SINAV KAYGISI (2)-Sefer MAVİGÖL

Yazımızın devamında ailelere önerilerde bulunmaya devam edeceğim fakat buna geçmeden önce bağlamı oturtmak amacıyla birkaç şey söylemek istiyorum. Bugüne dek çocuğunuzla bazı anlaşmazlıklar yaşamış olsanız bile artık sizin bir cephe, sınavın ise karşı cephe olduğunu hissettirin. Çocuğunuza, yenmesi gerekenin birbiriniz değil sınavın kendisi olduğunu hatırlatın. Anne-babanın yenmesi gereken çocuk değil, çocuğun yenmesi gereken de sınıf arkadaşı değil. Hepimiz bu taraftayız ve adil olmayan sınav ise karşımızda duruyor. Bu duruma bu perspektiften bakmak hem çocukların hem de ailelerin birbirlerini rakip ve düşman olarak görmesini engeller. İnsanların kurdukları olumlu insani ilişkiler, sınav başarısından daha değerlidir.

Kaygı üzerinden devam etmek gerekirse; orta düzey bir kaygının ya da stresin, öğrenme sürecinde motivasyonu artırdığı söylenir. Hâlbuki yapılan araştırmalar, yüksek kaygının orta düzey bir zekâya sahip kişilerde olumsuz etkilerinin olduğunu gösterirken, başarılı öğrencilerde kaygının çok veya az olmasının bir etkisi olmadığını göstermiştir. Ayrıca az başarılı öğrenciler de kaygıdan çok fazla etkilenmiyor. Hatta son araştırmalara göre cinsiyetler arasında bile fark olduğu saptandı. Erkek çocukları belli bir miktar stres altında motivasyonlarını artırırken, kız çocuklarında tam tersi gözlemlendi. Sadece kaygı-başarı ilişkisi değil birçok öğrencinin duygulanımı da farklıdır. Birini kaygılandıran bir başkasını heyecanlandırabilirken bir başkasına ise eğlenceli bile gelebilir. Bu gayet de doğaldır. Hayata bakışlarımız, beklentilerimiz, ekonomik durumlarımız, inançlarımız, düşüncelerimiz ve daha birçok koşulumuz farklıyken kaygılarımız ve kaygıya verdiğimiz tepkilerimiz neden farklı olmasın. Her çocuk nevi şahsına münhasırdır ve her biri farklı yaklaşımı hak eder. Kaygı bulaşıcıdır, anne-babalar çocukları kendi özlemlerini ve beklentilerini yerine getiremeyecek diye kaygılanıyorsa ilk önce kendi kaygısını kontrol etmelidir. Kaygınızı çocuğunuza bulaştırmayın. Başarısız da olsa her çocuk değerli olduğunu, ailesinin her durumda arkasında olduğunu ve onlar için önemli olduğunu, kendi fikirlerine, görüşlerine saygı duyulduğunu bilmek ister; hissetmek ister. Bunu hissettirebilirseniz çocuğunuzun sınav kaygısını kontrol etmeye yardımcı olmuş olursunuz.

Unutmayalım ki sadece geçen hafta yapılan lise geçiş sınavı değil, ülkemizdeki birçok sınav bilişsel kapasiteyi ölçmek için yapılır ve orada bile eşit durumlar söz konusu değildir. Yani hiçbir sınav çocuğunuzun hayata, doğaya, karşı cinse, çocuklara ve hayvanlara bakış açısını ölçmez. Hiçbir sınav insan hakları ile ilgili ne düşündüğünü sormaz. Etik değerlerle ilgilenmez. Gündelik hayatta bir sorunla karşılaştığında nasıl çözeceğini, mücadele ruhunu, dayanışmayı, paylaşmayı, duygusal gelişimini ve yaratıcılığını desteklemez. Asıl yeteneklerini ölçmez ya da ortaya çıkarmaz. Zaten öyle bir amacı da yoktur. Bu yüzden bir kişinin sınavda yüksek puan alması demek, sadece o sınavdan yüksek puan aldığı anlamına gelir, kişinin gündelik hayatta iyimserlik- karamsarlık dengesini kurduğu anlamına gelemez. Yüksek bir puan alması intihar etme olasılığını azaltmaz, onu bağımlılık yapan maddelere karşı korumaz, insan ilişkilerini geliştirmez ve onun iyi eğilimli bir insan olduğu anlamına gelmez. Ne yazık ki tam tersi, sınav; insanın yıkıcı davranışlarını “insani” bir çizgiye çekmekten çok öğrencileri birbirine rakip yapar, düşman yapar. Bu yüzden aileler çocuklarının bilişsel sınırlarını, yeteneklerini iyi bilmekle beraber sınavın da sınırlı bir alanda ölçüm yaptığını ve bunun büyük anlamlar taşımadığını bilmelidirler. Aile, sınavın sınırlılıklarını bilerek beklentilerini gerçekçi bir çizgiye çekmelidir.

“Sen çok akıllı çocuksun, kesin çok yüksek puan alacaksın” gibi söylemler çok tehlikeli. Çocuğun zekâsını sınavla ölçmeyin çünkü zekâdan ziyade bilişsel performansı ölçen bir sınav olduğunu hatırlayın.

Hayatta insanların birçok hedefi olsa da genel bir hedef tanımını yaparsak, kendine yeten ve kendinden memnun bir insan olmaktır. Bu halini de bir başkasıyla paylaşmaktır. Sınavda başarılı olmak ise asla bu anlama gelmemektedir. Etrafınızda küçük bir gözlem yaparak bile sınavda iyi puanlar almış birçok öğrencinin hayata karşı ne kadar hassas, ne kadar kaçıngan ve güçsüz olduğunu görebilirsiniz. Bir başkasıyla iletişim kur(a)mayan, elektrik faturasını yatıramayan, sorumluluk bilinci gelişmemiş, hakkı gasp edildiğinde bile hak arayışına giremeyen, kendini veya bir başkasını savunamayan, yabancı dil bilen ama yetişkin dilini kullanamayan, ürkek, çekingen, içine kapanık çocuklar. Bu çocuklar ayrıca eğitim sistemimizin toplumsal gerçekliğimizi getirdiği yeri de işaret etmektedir. Her şeye rağmen çocuklarınızın başarılı olmasını mı istersiniz yoksa “insani olma” çıtasını başarılı olma çıtasının üstünde görüp oraya erişmelerini mi? Kısacası çocuğun öz-yeterliği sınav sonucuyla ölçülememelidir.

“Ders çalış” demeyin. “Nasıl daha verimli çalışmana yardımcı olabiliriz, bizden bir isteğin var mı, beraber yapmayı istediğin bir şey var mı?” gibi yaklaşımlarda bulunun. Çocuğu bir özne olarak görün ve iradesiyle hareket etmesi için teşvik edin. Sadece ders çalışma konusunda değil, yaşına uygun birçok konuda kendi karar alması, kişiliğini güçlendirir. Çocuğunuz dış müdahaleyle şekillendirilecek bir nesne değildir, kimliğine saygı duyun. Ayrıca dış bir motivasyonla başarıyı elde etmesi de iyi bir şey değildir. Sürekli bir başkasının takdirini, onayını alarak çalışan çocuk bağımlı kişilik özellikleri ve bağımlı bir dış motivasyon geliştirir. Kendi isteği, iradesi, merakı ve iç motivasyonuyla hareket eden çocuk ise güçlenir ve kendilik değeri artar. İstenen sınav sonucunu alamasa bile ondan daha kıymetli olan sorumluluk bilincini geliştirir ve birey olma yolunda ilerler.

Sözlerinizle davranışlarınız farklı olmasın. “Sınav bizim için önemli değil, önemli olan senin çaban” derken duruşunuz buna uyumlu olsun. Somurtkan bir yüz ifadesiyle değil güven veren bir postürle çocuğa yaklaşın. Beden dilinizin, ses tonunuzun ve davranışlarınızın paralel olmasına özen gösterin. Çocuklarda herkes kadar çelişkili davranışları görür ve ona göre tepki verir.

Gereğinden fazla fedakârlıktan kaçının ve bunları hatırlatmayın. Çocuğun her istediğini yapmak, yatağını toplamak, istediği yemeği pişirmek, arkadaşlarıyla çıkmasına sürekli izin vermek özellikle sınava az bir zaman kalmış ise bu çocuğa aynı zamanda gizli olarak “bunların bir bedeli var demektir”. İşte o bedel, sınav günü alınacak yüksek puandır. Çocuk bu mesajı okur ve kaygıya kapılabilir. Stres, rutinin dışına çıkmaktır. Rutinin dışına çıkmayın. Rutin güven verir, normal hayatınıza devam edin. Bu ayrıca sınavında sıradan bir olay olduğunu hissettirir. Sınavı, gündelik hayata yedirmeye çalışın, alışkın olduğunuz düzenden ne siz ne de çocuğunuz çıkmasın.

Çocuğunuzla gündelik sohbetler yapın. Bu sohbetlerde sınav konusunun ele alınmamasına dikkat edin. Eğer çocuğunuz sınavla ilgili konuşmak isterse konuşabilirsiniz. Fakat sizin politika, spor, kültür, sanat ve gezi gibi konular üzerine konuşmanız çocuğunuzu rahatlatır. “Ben kendisiyle sadece sınav konuşulan biri değilim” düşüncesi yaratır. “Ben ayrıca diğer konularda da fikri, bakış açısı merak edilen biriyim” der. Kendini her halükarda ailesinin bir parçası olarak görür, kendini değerli ve önemli hisseder. Unutmayın, sınav geçici ilişkiniz kalıcıdır.

Ailelere daha birçok öneride bulunulabilir fakat geneli kapsayan bir şeyler söylemeye çalıştım. Sınav sistemine, aileye ve toplumsal bakış açısına eleştirel bir yerden değerlendirmede bulunarak katkı sunmaya çalıştım. Sizlere çocuğu cezalandırmayın, korkutmayın, kıyaslamayın gibi klişenin ötesine geçmeyen sözcüklerden ziyade aynı cephede durarak sistemin kendisine eleştirel bakmanızı tavsiye ediyorum. Kişiler başarısızken de değerlidir. Ayrıca bu başarısızlık sadece bir alanı(bilişsel düzeyi) temsil etmekte ve bir kişiyi değil birçok parametreyi temsil etmektedir.(Haziran 2018=

Devam edecek…

Sefer MAVİGÖL

SINAV KAYGISI MI? (1) – Sefer Mavigöl

İlginizi çekebilir