SEÇİMLE GELİP HİÇ GİTMEDEN İKTİDAR KALMAK-4 Kamuoyu yoklamalarının çizdiği ve çizemediği çerçeveler – Sezgin Tüzün

18 yıllık iktidar yıpranması ve yaygın yoksulluk / işsizlik / güvensizlik, yolsuzluk, ekonomik kriz süre giderken, buna bir de pandemi ve yönetilememe etkisi eklenince, Erdoğan’ın partisi hâlâ toplam seçmenlerin yüzde 30’unun desteğini almayı nasıl oluyor da sürdürebiliyor?

Gazetelerde, televizyonlarda sık sık karşılaşıyoruz “Bugün -bu pazar- seçim olsa” sorulu, “kime / hangi partiye, oy verirdiniz?” yoklamalarıyla. Çoğunlukla da şu kadar kişiyle yüz yüze ya da telefonla yapılan anket sonuçları olarak yöntemi anlatılan bu “araştırmalar!”; bazen kuramsal çerçevesi, yöntemi, modeli olan siyasi kamuoyu araştırmalarının, kimi zaman da algı yönetiminin ürünü olarak tasarlanmış çalışmaların çıktıları olarak karşımıza geliyor.

 Altı kuruluşun yoklamaları

Ekim 2020’den Mart 2021’e uzanan altı aylık dönemde kamuoyuna yansıyan altı ayrı kuruluşunun araştırma bulguları yukarıdaki Tabloda sergileniyor. Bu araştırmaların bazıları telefonla yapılan anketlere, bazıları ise alanda yüz yüze görüşmelerle elde edilen verilere dayalı bulguları sergilemelerine karşın; araştırma telefon veri tabanının seçmen kitlesini ne oranda temsil ettiği, alan araştırması örneklem planlarının olasılığa dayanıp dayanmadığı bilgilerine sahip olmadığımız gibi; araştırmaların modelleme, örneklem çerçevesi bilgileri araştırma bulgularıyla birlikte yayımlanmış da değil. Ancak bu yazıda konumuz araştırma bulgularını değerlendirmek olmayıp[1], sadece kamuya yansıyan araştırma sonuçları üzerinden topluma aktarılan algı olduğu için, yukarıdaki tablo; altı aylık zaman diliminde, kararsız ve yanıtsızlar dahil seçmen yönelişleri üzerinden konuşabilmek, farklı yansımaları sergileyebilmek için altı ayrı araştırma kuruluşunun aylara dağılan (kamuya yansımış) yayınları temel alınarak hazırlandı.

Çözümlemesi

Seçimler, seçmen kütüklerinde kayıtlı seçmenlerin çoğunun oy kullanıp bir kısmının oy kullanmadığı, oy kullanan seçmenlerin oylarının ağırlıkla geçerli olup hatalı küçük bir kısmının geçersiz sayıldığı bir tercih sistemini yansıtır. Dolayısıyla siyasal kamuoyu yoklamaları da oy kullanma kararı vermiş seçmenlerin oy tercihleriyle, oy kullanmayı düşünmeyen ya da oy kullanıp kullanmamaya henüz karar vermemiş seçmenlerin oransal dağılımlarını tahmin etmek amacıyla yapılan araştırmalardır.

Bu yönüyle kamuoyu araştırmaları seçimde oy kullanacak ve kullanmayacak seçmenlerin oranını, oy kullanacak seçmenlerin kararlı / kararsız ayrımlarını ve kullanacağı oy konusunda kararını vermiş olanların parti tercihlerini sergilemek durumunda. Yukarıdaki Tablo’da sergilenen kamuoyu yoklamaları sonuçlarının ortaya koyduğu yapının çözümlenmesi, bize şunları söyleyebilir.

Ekim 2020 MAK’ın araştırmasına göre: Seçime katılımın 2015 ve 2018 seçimlerindeki katılım düzeyinin ötesine geçeceğini ve Cumhur İttifakı dışındaki partilere yönelişin, Cumhur İttifakı’na olan yönelişin yüzde 15 ötesinde olduğuna işaret ederek, iktidarın değiştirilebileceğine ilişkin bir umudu Millet İttifakı’na sunuyor.

Kasım 2020 GENAR’ın araştırmasına göre: Kararsız ve yanıtsızların, seçime kadar 3,8 puan büyüklüğünde bir kesimin azalacağı, kararlı seçmenlerin oransal dağılımını yansıtarak AKP’nin oyunun yüzde 35,8’e, MHP’nin oyunun 9,4’e, BBP ise yüzde 0,52’ye yükselerek, tüm diğer partilerin kayıtlı seçmenden alacağı oyun yüzde 40,3’e ulaşacağı için, mevcut iktidarın koltuğunu aynen koruyacağı söylemek, bu araştırma sonuçlarına göre hiç de yanıltıcı olmayacaktır.

Aralık 2020 Metropol’ün araştırmasına göre: Kararsız ve yanıtsızların 6,3 puan azalması, Cumhur ittifakı’na 2,9 puanlık bir destek getirerek bu ittifaka kayıtlı seçmenlerin oy oranını yüzde 39,5’e yükseltirken, diğer partilere oy verenleri yüzde 45,5’lik bir büyüklüğe ulaştırıyor. Dolayısıyla iktidarın, bu yüzde 45,5’lik kesimin ortak bir biçimde davranmasına bağlı olarak belirleneceği söylenebilir.

Ocak 2021 AKAM’ın araştırmasına göre: Son üç seçimin geçerli oy kullanma oranıyla, araştırmanın parti tercihi yapmış kararlı seçmen oranı neredeyse aynı (yüzde 84,3). Araştırmanın bulgularına göre Cumhur İttifakı’na oy vereceğini söyleyenlerle, ittifak dışı oy kullanacak olanlar arasındaki fark kayıtlı seçmenlerin yüzde 10,5’ine ulaşıyor ve bu dağılım iktidarın aleyhine. Bu sonuç, seçimde iktidarın değişme olasılığının güçlendiği yönündeki yorumlara kapı aralıyor.

Şubat 2021 İstanbul Ekonomi Araştırmaları sonuçlarına göre: Kararsız ve yanıtsızlar oranında seçime kadar 7,5 puanlık bir azalmanın yaşanacağı ve bunların kararlı seçmenler gibi dağılması durumunda AKP’nin oyu yüzde 31,1’e, MHP’ni oyu ise 7,5’e yükselirken, tüm diğer partilerin kayıtlı seçmenlerden alacağı oy oranının yüzde 43,9’a ulaşması, gündeme muhalefetin tek hedefte birleşebilmesi durumunda, potansiyel bir iktidar değişikliği getirebilir.

Mart 2021 Optimar araştırmasına göre: Kararsız ve yanıtsızlar kesiminin, seçime kadar yaklaşık 3,2 puan azalacağı, bunların mevcut kararlı seçmenler gibi davranacağı varsayıldığında, Cumhur İttifakı’nın oyunun itüm diğer partilerin alacağı oylardan 2-3 puan daha düşük olacağına işaret ediyor. Cumhur İttifakı aleyhine olan bu farka karşın seçimin yeni bir iktidar olasılığına işaret etmediğini söylemek yanıltıcı olmaz. Çünkü Cumhur ittifakının tek bir davranış kalıbında birleşmesine karşın diğer parti seçmenleri için aynı olasılıktan söz etmek güç.

Şeriat hukuku sorusu

Birbirini izleyen altı ayda, altı ayrı araştırma kuruluşunun ortaya koyduğu sonuçlar – verilerin geçerliliği ve güvenilirliği açılarından değil, kamuoyuna yansıdığı biçimiyle- bazı olasılıkları akla getiriyorsa, üzerinde durulması gereken ilk nokta iktidar partisinin (AKP’nin) kayıtlı seçmen bazıyla yüzde 30’un altına inmeyen bir desteğe hâlâ sahip olduğuna ilişkin görüntüdür. Burada spekülasyon yaparak Veri Araştırma’nın ekip çalışmasıyla TÜSES için yaptığı 1996–2002 araştırmalarından aktarılacak bir bulguyla konunun irdelenmesine yeni bir boyut eklenebilir (Türkiye’de Seçmen Eğilimlerinde Yeni Açılımlar 1994-2004, TÜSES Yayınları s.30-33).

Araştırmada seçmenlere şeriat hukuku ve yönetimini isteyip istemedikleri sorulunca seçmenlerin yüzde 9,9’uyla 26,7’si arasında değişen kesimi soruya ‘evet isterim’ diye yanıt verirken, toplam seçmenlerin yüzde 58-60 aralığındaki çok az oynaklık gösteren büyük bölümü, soruya ‘hayır istemem’yanıtını vermişlerdi. Araştırmanın yapıldığı dönemin havasına göre seçmenlerin yüzde 15–30’u arasında değişen önemli bir kesimi de, ya soruyu yanıtsız bırakıyor ya da ‘fikrim yok’ diye yanıtlıyordu.

Neyin yansıması?

Acaba şeriat isteğini belirtenler ile soruyu yanıtsız bırakanlardan oluşan yüzde 38-40’lık kesim, AKP’nin odak seçmenlerini ve de partisini zor terk eden seçmenler kesimini mi oluşturuyor? Belki tam da bu noktada şöyle bir sorunun sorulması gerekir: Kayıtlı seçmen bazıyla AKP oylarının yüzde 25-30’un altına inmiyor oluşu, sınıf / sosyo-ekonomik konum / eğitim, gelir, istihdam ve benzeri değişkenlerden bağımsız, şeriat istemini yaratan etkiyle bağımlı bir sonucun yansıması mı? Ya da AKP oylarının odağını oluşturan (kayıtlı seçmenlerin yüzde 25’i–30’u arasında donmuş görünen) seçmen oyları, sırf dini inanç nedeniyle mi değişmezliğini koruyor ya da koruyor görünüyor? Bu sorunun yanıtı, toplumsal olarak değişme ve değişememenin açıklamasını da içinde taşıması bakımından önem taşıyor.

Aynı kurumlar, farklı aylar

Yukarıda bulguları sergilenen altı araştırma kuruluşundan üçünün Ekim ve Ocak’ta yapılan ikişer araştırması kamuoyuna yansımış. Ayrıca bu araştırmalarda Cumhur İttifakı’nın oyunun, ittifak dışı oylardan daha düşük görünüyor olması -varsa eğer- değişme yön ve biçiminin daha net anlaşılmasına imkân sağlayabilir. Tablo, bulguların toplu olarak ve değişimin görülebilir kılınması için hazırlandı.

İki Metropol araştırması karşılaştırmalı olarak incelendiğinde; kararsızlarla, AKP ve MHP’ye oy verecek seçmenlerde azalmalar gözleniyor. Bu azalma; 4 puanlık oy kayması sonucunda, Cumhur İttifakı dışındaki partilere oy verecek seçmenlerin artıp, Cumhur İttifakı seçmenlerinin azalmasını ve iktidarın değişme olasılığını arttırıyor. Ama bu oy azalması, diğer tarafın (yani muhalefetin birleşerek) seçimi kazanacağı anlamına da gelmiyor. Ancak bu sürecin seçimlere değin benzer biçimde süregitmesi, AKP-MHP ittifakının bu süreci durdurmaya, hatta gelişimin yönünü tersine çevirecek uygulamalara ihtiyaç duymasına neden olacaktır.

Avrasya Kamuoyu Araştırmalar Merkezi (AKAM)’ın araştırmalarına göre kararsız seçmenler ağırlıkla AKP’ye yönelirken diğer partilere çok daha az kayıyorlar. Bunun sonucu da Cumhur İttifakı’na verilen oylarla diğer partilere verilen oylar arasındaki fark giderek küçülüyor. Ama buna rağmen AKAM’ın iki grup arasında bulduğu oy farkı, hâlâ önemini korurken, açık aranın devamına da işaret ediyor.

MAK araştırma bulgularına göre Cumhur İttifakı’yla, Cumhur İttifakı dışındaki toplam partilerin oy oranları arasındaki fark azalmıyor, artıyor. Ayrıca kararsızların azalması ile birlikte AKP’nin oyları da düşüyor, MHP yerinde sayıyor. Bu da Cumhur İttifakı’nın diğer partiler karşısındaki gücünü adım adım zayıflatıyor.

Nasıl oluyor?

Son ‘tablo’da yer alan üç araştırmanın her üçü de 2021 Ocak ayında AKP’nin kayıtlı seçmenlerin yüzde ‘30,1–32,2’si arasındaki bir kesiminin desteğine sahip olduğunu söylüyor. İşte bu noktada aynı soru ve konuya yeniden dönmek kaçınılmaz oluyor.

Acaba 18 yıllık iktidar yıpranması ve yaygın yoksulluk / işsizlik / güvensizlik, yolsuzluk, ekonomik kriz, iş ve kadın cinayetleri süre giderken, buna bir de pandemi ve yönetilememe etkisi eklenince, Erdoğan liderliğindeki iktidar partisi hâlâ toplam kayıtlı seçmenlerin yüzde 30’unun desteğine sahip olmayı -nasıl oluyor da- sürdürebiliyor?

Ya da söz konusu desteğe sahip değilse -nasıl oluyor da- öyle görünebiliyor? Bunda iliştirilmiş gazeteci / hukukçu / akademisyen vb. etkisinin derecesi ölçülebilir mi?

20 yıl öncesine bakmak

Şimdi burada biraz durup, 20 yıl öncesine gidelim. Bilindiği gibi 2001 krizi sonrası Ecevit koalisyon hükümetinin ortakları (DSP-MHP-ANAP) kayıtlı seçmen bazıyla 1999 seçimlerinde aldıkları yüzde 44,4’lük oy oranını, 2002 seçimlerinde yüzde 11,2’ye düşürmüşlerdi. Yani iktidar öncesi alınmış olan her dört oydan üç’ü yaşanılan kriz ve iktidar ortakları arası ilişkiler nedeniyle yitirildi. Buna karşın AKP’nin, 19 yıllık iktidar yıpranması ve 2001’den çok daha ağır yaşanan ekonomik krize ve toplumsal sorunlara karşın oylarının ancak üçte birini yitirip, üçte ikisini koruduğu görülüyor!

Peki bu ne anlama geliyor?

*Siyasi kamuoyu yoklamalarının iktidarın oy kaybını tüm yönleriyle saptamıyor ya da saptayamıyor olması anlamına mı?

*12 Eylül’le kurgulanan toplumsal hedeflere yaklaşıldığı anlamına mı?

*Yoksa toplumun suskunlaşıp gerçek duygu ve düşüncelerini yansıtmak için seçimi beklediği anlamına mı, geliyor?

Sonucun görülmesi ve olup bitenin toplumsal olarak daha net anlaşılması için galiba, biraz daha zamana gereksinimimiz var.

YARIN: Bu yazısı dizisi ‘Seçmen değişiyor, peki ya toplum!’ başlıklı yazıyla, sona eriyor.

[1] Burada küçük bir parantez açmakta yarar olabilir. Araştırma veri ve bulgularının güvenle kullanılabilmesinin -ki bu kamuya yansıyan araştırmalar için çok daha önemli- olmazsa olmaz kuralları var. Bu kuralları da araştırmacıların / gazetecilerin /(akademisyen, yazar ve kamuya bilgi aktaranların asla atlamaması gerek. Araştırma Denilince adlı kitabımda (Bağlam Yayınları, İstanbul, 2021) bu konulara odaklanmış ve örnekleriyle olaya açılım getirmeye çalışmıştım. Bu nedenle yukarıdaki ‘araştırma bulgularını değerlendirmek olmayıp’ cümleciğine takılanlar, kitaptan konu üzerine daha ayrıntılı bilgi edinebilirler.

Kaynak: Bianet – Sezgin Tüzün

 

İlginizi çekebilir