Şehircilikte 100 günlük yağma planı

Erdoğan’ın açıkladığı ‘100 Günlük İcraat Programı’nın en kritik ayağı, kentleşmeyle ilgili. Sık sık kentlerin mahvedildiğini söyleyen Erdoğan’ın bu konuda vaddettiği ise özellikle metropollere son darbeyi vuracak

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan ‘100 Günlük İcraat Programı’nda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dair eylem planı ortaya kondu. Eylem planında, bir rant projesi olduğu anlaşılan Kanalİstanbul Projesi kapsamında taşınmaz devri ve planlama çalışmalarının tamamlanması, 20 ilde kamu kurumlarına tahsisli olup atıl durumda olduğu belirtilen hazine taşınmazlarının satışı, satılmak üzere 13 bin kilometrekarelik tescil harici alanın belirlenmesi, Emlak Bankası’nın tekrar faaliyete geçirilmesi, satışını sağlamak üzere belirlenecek Hazine taşınmazlarının uygulayıcı kuruluşlara devrinin tamamlanması, tarım arazilerinin hak sahiplerine doğrudan ve uygun bedellerle kiralanması, toplamda 20 adet katı atık toplama, taşıma, geri kazanım ve bertaraf tesisini kapsayan Katı Atık Programı’nın (KAP) başlatılması, arazi ihtiyacı olan iç ve dış yatırımların önünü açacak “Türkiye Mekânsal Strateji Planı” çalışmalarına başlanılması, yapı ruhsatındaki imza sayısının 1’e düşürülmesi gibi maddeler yer alırken, yukarıya sıraladığımız maddelerin tamamının rantsal yağmayı büyüteceğini gösteriyor. Erdoğan, Kanal İstanbul Projesi’nde kararlı olduklarını vurgularken, bunu Süveyş ile Panama kanallarıyla karşılaştırması garipsendi. Hem Süveyş hem de Panama kanallarının kendine has özellikleri olduğu biliniyor. Süveyş Kanalı, Avrupa ve Asya arasında, Afrika’yı kat etmeden deniz ulaşımı ve taşımacılığı gerçekleştirebilmek amacıyla yapılmış ve Kızıldeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan su yoludur. Panama Kanalı ise, deniz seviyesinin 28 metre yukarısında yer almaktadır. Bileşik kaplar kuralından faydalanılarak gemiler kanal içinde yavaş yavaş yükseltilir ve aynı metotla diğer tarafa doğru indirilir. Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirine bağlayan su yolu olmasından dolayı çok önemlidir.

Kanal İstanbul

Kanal İstanbul,İstanbul’un ormanlık alanlarını, tarım arazilerini, yeraltı ve yerüstü su havzalarını, havasını ve doğal yapısını yok edeceği bilinmekte. Bu durumu umursamayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal İstanbul’un Karadeniz’le Marmara’yı birbirine bağlayacağını ifade etmiştir. Oysa Marmara ve Karadeniz bölgesinde daha insanlar yok iken, birbirine zaten bağlıydı. Yeni bir kanal ihtiyacını boğazda yaşanan kazalara indirgeyen Erdoğan, Kanal İstanbul’da benzer kazaların olmayacağını nasıl garanti edebilir. Kanal İstanbul’un gerekliliğini bu açıklamalarla ortaya koymasının mümkün olmadığını kendisi bilmektedir. TMMOB’a bağlı Çevre Mühendisleri Odası(ÇMO)İstanbul Şubesi Kanal İstanbul Projesi’nin yaratacağı ekolojik yıkımları hazırladıkları raporla ortaya koymuştu. Projenin güzergahı Küçükçekmece, Sazlıdere, Durusu koridoru boyunca İstanbul’un en önemli içme suyu havzalarını yok edecek kanal 45 kilometrelik alanı kapsıyor. ÇED raporuna göre 5 yılda tamamlanması beklenen projede 2,7 milyar metreküp hafriyatın çıkması bekleniyor. Yine raporda, projenin tamamlandığında 100 yıl hizmet vereceği söyleniyor.

Dereler ve göller yok olacak

ÇMO’nun raporunda, 2009 yılında yapılan araştırmada dünyanın en önemli arkeolojik keşifler listesinde ilk 10’a giren Küçükçekmece Gölü ve başta Sazlıdere olmak üzere gölü besleyen derelerin yok olacağı belirtiliyor. Karadeniz’in tek boşalma noktasının İstanbul Boğazı olduğunu ancak kanal ile ikinci bir boşalma alanı oluşacağı, akıntı ile birlikte Küçükçekmece lagününün dibinde 115 milyon metreküplük bir dip çamuru kazı çalışması yapılacağı hesaplanmış. Akıntıyla taban dip çamurun da kazılarak Marmara denizine doğru taşınması kıyıların aşınarak göçükler oluşması anlamına geliyor. Küçükçekmece lagününde akıntıyla ve yapılacak hafriyatla taşınacak ağır metaller deniz ekosistemi için toksik etki yaratacak ve ekosistemi yok edecek.

Boğaz’dan gemi geçişi azaldı

Gemilerin İstanbul Boğazı’ndan 1936 Montrö Antlaşması’na göre, boğaz geçişlerinde sadece Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin askeri anlamda tonaj sınırlaması var. Onun dışında uluslararası hukukun verdiği avantajla serbest geçiş hakkına sahipler. Serbest geçiş hakkı varsa boğazı kullanacaktır. 100 bin dolar verip neden kanaldan geçsinler. ÇED raporunda projenin yapılma gerekliliğinde boğazda yer alan gemi sayısının arttığından söz edildiğini ancak bunun gerçeği yansıtmadığı, Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü İstanbul Boğazı gemi geçişi istatistik verilerinde görülmektedir. Verilerde, son 10 yılda herhangi bir artışın olmadığı gibi aksine yüzde 22.46 oranında azalış olduğu görülmektedir.

kaynak:YeniYaşam

İlginizi çekebilir