde yer alan şarkılar var. Alternatif müzik denilen hadise bunların tam zıttında duruyor, bir nevi mevcut düzene alternatif denilebilir. Yani aslında müzikal türden ziyade bir duruş biçimini ifade ettiği söylenebilir “alternatif” kelimesinin. Kendi şarkılarını kendileri yazan, albümlerini kendi imkanlarıyla kaydeden, çoğu kez yapım şirketlerine dahi bulaşmadan kendi başına yayınlayan müzisyenler var artık. Ya da bir yapım şirketiyle birlikte yol alıyorsa bile yolun taşları farklı döşeniyor. Sonrasında kendi kendini duyurmak için yeni mecralar açan, elini her anlamda taşın altına koyan bir güruh var. Bu aslında alternatif olan bence. Başka bir dünya mümkün gibi bir şey. Onun dışında müziği kalıplara, türlere hapsetmek doğru gelmiyor bana. Hepsi yedi nota temelinde. Ya da üç akor ve gerçeklerJ

– Eskiden var mıydı alternatif müzik tanımı?

Tanım olarak kullanılıyor muydu bilmiyorum ama genel gidişattan ayrı duran, hem müzikal içerik hem de bunu anlatım biçimiyle faklılaşan müzisyenler her dönem olmuştur. Şimdiki zamanın farkı insanlarla buluşmanın çok fazla yolu var. Eskiden daha içine kapalı kalmak durumunda kalıyorlardı belki. Dijital dünyayla beraber değişti oldukça; öncesinde çok daha zorlu bir mücadeleydi sanırım. Şimdi hem çok alan var hem de şu an alternatif olarak adlandırılan müzisyenlerde birbirini ötelemeyen aksine destek olan, besleyen bir ortam da var. Tabii başka türlü zorluklar var artık, çok fazla seçenek var, bunların arasından sıyrılmak, farklılaşmak kolay değil.

– İyi müzik kalabalıktan sıyrılmaz mı?

Sıyrılır. Sağlam durur, devam edersen, kendini yeni tutarsan mutlaka farkedilirsin. Uzun sürebilir ama sonucu bellidir.

– Ama müzik piyasasının müzisyenlere dayattığı bir takım şeyler var; işlerinin tutmasını istiyorsan, basit, tekrarlanması, akılda kalması kolay, neredeyse tekerleme düzeyinde şarkılara zorluyor. Üstelik sen popüler müzik piyasasından geliyorsun. Popüler şarkılara ve şarkıcılara söz yazmışsın. Nasıl direnilebilir bu piyasa dayatmasına?

Kimse kimseye bir şey dayatmıyor daha doğrusu dayatamıyor artık. Çünkü konuştuk ya, alternatifi var her şeyin herkesin. Hangi yolu seçmek istersen onu seçersin. Müziği yaşıyorsan, müzikle yaşarsın. Ağrısıyla sancısıyla güzel zamanıyla kötü zamanıyla en iyi bildiğin şey olduğu için şarkı yazarsın söylersin. Ya da müziği satmaya çalışırsın. Yazarından alır dinleyene satarsın, daha önce satılmış olanı yeniden satarsın falan. Başka bir yol bu da. Ben bir şeye direnmedim özetle. İstediğim şeyi yaptım, yapıyorum. Söz yazarken de dilediğim gibi yazıyorum. Benim tekerlemelerim yok ama çoğundan daha fazla dinlenen şarkılarım var. Olabiliyor demek kiJ

– Senin de içinde bulunduğunuz bu müzisyenler, kendi sözlerini yazıyor, besteliyor, düzenlemesini yapıyor, hatta kliplerin üretiminde de emek harcıyor. Bir sözüm var söylemek istiyorum herkese diyen bir müzisyen nesli gibi geliyor bana. Öyle mi?

Kendi şarkısını yapan insanlar için kaçınılmaz bir şey, insanlar dinlesin diye yazıyor besteliyoruz. Ürettiğin şeyi paylaşmak istiyorsun. Farklı dengeler var bir de. Bir tarafta harıl harıl şarkı arayan, söz yazdırmak isteyen yorumcular var. Büyük paralar vererek şarkı alıyorlar. Diğer tarafta kendi şarkısını yapıp yorumlayanlar var. Bir de büyük bir cover furyası var ki o da diğer bir seçenek olarak duruyor yeni müzisyenlerin önünde. Kendi adıma çok daha zor da olsa kendi şarkılarımla yürümeyi tercih ediyorum. Gün gelsin, benim şarkılarımı yeniden yorumlasın insanlar, tadından yenmezJ

– 80’lerin sonları, 90’ların başlarında elinde gitarı, sözünü yazan, müziğini kendisi besteleyen Tracy Chapman, Tanita Tikaram, Suzanne Vega hatta Sinead O’Conner’ı da katabiliriz bir miktar, kadın müzisyenler dönemi yaşadık. Hatırlıyorum “sözü olan kadınlar” deniyordu o zamanlar. Sizinki de böyle bir şey olabilir mi?

Kent ozanı diyorlar mesela şimdilerde. Hoşuma gidiyor. Çok güzel bir tanımlama gerçekten.

– Bir de “Üçüncü Yeni” deniyor sizlerin yaptığı müziğe.

O biraz fazla geliyor sanki bana. İkinci Yeniler’e gönderme yapılıyor. Ama İkinci Yeniler’de inanılmaz bir şiir var. Çok doğru bir konumlandırma değil gibi. Öte yandan hoşuma da gidiyor; sana şair denmiş oluyor.

– Ki şairsin…

Öyle bir iddiam yok. Şair denilebilmesi için şair gibi yaşanması gerekiyor, hayatın şiir olmalı bana sorarsan.

– Ama “Sen Dur Ben Gölge” adlı bir şiir kitabın var.

Şiir gibi yazdıklarımı bir kitaba topladım sadece.

– Farkı ne şarkı sözü yazmakla şiir yazmanın? Mesela besteleyemediğin sözlerini mi kitapta topladın?

Yazdığım çoğu dize bana müziğiyle birlikte geliyor aslında. Şiir yazarken de müzikli şiir yazıyorumJ Şiirde daha özgürsün. Gerçi ben şiirde kafiyeyi, hece ölçüsünü severim ama kendimi mecbur hissetmem. Ortada bir müzik olunca yazdıklarını bir kalıba oturtuyorsun ister istemez. Anlatmak istediğini belli kurallar dahilinde anlatmak zorundasın. Prozodi gibi mesela. Kelimeleri bölmeden, parçalamadan notalarla öpüştürmek…

– Müzik eğitimini nasıl aldığınla ilgilidir derler. Öyle mi? Okulluysan prozodi kuralına uyarsın gibi bir şey mi?

Söz yazarlığının bildiğim bir okulu yok. Ben alaylıyım bu arada. (Gülüyor)

– Nasıl düzenleme yapıyorsun peki?

Okullu değilim ama hem kendimi eğittim hem de tecrübeyle ilgili.

– Bir söyleşinden öğrendim, gıda mühendisisin aslında.

Öyle. Mühendislik eğitimi almak, başka bir bakış açısı kazandırıyor mutlaka.

– Matematik mesela?

Matematiği çok severim. Müzikte de matematik var.

– Ama şarkının duygusunda yok sanırım? Öyle hayal ettim, sana sözler ve müzik bir anda geliveriyor, sonra üzerine çalışıyorsun…

Tümüyle matematiğiyle yapanlar var. Ben öyle yapmıyorum. Denediğim zamanlar oldu. Bir şarkıyı sevdiğim; benim de şöyle bir şarkım olsun diyerek nedir matematiği diye çalıştığım oldu. Ama beceremiyorum öyle; çıkmıyor benden.

“Ay” nasıl geldi mesela? Hatırlıyor musun?

Hatırlıyorum tabii. Seferihisar’a gidiyorduk. Arabadaydık. Ben ön koltukta oturuyordum. Birden şöyle bir şey düştü aklıma: “Sen bana ederimden ağrılı kederimden / Fazlasını hiç vermedin / Hüzünbaz bahçelerde düşüver üstüme ay / Işığında hiç sevişmedim”. Müziğiyle birlikte… Hemen telefonuma kaydettim. Bana hep öyle oluyor zaten. Bir anda beynime tak diye bir şey düşüveriyor.

Sonra?

Sonra öyle bıraktım. Çünkü o sırada yaptığım şarkılarla çok uyuşmuyordu. Sadece nakaratı vardı. Başını da yazamadım. Öyle kaldı o şarkı. Sonra Mabel aklıma geldi, ona gönderdim. Böyle bir nakaratım var ama devam ettiremiyorum, bir baksana, dedim. Kısa sürede yazdı. “Sabah soluyorken / Kararır içimde her geçen gün aşk”. Mabel’den söylemesini istedim önce. Sahiplenememiştim çünkü çok. Başkalarına da dinlettim. Ben söylemeyecektim çünkü albümde, kararım öyleydi. Sonra bende kaldı şarkı, albüme alıverdim.

– İyi ki almışsın, en bilinen şarkın oldu. Konserde seyirci “Ay”, “Ay” diye bağırıyordu.

Öyle oldu. Yeni sözler ekledim, biraz daha benim oldu şarkı. Kaderimiz böyleymiş “Ay” la.

– Ben mesela senin şarkılarının hiçbirini baştan aşağıya söyleyemem.

(Gülüyor) Bu iyi bir şey mi tartışılır.

– İyi bir şey…

Bence de öyle.

– Her dinleyişinde yeni şeyler alabildiğin katmanlı şarkılar. Ah diyorsun, yeni albümdeki “Mahir Ah” gibi…

Ah, diyorsan ne güzel…

Kaynak: Bianet  (Haluk Kalafat)

İlginizi çekebilir