‘Sınıf ayrımı ölüm sonrası da devam ediyor’

Anıl Yurdakul İstanbul’un mezarlıklarını gezdi: Sınıf ayrımı ölüm sonrası da devam ediyor.

Mezarlıklar arasındaki statü

Puslu bir pazar sabahı taksi ile İstanbul’un dışına yola koyuluyorum. Yolun iki yanını kurak araziler oluşturuyor.  İlk durağım kimsesizler mezarlığı!  Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen mezarlıkta yokuş yukarı çıktıkça mezarların arasındaki orantısızlık artmaya başlıyor. İlk gördüğüm yamaç aşağı giden toprak üzerine gömülen, Arapça harflerle yazılmış mezar taşları oluyor. Yokuşu çıktıkça mezarlar azalıyor, yolun iki yanında nadir mezarlar karşıma çıkıyor; birkaçı Hristiyan mezarı. Mezar taşlarının üzerlerinde ölen kişinin gülümseyen fotoğrafları bulunuyor, nasıl hissedeceğimi bilemiyor uzun bir süre fotoğraflara bakıyorum.

Mezarlığın tepesine vardığımdaysa İstanbul’u yukarıdan izleyebiliyorum fakat buraya manzara izlemeye gelmedim. Etrafta isimsiz; yan yana, arka arkaya sürüp giden toprağa çakılı uzun tahtalar, üzerlerinde numaralar. Kimi bitişikmiş gibi yan yana duran, ufak, eski tahta parçaları. Ağaçların altında yatan yüzlerce kimsesiz, isimsiz mezar! Tek bir isim dahi göremiyorum, sadece rakkamlar yazıyor: 438. Bir insan için ne anlam ifade edebilir ki? Kim bu toprağın altında yatan; bir göçebe mi, bir hayat kadını mı, evsiz mi, bağımlı bir çocuk mu, eşcinsel mi, trans mı, devletin terörist ilan ettiği bir insan mı? Etrafta açılmış büyük bir çukur görüyorum, yanında onlarca tabut duruyor. Çukurun içi boş, yakında gelecekler mi var? Bilemiyorum. Mezarların fotoğraflarını çekiyorum. En alttaki insanların sonunu çekiyorum…

Fotoğraf: Anıl Yurdakul

ÇOCUK MEZARLARI

Tepeden inerken bir başka yolu seçiyorum. Yolun solunda dikkatimi çeken bebek yatağı dönenceleri oluyor. Çocuk mezarlıkları için küçük bir bölüm ayrılmış, minicik mezarlar içimi sızlatıyor. Kimi iki günlük kimi iki aylık. Etrafları oyuncaklarla dolu mezarlar. Mezardan düşmüş oyuncak uçağı düzeltip yerine koyuyorum. Tepeden aşağı iniyor, taksiye atlıyorum. Not almak için defterimi çıkartıyorum, yazacak halde değilim. Taksi şoföründen müziği kapatmasını istiyorum…

ORTADİREĞİN YAN YATMIŞ MEZARI

İkinci durağım Topkapı. Orta halli insanların gömüldüğü mezarlık. Yeni açıldığı belli olan mezarlar haricinde çiçek görünmüyor. Kurumuş toprakların yanı sıra sarmaşıklar etrafı sarmış halde. Kiminin mezar taşı kırık kiminin mezarı yan yatmış. Ortadirek insanların mezarı bunlar. Ortadireğin bekçisi kapıda bekliyor…

HATTAT MEZARLARI

Üsküdar’a geçtiğimde ilk işim cemevinin yanından geçen dar sokaktaki mezarları ziyaret etmek oluyor. Eski yapıların korunduğu mahalleyle bütünleşen mezarlıklardan birine giriyorum. Hattat mezarlarıyla karşılaşıyorum. Döneminin en ustalarının bulunduğu küçücük alan, duvara yapışık komşu sıradan mezarlar tarafından sıkıştırılmış hissi veriyor. Osmanlı döneminden kalan hattat mezar taşları sadelikleriyle dikkat çekerken, yaldızlarla kaplanmış Cumhuriyet dönemi mezar taşları sadelikten uzak. Bir bütün halinde bakıldığında mütevazı bir usta-çırak ilişkisini yansıtıyor.

Karacaahmet Mezarlığı’na geçiyorum, ‘zengin’ mezarları boy göstermeye başlıyor. “Osmanlı Mezar Taşları” bakımsız, parçalanmış hatta kimi kavuklar toprağın altında kalmış. Bir yandan ünlü bir tarikat liderinin mezarlığın araba yolunun göbeğine konulmuş mezarı. Kameralar mezarı gözlemlerken fotoğraf çekilmez işaretleri gözle görülür büyüklükte karşıma çıkıyor.

KEFENİN CEBİ VARMIŞ

Fotoğraf: Anıl Yurdakul

Etrafındaki gökdelenlerin sur görevi gördüğü krallar mezarı adını verdiğim Zincirlikuyu Mezarlığı başka hiçbir mezarlıkta görmediğim sayıda görevliyi barındırıyor. Güvenlikçiler, temizlikçiler, kimi işçiler… Kalp şeklinde mezardan kitap şeklinde olanına; bir kaptana ait olduğu hissi veren çapa simgesine, yüksek merdivenle tapınağa çıkılır hissi verenlerine dek statünün zirvesindeki insanların mezarlarını geziyorum. Ferah araba yolu çift şerit şeklinde yapılmış, geniş arabaların rahatlıkla gecebilmesi  için. Yerde tek bir yaprak dahi göremiyorum. Kral mezarlarından farksız ve onların tepesinde olanlarsa ağaçlar değil gökdelenler…

Mezarlar konusu geniş ve karmaşık. Sadece heykellerden oluşan mezarları bu yazıya almadım. Ayrım yapılmaksızın farklı biçimlerde fakat aynı sadelikte yapılan heykeller bir kültürü koruyor. Bir yandansa piramitlerden başlayarak günümüze dek gelen kral ve lider mezarları. Ya da hayranları tarafından mezarının toprağı çalınan şarkıcılar; Jim Morrison gibi. Konu uzun fakat bir mezara baktığınızda nasıl bir yaşam sürdürdüğünü, hangi statüye ait olduğunu anlamak zor değil.

Sınıf ayrımı ölüm sonrası da devam ediyor.

Kaynak: Evrensel

İlginizi çekebilir