Sema Kaygusuz: Zarafetle öfkelenin, yıkarak, linç ederek değil

Sema Kaygusuz, Sel Yayınları ile ilgili açıklama yaptı: Zarafetle öfkelenin, yıkarak, linç ederek değil.

Yazar Sema Kaygusuz, Sel Yayınları bünyesinde kurulan Queer Düş Serisi’nin editör, çevirmen ve yazarlarının yayıneviyle yollarını ayırma kararı sonrasında açıklama yaptı. Kaygusuz, “Entelektüel emekçiler için yayınevi bir yuvadır. Daima güvencesiz bir alanda üreten yaratıcı yazarların tedirgin olması, dahası ilkesel anlamda tavır alması çok doğal. Birbirinden değerli yazarlar Sevgili Birgül Özcan, Deniz Gezgin, Melisa Kesmez, Ayşen Işık’a saygılar. Yolunuz açık olsun” dedi.

Sema Kaygusuz’un sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle:

“Sel Yayıncılık çatısı altında feminist ve queer düşünüşün literatürünü kurgulayan eski yayın kuruluna bir okur olarak teşekkür ederim. Elbette Sel Yayıncılık’ın bu terminolojiye sahip çıkması değerliydi. Bu vesileyle çok önemli kitaplar yayınladı. Ama ne yazık ki yayın kuruluyla ilişkileri uzun sürmedi. Sel’in kendisinin de dile getirdiği gibi en temel ilkelerin gözetilmesi gerekiyor. Yayınlanan kitaba yakışmak mutlak bir zorunluluk. Sel’in kendisinin de dile getirdiği gibi en temel ilkelerin gözetilmesi gerekiyor. Yayınlanan kitaba yakışmak mutlak bir zorunluluk. Bu anlamda Sevgili Berfu Şeker, Gülkan ‘Noir’, Leman Sevda Darıcıoğlu, Pınar Büyüktaş’ın queer bir düşünüşle yayınevine veda etmesini anlıyor ve destekliyorum. Söz konusu çatışmada yazar, çevirmen, dışarıdan editör mü yoksa yayınevi mi diye sorulursa, ben kendi adıma korunmasız entelektüel emekçiyi seçerim.

Kurumsal olarak kendini savunacak birçok iktidar alanı, avukatı, mülkü, kısacası gücü olan yayıneviyle kıyaslarsak yazarın, çevirmenin, dışarlıklı editörün gücü ister istemez eşitsizdir. Okurlarla yazarların el yordamıyla geliştirdiği dayanışma ruhundan başka yazarın içsel tedirginliğini sağaltacak hiçbir yerleşik kurum henüz bulunmuyor. Onun denetleyici pozisyonda hissetmesi bile sanatını aşağılar. Bu yüzden şu andan itibaren yayınevi olmayan bu değerli yazarlara sahip çıkmak önemli. Entelektüel emekçiler için yayınevi bir yuvadır. Daima güvencesiz bir alanda üreten yaratıcı yazarların tedirgin olması, dahası ilkesel anlamda tavır alması çok doğal. Birbirinden değerli yazarlar Sevgili Birgül Özcan, Deniz Gezgin, Melisa Kesmez, Ayşen Işık’a saygılar. Yolunuz açık olsun. Yıllar önce, sanıyorum 2003 yılıydı, Can Yayınları’ndan bir roman çıkmıştı. Bir erkek şair, yazdığı tek ve ilk romanıyla Aslı Erdoğan’la yaşadığı aşk ilişkisini isim vermeden ifşa etmişti. Gelgelelim arka kapakta “gerçek olaylardan esinlenerek” yazılan bu romanın kampanyası, örtük bir dille kadın yazarın üstünden yürütülmüştü. Kötü bir içerikle yazılan bu roman kısa sürede 7 baskı yapmıştı hatta. Bunun üzerine Can Yayınları’ndan kitapları yayınlanan dört kadın, bu romanın sunumu ve amacını eleştirerek yayınevinden topluca ayrılmıştık. O yıl aldığımız birkaç desteği saymazsak işitmediğimiz hakaret kalmamıştı. İmza veren bir yazar bir nedenle geri çekilmişti. Gazetelerde o erkek yazarı savunan yazılar yayınlanmış, en yakın arkadaşlarımızın sessizliğine mahkum edilmiştik. Özellikle telefon açıp eylemimizi hor gören bir kadın yazarı hiç unutmuyorum, unutmayacağım.

Umarım fikirleri değişmiştir. Ben kendi adıma bir tek Tomris Uyar, Leyla Erbil ve Füsun Akatlı’dan destek almıştım, o da kapalı kapalı kapılar ardında. Ama sonraki yıllarda Can Yayınları bu etik sorunu üstlenerek bir bilinç ve yaklaşım yürüttü. Özür kurumunu işletmese bile yine kapalı kapılar ardında özeleştiri geliştirdi. Şimdi çok güçlü ve özel bir yayınevi olarak yoluna devam ediyor. Sel Yayıncılığın taciz ve barkod suçlamalarına verdiği yanıtlar, birçok maddi eleştiriye açık olsa da eminim birçok açıdan hayırlı bir süreç olacak. Hepimiz zaman içinde gelişiyor, zaman içinde anlamlı bir tutum geliştiriyoruz. Bir okur ve yazar olarak Sel’in bu talihsiz gelişmeleri inkar etmeden, kimseye saldırmadan, kendi sorumluluğunu üstlenerek, gereken bedeli ödeyerek yoluna devam edeceğine inanmak istiyorum, bekliyorum, umuyorum. Dedikleri gibi, “bir süredir kurumsallaşma doğrultusunda attıkları adımların yetersizliklerini, boşluk ve zaaflarını görmeye vesile kimi yaklaşımları hızla ve kararlılıkla terk edeceklerini” bir akit olarak kabul ediyorum. Bunu söylemeleri bile bence önemli. Bu yüzden yıkıcı, aşağılayıcı, alaycı saldırılar yerine sorgulayıcı ve dik bir tutum almayı daha fazla önemsiyorum. Deniz Gezgin’in ‘Anlayabileceğim şeyler değil bunlar’ demesinin, Birgül Özcan’ın aklı ve kalbiyle ikna edici bir cevap bulamadığını söylemesinin, dile gelen hayal kırıklığının emin olun çok daha güçlü politik bir etkisi var. Diyeceğim zarafetle öfkelenin, yıkarak, linç ederek değil. Değişime inanmak bir umut meselesidir.”

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir