SEÇİMLE GELİP HİÇ GİTMEDEN İKTİDAR KALMAK-3 Giden seçmenler, tramvaysız gelen oylar – Sezgin Tüzün

Erdoğan ve AKP 2002-2015 döneminin son bulduğunu ve iktidar kalabilmek için yeni yapılanmaların kaçınılmaz olduğunu görerek, ortak devşirme ve değiştirme yoluyla ümmetçi İslamcılıktan milliyetçi İslamcılığa yelken açtı.

7 Haziran 2015 seçimlerinden iki gün önce HDP’nin seçim öncesi son mitinginin yapıldığı meydana yerleştirilen bomba patlayıp beş kişinin ölümüne, birçok kişinin de yaralanmasına neden oldu. 17 Temmuz’da Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe’de imzalanmış olan 10 maddelik çözüm süreci mutabakatını tanımadığını açıklayıp, yürütülmekte olan süreci sonlandırdığını ilan etti.

“AKP olmazsa terör olacak”

20 Temmuz’da Suruç katliamı yaşandı, patlayan bomba 33 gencin yaşamını elinden aldı. 22 Temmuz’da da Ceylanpınar’da iki polis evlerinde öldürüldü, olay sonrasında da çözüm süreci nihai olarak bitirilmiş oldu.

10 Ekim’de Ankara Gar meydanında kendini patlatan iki canlı bomba, mitinge katılmak için gelen binlerce kişinin dağılıp yaralanmasına ve 102 kişinin de ölümüne neden oldu. Bombaların ve öldürmelerin arkasında IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) elemanları ve şüphelilerinin olduğuna ilişkin bulgulardan söz edildi, suçlamalar IŞİD ve PKK’ya yöneldi. Yaşanan tüm bu ve benzeri olaylardan sonra egemen söylem, “AKP iktidar olmazsa terör tüm Türkiye’yi tehdit eder hale gelecektir” oldu.

İkinci seçimde zafer

1 Kasım 2015’de yinelenen seçimde, AKP kayıtlı seçmen bazıyla oylarını 8,34 puan artırırken, seçim katılım ve geçerli oy oranı da 2,17 puan yükseldi. MHP 3,44 puan, diğer partiler de 3,18 puan oy yitirerek, AKP’yi 2011 seçimlerinde ulaştığı seçmen desteğine tekrar kavuşturmuş oldular. Seçim sonuçlarına ilk bakışta haziran-kasım arası dönemde AKP’nin oylarının artırmasıyla tüm diğer partiler de oy yitimi yaşadılar. Böylece ortaya tekrar, büyük bir AKP zaferi çıkmış oldu.

Sağ partiler arasında alışveriş

Oysa gerçekte durum tam da öyle değildi. Çünkü, sol söylemli partilere (CHP, HDP ve solcu-sosyalist partilere) oy veren seçmenler 2011 seçimlerinde toplam kayıtlı yurtiçi seçmenlerinin yüzde 25,80’i düzeyindeyken, Haziran 2015 seçimlerinde bu oran yüzde 32,49’a yükselmişti.

Kasım seçimlerinde ise bu oyların oransal büyüklüğü yüzde 31,78’e geriledi. Yani durum, 0,71 puanlık bir oy kaybına işaret ediyor. Dolayısıyla haziran – kasım dönemindeki AKP oy kazanımının 2,17 puanını yeni seçmen, 0,71 puanını da sol seçmen açıklıyorsa, AKP’nin oy kazanımının 5,46 puanlık kısmının kökenini de sağ partiler oluşturmuş oluyor. Bir başka anlatımla, sağ partilerin kendi aralarındaki yüksek oy alışverişi AKP’nin kasım seçimlerinde yeniden tek başına iktidar oluşunu mümkün kılan etmen olarak karşımıza çıkıyor.

Ne var ki AKP’nin bu son kazanımı çok da uzun erimli olmadı. AKP 4-5 ay içerisinde sağladığı 8,34 puanlık oy artışının 5,98 puanını hemen bir sonraki seçimde, 2018 seçimlerinde yitirdi. 2018 seçimlerinde, seçime katılım düzeyinin azalmayıp, az da olsa artmasına karşın AKP’nin oy kaybı yaşaması, AKP’nin oy yitimini daha dikkat çekici hale getirmiş oluyor.

Çünkü bu kayıp, AKP’ye oy verenlerin sandıktan uzaklaşmasından değil, -belki de- geldikleri partiye geri dönmeleri ya da o seçmenlerin başka partilere yönelmeleriyle gerçekleşiyor. İşte 2018 seçimlerinin AKP ve iktidarını tanıma/tanımlama açısından önemi netlik kazanmış oluyor.

Ümmetçi milliyetçilikten milliyetçi İslamcılığa

Artık Erdoğan ve AKP 2002-2015 döneminin son bulduğunu ve iktidar kalabilmek için yeni yapılanmaların kaçınılmaz olduğunu görerek, ortak devşirme ve değiştirme yoluyla ümmetçi İslamcılıktan milliyetçi İslamcılığa yelken açıyor. Bu arada tramvayın son durağına ulaşıldığının farkındalığıyla, artık meselenin iktidara gelmek değil -baştan beri amaçlandığı gibi, her koşul ve şart altında- iktidar kalmak olduğunun kitlelerce bilinmesine engel olunamaz bir evreye de gelinmiş oluyor.

Yukarıdaki tablo Haziran–Kasım 2015 seçimlerinde AKP’nin oy kayıp ve kazançlarını seçmenlerin partiler arası geçişleri, bu geçişmelerin sayısal-oransal büyüklüklerini sergilemek amacıyla düzenlendi. Tablo yurtiçi toplam kayıtlı seçmenler üzerinden ve AKP’nin oy kayıp-kazançlarından hareketle oluşturuldu.

Tablodan da açıkça görüldüğü gibi AKP’nin 2011 seçimlerinde aldığı toplam oyun (21 milyon 306 bin 826) Kasım 2015 seçimlerinde ulaştığı (22 milyon 959 bin 394) düzeyine gelişindeki oy kaymalarının büyüklük ve kaynakları sergileniyor. Bu sergileme iki önemli bulguyu görünür kılıyor. İlki, AKP-MHP-AKP arası yüksek seçmen geçirgenliği, ikincisi ise AKP’nin sol söylemli partilere kaptırdığı her 100 oydan ancak 38’ini geri döndürebildiği.

Çanlar kimin için çalıyor?

Yeniden (dizinin ikinci gününde verilen 2002-2018 seçimleri oy dağılım) tablosuna ve 2018 seçimlerine dönülecek olursa, Kasım 2015’ten 2018 seçimlerine bakıldığında sadece AKP’nin değil, Cumhur İttifakı bileşenlerinin de önemli oranda oy yitimiyle karşılaştığı görülüyor.

Eğer karşılaştırma Kasım 2015’e göre değil de yeni yapının kökleştirilmeye başlandığı ve AKP’nin en yüksek oy düzeyine ulaştığı 2011’e göre yapılacak olursa, Cumhur ittifakı bileşenleri kaybının 8,01 puan olduğu ve bunun da yüzde 15’lik bir küçülmeyi tarif ettiği ölçülüyor. Sadece AKP için hesaplandığında bu rakamlar 5,94 puanlık ve de yüzde 14’lük bir küçülme anlamına geliyor. Yani çanlar hem AKP hem de Cumhur ittifakı bileşenleri için çalmaya başlamış gibi görünüyor.

Kitleleri ikna güçlüğü

Bu devinim, normal koşullar altında tersine çevrilmesi zor bir süreç iken; büyük bir kriz ve ekonomik dar boğazın yaşandığı, pandeminin ülkeyi ve dünyayı kasıp kavurduğu bir ortamda çok daha zorlu bir süreçler ortaya çıkararak iktidarı ve bileşenlerini yeni kıskaçlara sürükleyecektir. Acaba o kıskacın dişlileri arasından hangi alternatiflerle kurtulmak mümkün olabilir. Bu kurtuluş için yapılacak planlar, acaba Cumhur İttifakı bileşenlerinin hangi hesaplarıyla çakışıp hangileriyle çelişecek?

İşte asıl konuya bu noktada gelinmiş oluyor! Açık tanımlamasıyla, gelinen bu tramvaydan iniş evresi sonrasında yola devam edilip edilemeyeceği ya da -eğer- yola devam edilecekse, bu yola devam eyleminin nasıl olacağı sorularının yanıtları önem kazanıyor. Bu da meselenin özünün açık ve net biçimde ifade edilmesi ve de bunun kitleler tarafından kavranması gereğini ortaya çıkarıyor. Ne var ki o zaman da iktidarın önüne, bu yeni yola kitleleri ikna etme güçlüğü konmuş oluyor.

YARIN: Altı ayrı kuruluşun kamuya yansıyan araştırma sonuçlarına ilişkin Kamuoyu yoklamalarının çizdiği ve çizemediği çerçeveler’ başlıklı yazıyla dizi devam ediyor.

Kaynak: Bianet

İlginizi çekebilir