SOMA MADEN KATLİAMI’NIN 8. YILDÖNÜMÜ  – Tahir Çetin’in sesi

E. İrem Az

Tahir Çetin (Fotoğraf: E. İrem Az)
İlk kez kaydettiğim ve kaybettiğim birinin sesini dinliyorum: Tahir Çetin’in sesini. Tekrar başa sarıyorum. Kayıt mı daha önce oldu, kayıp mı?

Cihazdaki 15 Ekim 2018 tarihli ses kaydının, Tahir Çetin’in kaybından önce ve sonra aynı kayıt olduğunu söyleyebilir miyim? Artık bedensiz bir ses olan, tınısı bile gülümseyen bu sesi eskisi gibi dinleyebilir miyim? Emin değilim. Bugün Tahir Çetin’in sesiyle ilgili emin olduğum şeyler hakkında yazıyorum.

Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın kurucu genel başkanı, kömür madeni işçisi ve kazma ustası, üç çocuk babası, eşi, ailesi, dostları ve yoldaşları tarafından çok sevilen Tahir Çetin, genç yoldaşı ve arkadaşı Ali Faik İnter’le birlikte 9 Temmuz 2021’de hayatını kaybetti. Uyar Madencilik tarafından 10 ila 14 yıl boyunca tazminatları gasp edilmiş madencilerle birlikte, seslerini duyurmak için onlarca kez Ankara’ya gittiler. Kazalarla örülmüş hayatlarında defalarca gidip döndükleri yolda, kaynağı sermaye ve devlet şiddeti olan yorgunluk ve bitkinlikle “kaza” yaptılar.

Kaydı ve kaybı dinlemeye devam ediyorum. Tahir Çetin’in sesinin tınısında ışıl ışıl bir samimiyet ve umut var. Bağımsız Maden-İş’in öncülük ettiği, 5 Ekim 2019’da başlayan Soma Kömürleri ve Uyar Madencilik tazminat mücadeleleri ile Ermenek madencilerinin maaş ve tazminat direnişi[1]esnasında bu ses yükseldikçe yükseldi, yayıldı, serpildi. Dostlarının, ailesinin ve yoldaşlarının sesleriyle ve emekleriyle yoğrulup zenginleşti. Ne var ki, Tahir Çetin bu mücadele sürecinde sesinden şüphe duyar oldu. Sesi kendisi için aynı anda hem büyük bir güç hem kaygı kaynağı oldu.

Tahir Çetin’in “Diksiyon kursuna mı gitsem?” diyecek kadar konuşmasından kaygı duymasında, bugünün Türkiye’sine ve işçi sınıfı siyasetine dair duymamız gereken bir soru gizli. Onun sesini duyan biz kimiz? Tahir Çetin’in Soma Maden Katliamı’nın ardından politikleşmesiyle kazanılmış, şimdi binlerce emekçinin sesinde çoğalan sesini duyan biz kimiz?

Mayıs 2021’de, telefonda konuştuğumuz bir gün, oğullarından birinin hayvanlarla daha çok ilgilenmeye başladığını, durulduğunu, ailesine düşkünleştiğini anlatıyordu. Küçük yeğeninin her sabah 6’da onunla birlikte kalkıp ineklere baktığını, “Asıl marketimiz topraktır amca, marketlerden uzak durmamız lâzım” dediğini ekledi. Çocukları ve yeğenleriyle de toprağı ve hayvanlarıyla da daha çok vakit geçirmek istiyordu.

Hemen ardından daha önce de dert yandığı mevzulara atladı. Tahir Çetin’i yoğurmuş toprağa, bedenlere ve seslere dair bazı sözler kalbini kırıyordu. Sesinin hem parçası hem öncüsü olduğu mücadeleye yetersiz kalmasından kaygı duymaya başlamıştı. Bağımsız Maden-İş’in sosyal medya hesaplarında ve medyada yayınlanan konuşmaları hakkında ne düşündüğümü sordu bir kez daha. Sendikanın Aralık 2018’de yapılan 1. Olağan Genel Kurulu’ndan beri sı[2]k sık dillendirdiği bir meseleydi bu.

“Şivemizi daha çok verebilirdin başkan!”

Konuşmasının bazıları tarafından beğenilmediğinden bahsediyor, hızlıca “Ne yapabilirim acaba, nasıl geliştirebilirim?” sorusuna geçiyordu. Sendikadaki ve tazminat mücadelesindeki sevecen, güçlü ve güç veren başkanlığını takip ediyor, kendisinden ve madenci arkadaşlarından dinliyordum. Konuşmasıyla ilgili yorumları ve hislerini ara sıra paylaşsa da bu meselenin onu ne kadar etkilediğini anlayamamıştım. Daha sonra öğrendim ki, bu kaygı güvendiği insanlarla sık sık paylaştığı önemli bir sıkıntıya dönüşmüş. Sesinden duyduğu şüphe, yakın dostu ve Bağımsız Maden-İş’in örgütlenme koordinatörü Başaran Aksu’ya “Diksiyon kursuna mı gitsem?” diyecek kadar yer etmiş içinde.

Soma kömür havzasında duyduklarımla yazdığım etnografik-belgesel şiirleri[3] 2020’nin yaz aylarında okumuş, yorumlarını iletmişti. Aklıma düştüğü için akşamında bir deftere yazdığım şu cümle de vardı cevabında: “[…] ama şivemizi daha çok verebilirdin başkan!” (Bağımsız Maden-İş’in başkanı olduğundan beri bana ve bildiğim kadarıyla başka pek çok insana ‘başkan’ diye hitap ediyordu.)

Şive maden işçilerinin özüne dair bir yetersizlik belirtisi olarak görülüyor, kendisini ifade edip fikrini berrak şekilde paylaşan madencilerin başkasının fikriyle ve sesiyle konuştuğu varsayılıyor. Bu varsayımlarda bulunanlar ya madencilerin konuşmasını, şivesini beğenmiyor ya da kendi sesleriyle, kendi hakikatlerini konuştuklarını kabul etmiyor.

Müzikologların ancak “ses kalitesi” veya “renk” olarak tasvir edebildiği ses tınılarını, dilbilimcilerin kâğıda geçirseler de aktaramadıkları şiveleri şiire dökmenin imkânsızlığıyla boğuşmuş, becerebildiğim kadarıyla aktarmıştım.[4]Konuşmamı eleştiriyorlar bazen, takmamaya çalışıyorum” diye paylaştığı derdiyle, şiir dosyasına yaptığı yorum arasındaki bağlantıyı duyamamıştım o gün.

Tahir Çetin’in konuşmasıyla ilgili kaygısında, bugünün Türkiye’sine ve işçi sınıfı siyasetine dair duymamız gereken çok anlamlı bir soru gizli. Bu soruyu müzikolog Nina Sun Eidsheim’ın ve besteci-müzikolog Pierre Schaeffer’in rehberliğinde soracağım: Tahir Çetin’in sesini duyan biz kimiz? Başka türlü ifade etmek gerekirse, Tahir Çetin’in Soma Maden Katliamı’nın ardından politikleşmesiyle kazanılmış, niceleri tarafından dinlenmiş ve kaydedilmiş, gün gelip kaybedilmiş ve şimdi binlerce emekçinin sesinde çoğalan sesini duyan biz kimiz?

“Akuzmatik” bir soru

Cevap arayışımıza destek olabilecek bir kavram var: Akuzmatik. Pierre Schaeffer “akuzmatik” sıfatını 1966’da, ses kayıt teknolojilerinin ve telefonun insan hayatına girişiyle kavramsallaştırıyor: “Kişinin arkasındaki sebepleri görmeden duyduğu ses.”[5] Nina Sun Eidsheim bu tanımın sessiz bir akuzmatik soru içerdiğini söylüyor: “Kim o? Bu konuşan kim?” Eidsheim’a göre, yaşadığımız çağda bu soru sesle kaynağı arasında bir kopukluk olduğu gerçeğini teslim ediyor ve önemli bir varsayım üzerine kuruluyor:

“Varsayılan şu: Bir sesi yeterince dikkatli dinlersem –görsel veya farklı şekilde anlaşılabilir bir kaynak yokken– sesin kaynağını anlayabilmeliyim. Eğer anlayamıyorsam, deneyimsizlik veya cehalet sebebiyle anlamıyorumdur. Başka bir deyişle, dikkatli veya bilgi sahibi bir dinleme pratiğiyle sesi çıkaran kişi ve kimliği hakkında çok fazla şey bilebilmeliyim. Kişiyi tanımıyor olsam bile, dinleme yoluyla onun hakkında çeşitli bilgiler toplayabilmeliyim. Bu bilme hali, konuşanın kimliği hakkında genelgeçer bir bilgiden sağlığına ve duygu durumuna kadar uzanabilir. Aynı zamanda konuşan kişinin duygularını veya hakikat iddialarını, sesini kullanarak çarpıtıp çarpıtmadığını, hatta taklit veya canlandırma yoluyla bir başkası gibi konuşup konuşmadığını anlayabilmeliyim.

İnsan sesi söz konusuysa, ses bilgisine dair bu varsayım ikinci bir varsayıma dayanıyor: Bir insanı bilmek mümkündür. Akuzmatik durum, insan sesi ve genel anlamda ‘ses’in öncül bir doğası olduğu ve bu doğaya sadık sesler ile ondan sapanları anlayabileceğimiz varsayımından ortaya çıkıyor. Bu pozisyon şu inanca ve hakikat iddiasına dayanıyor: İnsan sesi, kişinin özüne ve doğrudan kimliğine dair bir ipucudur.”[6]

“Bu sesi duyan ben kimim?”

Eidsheim bu varsayımları sorguluyor ve sesin sabit veya tekil bir kaynağı olduğu iddiasını reddediyor. Birbiriyle bağlantılı şu üç düzeltmeyi yapıyor: 1) Ses tekil değil, kolektif bir olaydır. 2) Ses doğuştan gelmez, kültüreldir. 3) Sesin kaynağı söyleyende değil, dinleyendedir.

Sesin Irkı: Afro-Amerikan Müzikte Dinleme, Tını ve Ses adlı kitabında tanımlanması ve tasvir edilmesi çok zor olan ses tınısına ve tınının ırka dair algılarla bağlantısına odaklanıyor Eidsheim. Siyahların seslerine dair varsayımlarla şekillenmiş teknolojilere bakıyor, başka türlü, etik dinleme pratiklerinin mümkün olup olmadığını araştırıyor. Hiç kimse duymasa ve “ses” olarak algılamasa da sesi oluşturan titreşimleri yaratan madde ve hareket var. Ancak “ses” kavramı, cinsiyet, ırk ve sınıf gibi çeşitli kategoriler aracılığıyla dinleyende vuku buluyor. Teknolojiden müzikal performansa kadar farklı örneklerle, sesin ve algılanma biçimlerinin sosyal-kültürel olarak nasıl biçimlendiğini anlatıyor. Dolayısıyla, Eidsheim’ın önerdiği etik dinleme pratiği, kişinin kendisine şu soruyu sormasını gerektiriyor: “Bu sesi duyan ben kimim?

Tahir Çetin’in sesi, onu tanımış çoğu madencinin anlattığı ortak yaşanmışlığın, bedensel iş ve hayat deneyiminin, madencilerin korkularını ve kaygılarını anlayan incelikli ve içten yaklaşımın sesi.

Soma kömür havzasında madenci veya tarım işçisi olmayan, öğrenim seviyesi madencilerden görece yüksek olan, her siyasi görüşten türlü çeşit insan var. Tanıştıklarımın çoğu, bir araştırmacı olarak beni ve sesimi belli bir statüde algılıyor. Bu yüzden sık sık şunları duyuyorum: “Bunlar madencilerin özgün fikirleri değil”, “İyi konuşamıyor, kendisini ifade edemiyor”, “Türkçesi bozuk, ama en azından gayret ediyor.” Madencilerin seslerini bu şekilde duyanlar kim?

Bugün hâlâ, şive maden işçilerinin özüne dair bir yetersizlik belirtisi olarak görülüyor, kendisini ifade edip fikrini berrak şekilde paylaşan madencilerin ise mutlaka başkasının fikriyle ve sesiyle konuştuğu varsayılıyor. Bu varsayımlarda bulunanlar ya madencilerin konuşmasını, şivesini beğenmiyor ya da kendi sesleriyle, kendi hakikatlerini konuştuklarını kabul etmiyor. Bu sinik eleştiriler ve inkâr hali ancak şu şekilde mümkün: Bu kişiler kendi seslerinin herkesten, her etkiden ve ideolojiden bağımsız, tekil ve biricik olduğu illüzyonuyla duyuyor ve görüyor dünyayı.

“Samimiyet berraklıktır”

Peki, Tahir Çetin’in sesi tekil mi, tek bir kişiden ve kaynaktan mı geliyor? Hayır. Migros direnişi zaferle sonuçlandığında, DGD-SEN Başkanı Neslihan Acar’ın dediği gibi, Tahir Çetin’in, Ali Faik İnter’in ve yasa yapan mücadelelerinin parçası olan madencilerin sesi binlerce, belki milyonlarca işçinin yolunu açtı. Tahir Çetin’in sesi, onu tanımış çoğu madencinin anlattığı ortak yaşanmışlığın, bedensel iş ve hayat deneyiminin, madencilerin korkularını ve kaygılarını anlayan incelikli ve içten yaklaşımın sesi.

Kâzım Kızıl’ın çektiği olağanüstü videoda[7] yer alan orman kesim işçilerinden biri olan Sefa da çoğunluğun kaybettiği ve duyduğunda bile tanıyamadığı bir samimiyetten ve şeffaflıktan bahsediyor:

İnsanlık müthiş bir şeydir, biliyor musun? Ama biz insanlar bu güzelliğin farkında değiliz. Samimi olalım diyoruz, ama hiçbirimiz samimiyetin ne olduğunu dahi bilmiyoruz. Samimi olmak şeffaf olmaktır, şeffaf olmak berrak olmaktır. Bir berrak suya baktığın zaman altındaki taşları görebiliyorsun, değil mi? Aynı şekilde biz insanlar berrak olduğumuz zaman birbirimize karşı güvensizlik diye bir şey olmaz, çünkü birbirimizin içini görmüş oluruz o şekilde. Ama biz samimi değiliz. Hepimiz kendimizi zeki zannediyoruz, kendimizi kurnaz zannediyoruz. O yüzden birbirimizi dolandırıyoruz, bunun çıkar olduğunu zannediyoruz. Direneceğimiz yerde bir başkasını eziyoruz. Biz eziyoruz, bundan ders çıkaracağımıza, kendi alt sınıfımızı eziyoruz.”

Tahir Çetin’in sesindeki samimiyet, hem kendisinin ve örgütlemeye çalıştığı işçilerin varoluşunu derinlemesine kavrayışından hem de kendi sesinin kolektif olduğunu bilişinden gelen bir berraklık. Kendi insanlığını da diğer madencilerin insani kaygılarını ve korkularını da her aşamada hatırlayan ve hatırlatan bir samimiyet. Bu berraklık yüzlerce madenciyi direnişlere katılmaya, Bağımsız Maden-İş’e üye olmaya veya yakın durmaya ikna etti.

Tahir Çetin’in sesi dünyada büyük bir merak duygusuyla yaşayan herkesin sesine benziyor: Kendi yaşam deneyiminden, tanıştığı ve ilişki kurduğu hemen herkesten dinlediklerinden, Soma havzası dışında gördüklerinden, örgütlenmekten vakit buldukça okuduklarından etkilenerek ve kendi iradesi ve öz gücüyle yaratıp yükselttiği ses. Bu esnada, kendi yetersizliğini ve duyamadıklarını bilmeyenlerin, erkek işçi önderliğine dair eril ve elitist varsayımlarıyla karşılaşan ses. Çünkü bir yandan da Tahir Çetin’in sesi çoğumuzun sesine benzemiyor: Onun sesi Soma’dan Ermenek’e, Çanakkale’den Aydın’a yüzlerce işçinin sınıf mücadelesine kattığı seslerle çoğalmış, kolektif ve devrimci bir olay.

Sesin kaynağı dinleyende

2022’ye damgasını vuran Trendyol, Migros, Yemek Sepeti, Farplas, Pas South ve onlarca başka işçi direnişi esnasında sermaye, devlet, sarı sendikalar, atalet içinde katılaşmış sözde sol sendikalar ve eleştirileriyle Tahir Çetin’i kaygılandıran elitist solcular şu konuda ortaklaştı: İşçilerin sesini, öz örgütlenme gücünü beğenmediler, nankörlükle suçladılar, küçümsediler ve tehdit altında hissettikleri her an işçilerin mutlaka “dışarıdan politik figürler” tarafından yönlendirildiğini iddia ettiler. İşçilerin sesinde yetersizlik ve güçsüzlük duyanlar ya “işçilerin sesini duyan ben kimim?” sorusunu kendilerine sormuyorlar ya da kendi seslerinin arkasındaki kapitalist ve kayırmacı yapıları ve ilişki ağlarını çok iyi biliyor ve gizlemeye çalışıyorlar. Oysa hakikat, seslerinin tınısından, seçtikleri kelimelerden akıyor. Giderek daha etkin ve örgütlü şekilde direnen işçilerin sesindeki gücü duyamıyorlar, inkâr ediyorlar veya özgünlüğünü reddediyorlar, çünkü sesin kaynağı dinleyende.

Tahir Çetin’in sesindeki samimiyet, hem kendisinin ve örgütlemeye çalıştığı işçilerin varoluşunu derinlemesine kavrayışından hem de kendi sesinin kolektif olduğunu bilişinden gelen bir berraklık. Bu berraklık yüzlerce madenciyi direnişlere katılmaya, Bağımsız Maden-İş’e üye olmaya veya yakın durmaya ikna etti.

15 Ekim 2018’de, henüz Bağımsız Maden-İş’in ilk başkanı olmamış, ama “ben” dediği her an nice işçinin sesiyle konuştuğunu hisseden, işçilerin korkularını da birlikten doğacak gücünü de sesinde taşıdığını bilen Tahir Çetin’den bir alıntıyla bitiriyorum. Bu satırları okuyan herkesin “Tahir Çetin’in ve direnen işçilerin sesini duyan ben kimim?” diye sormasını ve bu alıntıyı merakla, dikkatle ve çoklu anlamlarıyla dinlemesini dilerim.

Bazen beni istemiyorlar… İsteyen de çok. Bir gün işe gitmediğim zaman, ‘Tahir Abi biz seni emekli oldu biliyorduk’… ‘N’oldu oğlum, gitmedim ben burdayım işte, daha hâlâ sizin içinizdeyim’ diyorum. ‘E abi’ diyor, ‘seni özlüyoruz bazen’ diyor. Biz bugün gerçekleri söylüyoruz. Siz belki… Geçen gülüyorlardı bana. Beş-altı arkadaşım var öyle –ben geldim mi açılıyor muhabbet, siyaset muhabbeti açılıyor. Konuştum biraz. Ondan sonra dedim ki, ‘biraz sonra ben’ dedim, ‘buradan giderim’ dedim, ‘gene deli dedi dersiniz’ dedim. ‘Gene bu saçmaladı dersiniz’ dedim, ‘kendi aranızda gülersiniz’ dedim. ‘Ama benim söylediklerimde bir gerçek var’ dedim. ‘Bunu’ dedim ‘siz hiçbir zaman… Bir gün gelecek, karşınıza çıkacak’ dedim. Sonuçta bu deli dediğin, beğenmediğin insan bir gün senin… ‘Yok abi, öyle bir şey yok’ diyor, ‘seni beğeniyoruz, ama korkuyoruz.’ İşte öyle söylüyorlar. ‘Korkuyoruz’ diyor. ‘Yarın’ diyor, ‘ben işten atılsam, çoluğumun çocuğumun başına bir iş gelse n’aparım’ diyor. Öyle bir şey oluyor yani. Resmen söylüyor… Bunlarda hiç kimsenin tereddüdü yok yani. Ben de o zaman hak veriyorum, ne güzel kendini ifade edebiliyorsa.”


[1] 1+1 Express’in Bağımsız Maden İşçileri Sendikası ile Soma ve Ermenek madenci direnişleri hakkındaki söyleşi külliyatı için şu dörtlüden başlanabilir:

Öz, Halil Burak. 2018. “Soma’da İşçi Meclisi’nden Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’na: Kayayı delen incir, suları aşan gemi.” Tahir Çetin ile söyleşi. birartibir.org, 3 Eylül. https://birartibir.org/kayayi-delen-incir-sulari-asan-gemi/.

Öz, Halil Burak. 2018. “Soma Maden İşçileri Ankara’ya Yürümeye Hazırlanıyor: Böyle bir sendikacılık mümkün.” 2018. Tahir Çetin ile söyleşi. birartibir.org, 3 Ağustos. https://birartibir.org/boyle-bir-sendikacilik-mumkun/.

Avcı, Bekir. 2020. “Soma Maden İşçilerinin Direnişi ve Zaferi: Yasa yapan mücadele.” Başaran Aksu ile söyleşi. birartibir.org, 4 Ağustos. https://birartibir.org/yasa-yapan-mucadele/.

Avcı, Bekir. 2020. “Madencilerin Ankara’ya Yürüyüşü – II: Ölülerimizle, dirilerimizle toplandık, birlikte mücadele ediyoruz.” Direnişçilerle söyleşi. birartibir.org, 14 Ekim. https://birartibir.org/olulerimizle-dirilerimizle-toplandik-birlikte-mucadele-ediyoruz/.

[2] Az, E. İrem. 2018. “Bağımsız Maden-İş’in 1. Olağan Genel Kurulu’ndan İzlenimler: Sömürüye ve Horgörüye karşı.” birartibir.org, 20 Aralık. https://birartibir.org/somuruye-ve-horgoruye-karsi/.

[3] Az, E. İrem. 2020. Sade Yaşadığımız. İstanbul: Nod Yayınları.

[4] Bu yazıya ve şiirlere yorumları ve katkısı için Fulden Arısan’a teşekkür ederim.

[5] Schaeffer, Pierre. 1966. Traité des Objets Musicaux. Paris: Éditions du Seuil, s. 91

[6] Eidsheim, Nina Sun. 2019. The Race of Sound: Listening, Timbre & Vocality in African American Music[Sesin Irkı: Afrikan-Amerikan Müzikte Dinleme, Tını ve Ses].  Durham ve Londra: Duke University Press, s. 2.

[7] Kızıl, Kâzım. “Yavşağın biri çıktı, yerleşik hayata geçelim dedi!”, Nisan 2022.

İlginizi çekebilir