Son damlasına kadar! – Şenay Aydemir

Marvel Stüdyoları belli ki, bütün birikimlerini son damlasına kadar yarattıkları evrenin parçası haline getirmeye ve seyircilerin ‘Kanını emmeye’ yeminli! Avengers serisinin bitmesinin ardından, yeni açılan yolda taşlar döşenmeye devam ediyor.

Marvel evreni, önce parça parça hikayelerle başlamış sonra oradan bütüne doğru bir yol haritası çizilmişti. İlk halkanın sona ermesinin ardından, bu kez bütünden parçaya geri dönüş oldu ve tek tek karakterlerin hikayeleriyle bir kez daha birliğin yolları döşenmeye başlandı. Bu yeniden inşanın en temel unsuru da “Örümcek Adam” gibi duruyor. Son film “Örümcek Adam- Eve Dönüş Yok”, hem geçmişteki karakterlere bir saygı duruşu hem de bu evrenin bütün kötülerini bir araya toplama girişimiydi. İşte bu kötüler içinde ayrı bir yeri olan ama bugüne kadar beyaz perdede arzı endam etmeyen bir isimle karşı karşıyayız.

Çocukluktan yakalandığı bir hastalıkla uğraşan Michael Morbius’un hikayesi de sinemaya konu oldu. “Morbius”, daha öncekiler gibi (Venom örneğin) karakterimizi tanıyalım ya da başka bir türlü söylersek “Kötü oldum ama sorun bakalım neden kötü oldum” temalı bir yapıya sahip.

Hikaye Yunanistan’da başlıyor. Michael hastalığından dolayı özel bir hastanede yaşamaktadır. Emil adlı doktorun himayesinde. Bir süre sonra adını Milo koyduğu benzer hastalıktan mustarip bir çocuk daha gelir hastaneye. İki çocuğun da sorunu kanlarından kaynaklanmaktadır. Michael, çok zeki olduğu için New York’taki ünlü bir okuldan kabul alır ve ayrılır. Zaman ileri atlar ve Michael Morbius’u Nobel Ödülü töreninde görürüz. Biyokimya alanında büyük keşifler yapmıştır. Ama hem kendisi hem de Milo için pek de yasal olmayan deneyler yapmakta ve hastalıklarına pek etik olmayan yollardan çare aramaktadır. Birlikte çalıştığı Doktor Martine ile de aralarında bir yakınlaşma vardır. İşte Morbius’un bu tekinsiz çalışmaları kontrolden çıkar, bir deney sonucu insanların kanını emen bir yaratığa dönüşür. Ama iyileşir de aynı zamanda. İyileşmenin bedeli de budur. Ve tabii bu gücü kötü amaçlar için kullananlar da olacaktır.

Michael Morbius, hem edebiyattan hem efsanelerden hem de dinsel metinlerden beslenen bir karakter olarak 1971 yılında “Örümcek Adam” hikayesine dahil olmuş. Bir yanıyla Robert Louis Stevenson’un 1886’da yayınlanan romanı “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde”tan alıyor ilhamını. Diğer yanıyla vampir efsanelerinden, Drakula söylencelerinden besleniyor. Bu film özelinde de Habil-Kabil çekişmesinin hikayenin ana eksenini oluşturduğunu söylersek yanlış olmaz.

En nihayetinde hırslı bir bilim insanının, bilimsel etiğini ve doğanın sınırlarını zorlamasının yaratacağı yıkıcı sonuçlara dair bir film olarak da düşünülebilir “Morbius”. Kahramanımızın, “Büyük güç, büyük sorumluluk gerektirir” sözüne sadık kalmaya çalışması da “Örümcek Adam” evreninin biricik mottosuyla uyumlu bir bakıma. Bu bakımdan Marvel evreninin ‘kötüleri’ arasında yer alsa da filmin yaklaşımının pek öyle olduğunu söylemek zor. Tıpkı diğer süper kahraman hikayelerinde olduğu gibi kahramanın motivasyonuna ahlaki bir anlam yüklemek, gücünü kontrol edemediği zamanlarda öldürdüğü insanlara dair “Zaten pek matah kişiler değildi, ölseler de fark etmez” türünden bir yaklaşım sergilemek bizi şaşırtmayan Marvel evreni numaraları sonuçta.

Sözü fazla uzatmayalım. “Morbius”, Marvel evrenini sevenler, fantastik evrenlere meyilli olanlar için tatmin edici olacaktır. Ama çok fazla görkem beklememek gerek.

Kaynak: EVRENSEL

İlginizi çekebilir