Serdar Tekin: ‘İnsanlar, yargıya rağmen adalet arıyorlar’

Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu’nda bu sene ana başlık, ‘Baskıcı Rejimlerde Hukuk ve İnsan Hakları’ olarak belirlendi. Ege İnsan Hakları Okulu adına organizasyon komitesinden Avukat Aysun Akşehirlioğlu, insanların ‘güvenlik mi? özgürlük mü?’ ikilemiyle boğularak özgürlüklerinden feragat etmeye zorlandığını söylüyor. Serdar Tekin ise “İnsanlar “yargı önünde” adalet aramıyorlar artık, “yargıya rağmen” adalet arıyorlar” diye özetliyor hukuk sistemini.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Uluslararası Demokrat Hukukçular Örgütü, İnsan Hakları ve Demokrasi için Avrupalı Hukukçular Örgütü ve İzmir Dayanışma Akademisi tarafından oluşturulan Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu (EİHO)’nun bu seneki çalıştayının ana konusu “Baskıcı Rejimlerde Hukuk ve İnsan Hakları”

Her yıl ulusal ve uluslar arası düzeyde çok sayıda kişinin katılımıyla gerçekleştirilen Ege İnsan Hakları Okulu’nun hedef kitlesi, insan hakları aktivistleri, akademisyenler, hukukçular, sosyal bilimciler ve üniversite öğrencilerinin yanı sıra insan haklarına ilgi duyan herkes…

Ege İnsan Hakları Okulu nedir? Nasıl ortaya çıktı? EİHO bu yıl neden “baskıcı rejimlere” odaklanıyor? Dünyada baskıcı rejimler gelişip yaygınlaşırken Türkiye’de nasıl bir gelişme gösteriyor? Ege İnsan Hakları Okulu adına organizasyon komitesinden Avukat Aysun Akşehirlioğlu ve Dr. Serdar Tekin sorularımızı cevapladı.

HEDEFİMİZ SÜREKLİ FAALİYET GÖSTEREN BİR OKUL OLMAK

Ege insan hakları okulu hangi koşullarda neye ihtiyaç duyularak ortaya çıktı?

Aysun Akşehirlioğlu: Ege İnsan Hakları Okulu (EİHO) 2017 yılında İzmir’de gerçekleştirdiği ilk sonbahar çalıştayı ile kendisini deklare etti. Dönüp 2017 Türkiye’sine baktığımızda; demokratikleşme sürecini tamamlayamamış bir ülkenin geriye doğru savrulmaktayken 2016 yılında ilan edilen olağanüstü halle siyasal ve hukuksal olarak nasıl dip yaptığını görüyoruz. Bir ‘KHK Cumhuriyeti’ne dönüşmenin olmazsa olmaz sonucu olarak binlerce yıllık evrensel mücadelenin sonunda elde edilen hak ve özgürlüklerin nasıl görmezden gelindiğini, yok sayıldığını ve tabi ortadan kaldırıldığını yaşadık, yaşıyoruz.

Tüm dünyada insanların “güvenlik mi? özgürlük mü?” ikilemiyle boğularak özgürlüklerinden feragat etmeye zorlandığı ve güvenlik hukukunun yeniden yapılandırıldığı bir süreçten bizler fazlası ile nasibimizi aldık.

Akşehirlioğlu: 2016 yılında ilan edilen olağanüstü halle siyasal ve hukuksal olarak nasıl dip yaptığını görüyoruz

EİHO tam da böyle bir siyasal atmosferde; insan hakları rejimlerine eleştirel ve geliştirici bir gözle bakmayı, farklı ülkelerdeki bilgi, birikim ve deneyimleri bir araya getirmeyi hedeflemekte. Bu nedenle her yıl uluslararası bir çalıştayla bir araya geliyoruz. Şimdilik yılda bir kez bir araya gelsek de; asıl hedefimiz EİHO’nu kalıcı bir yapıya kavuşturmak, insan hakları alanında sürekli ve düzenli faaliyet yürüten bir okul olmak. Tabi ki hayallerimizin içinde insan hakları kütüphanesi, müzesi kurmak da var. Anlayacağınız kendimize uzun ama heyecan verici bir yol seçtik.

Anlattığınız amaç ve niyet doğrultusunda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Benzeri yapılarla iletişiminiz ve ortak çalışmalarınız var mı?

Aysun Akşehirlioğlu: 2017 yılındaki ilk çalıştayda, “Akademik Özgürlük” başlığı altında dünya örnekleri ile akademik özgürlüğün tarihsel olarak ne kadar gerçekleştirilebildiğini, olağanüstü halle başlayan akademisyen tasfiyelerini ve akademinin bilimsel ve özgür düşünceden arındırılması politikalarını konuştuk. 2018 yılında ise “Uluslararası İnsan Hakları Rejiminin Krizi” başlığı altında; insan haklarına ilişkin ulusal ve uluslararası politikalardaki geriye gidişi, bunun hukuktaki izdüşümlerini, koruyucu mekanizmaların güncel durumdaki yeterliliklerini, yeni bir hukuk ve yeni mekanizmalar oluşturmanın yollarını tartıştık.

Sonbahar çalıştayları; Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Uluslararası Demokrat Hukukçular Örgütü, İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupalı Hukukçular Örgütü ile İzmir Dayanışma Akademisi tarafından destekleniyor. Hem konuşmacıların hem de katılımcıların hukuk, siyaset bilimi, felsefe, sosyoloji başta olmak üzere farklı uzmanlık ve alanlardan geldiği multidisipliner bir etkinlik olarak yürütülüyor.

Bu dönemde önünüzde nasıl bir program var?

Aysun Akşehirlioğlu: Bu yıl 18-19-20 Ekim’de yine Şirince Matematik Köyü’nde bir araya gelerek “Baskıcı Rejimlerde Hukuk ve İnsan Hakları”nı konuşacağız…

EİHO’NUN BU SENE BASKICI REJİMLERE ODAKLANIYOR OLMASI BİR TESADÜF DEĞİL

EİHO’nun bu sene “baskıcı rejimlere” odaklanıyor olması bir tesadüf mü?

Serdar Tekin: Elbette tesadüf değil… Sadece Türkiye’de değil, dünyanın çok çeşitli bölgelerinde de insan haklarının hem bir “referans sistemi” hem de bir “denetim mekanizması” olarak zayıfladığına, aşındığına, daha doğrusu taammüden aşındırıldığına tanık oluyoruz bir süredir. Devletler, modern dünyada kendi meşruiyetlerinin zeminini teşkil eden demokrasi ve hukuk taahhüdünden fiilen ve alenen uzaklaşıyorlar. Bu da ister istemez, baskıcı rejimlerin yaygınlaşması ve giderek bir tür “yeni normal” haline gelmesi demek…

İNSANLAR “YARGIYA RAĞMEN” ADALET ARIYORLAR

Tekin: İnsanlar “yargı önünde” adalet aramıyorlar artık, ‘yargıya rağmen’ adalet arıyorlar

Dünyada baskıcı rejimler gelişip yaygınlaşırken bu yeni normalin Türkiye’deki tezahürü nasıl bir gelişme gösteriyor?

Serdar Tekin: Türkiye özelinde bu eğilimin tezahürlerini, bilhassa 2015’ten bu yana en sert, en şedit bir biçimde yaşadık. Önce fiili, sonra resmi ve şimdi de (“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adı altında) kalıcı bir olağanüstü hal rejimiyle yönetildik/yönetiliyoruz. Bu sürecin ve onun içinde şekillenen yeni rejimin, insan hakları, hukuk ve demokrasi açısından yarattığı muazzam bir tahribat söz konusu.

Anayasa, siyasal iktidarı sınırlandıran ve yurttaşların haklarını teminat altına alan bir kurucu belge olma vasfını yitirdi mesela. Kağıt üstünde ismen bir anayasanın olması bir şey ifade etmiyor. Siyasal rejim, an itibariyle, anayasalcılık ilkesini tamamen terk etmiş durumda. Keza mahkemelerin, iktidarın uygulamalarını denetlediğine, denetleyebileceğine hangimiz inanıyoruz bu koşullarda? İnsanlar “yargı önünde” adalet aramıyorlar artık, “yargıya rağmen” adalet arıyorlar. Dolayısıyla gerek yurttaşların birbirleriyle ilişkileri bakımından, gerekse yurttaş-devlet ilişkisi bakımından hakların temel referans olmaktan çıktığı son derece yıkıcı/tehlikeli bir süreç yaşanıyor Türkiye’de.

Ege İnsan Hakları Okulu’nda bu süreci, onun yapısal veçhelerini, dinamiklerini ve amillerini mercek altına alacağız bu sene. Dünyadaki geçmiş ve güncel örneklere bakarak, kendi “şimdi”mizi mukayeseli bir perspektiften analiz etmeye çalışacağız.

Okulun bu sene ki gündeminde başka neler var?

Serdar Tekin: Okulun bu seneki gündemi baskıcı rejimlerin analiziyle sınırlı değil. Aynı zamanda, mevcut koşullarda insan hakları mücadelesinin gerekliliğini ve imkanlarını da tartışmayı amaçlıyoruz. Zira tam da içinde bulunduğumuz koşullar, insan hakları mücadelesinin “siyasal anlamını”, onun “kurucu” ve “dönüştürücü” potansiyelini yeniden hatırlamaya davet ediyor bizi. Unutmayalım ki “haklar” yasanın referansı olmaktan çıktığında ortadan kalkmazlar veya yok olmazlar; aksine, yeni bir yasayı yapacak olan “yurttaş pratiklerinde” yaşamaya başlarlar.

Kaynak: DUVAR – Nuray Pehlivan

İlginizi çekebilir