Prof. Dr. Korur-Fincancı, “Sonunda kazanan, yaşamdan yana bir dünyayı var edenler, bizler ve bizim gibi mücadeleden vazgeçmeyenler olacak” diyor.

“Bejan Matur’un “Dağın Ardına Bakmak” kitabıyla, kalaşnikof mermisi diye yalan söyledikleri 2 tane 7,62 MKE yapısı dolu mermi, ‘örgütsel materyal’ oluvermiş kirli ağızlarda…”

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı, Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, kimyasal silah kullanımının araştırılmasını talep ettiği konuşmasının ardından tutuklandı, 27 Ekim’den beri Sincan F Tipi Cezaevi’nde.

Mektup aracılığıyla söyleşi yaptığımız Korur-Fincancı, mücadeleden vazgeçmeyeceğini bir kez daha söyledi: “Becket’in dediği gibi yenilebiliriz, bir daha yenilir, daha iyi yeniliriz belki ama bu yenilgiler geçicidir, asıl yenilgi ise mücadeleden vazgeçmektir.”

Şebnem Korur-Fincancı soruşturma, gözaltı ve tutuklama süreçlerini, kendisi hakkında servis edilen “haberleri”, yeniden tecrübe ettiği cezaevini ve bundan sonra nasıl davranacağını konuştuk.

“Gözaltı çantası hazırlamıştım”

Gözaltı ve ev baskını yapılmadan önce soruşturmaya dair bilginiz var mıydı? İfadeye gitmek için bir plan yapmış mıydınız?

Gözaltı ve ev baskını öncesi elbette soruşturmaya ilişkin bilgim vardı. Hatta Almanya’da haberdar olmuştum, o nedenle beni dönüşte uçakta ya da çıkışta karşılarlar diye de bekliyordum.

Çünkü avukatlarımız ben dönene kadar her gün, döneceğim günü ve dönüş tarihimin ertesinde hangi gün Ankara’ya ifade veremeye gelebileceğimi savcılığa bildirip “biz size bildiririz” yanıtı alıyorlardı. O hafta Perşembe günü Ankara’ya gelmeyi planladığımı da bildirmişlerdi. Pazar Almanya’dan döndüğümde bavulu boşaltıp bir gözaltı çantası hazırlamıştım.

Pazartesi ve Salı sabahı kimse gelmedi ama ben Perşembe Ankara’ya gitmeden onlar Çarşamba sabahı geldiler.

Gözaltı “muayenesi” TEM Şube’de yapıldı

Gözaltı günü veya Ankara’ya götürüldüğünüzde güvenlik güçlerinin tavrı nasıldı, kurallara ve insan haklarına uygun davrandılar mı? Kötü muameleye maruz kaldınız mı?

Ziyaretime gelenler hayli kalabalıktı. Sanırım sabah 6:30 civarıydı. Haddinden fazla kibar ve saygılıydılar. Aramayı da son derece özenli ve hiçbir yeri dağıtmadan yaptılar. Her aşaması görüntülü kayıttaydı.

Sonradan o kayıtların bir kısmını sanatsal bir kurgula “örgütsel materyal” adı altında yayımladıklarını öğrendim. Bejan Matur’un “Dağın Ardına Bakmak” kitabıyla, kalaşnikof mermisi diye yalan söyledikleri 2 tane 7,62 MKE yapısı dolu mermi, örgütsel materyal oluvermiş kirli ağızlarda.

Yol ve gözaltı süreci sıkıntılı değildi. Elbette kendisine de ifade ettiğim, gerekçe olarak beni yormamayı ileri sürdüğü, gözaltı muayenesi için gelen meslektaşımın “TEM şubede olmaktan rahatsızlık duymama hali” dışında sorun yoktu.

Ertesi sabah 05:45’de apar topar mahkemeye götürmek için uyandırmaları, gecenin ilerleyen saatlerinde ifade süreci de eklenince uykusuzluk ve yorgunluğu da saymazsak kurallara usulen de olsa uydukları söylenebilir.

“Sözlerimi ‘çelişki’ olarak değerlendirmişler”

Savcılık ve hakimlik sorgusu aşamalarında kendinizi ifade etme olanağı buldunuz mu? Soruşturmanın içeriğini, yöneltilen suçlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

TEM’de de, savcılık ve mahkeme sorgusunda da ben kendimi ifade ettim ama tutuklama kararının içerine baktığımda pek de kendimi anlatabildiğim söylenemez. Bir savcının 37 yılını adli tıbba vermiş birisine adli tıp bildiğini söylemesi, son yıllarda bilimsel bilgi ve bilime verilen emekle ilişkimize dair çok şey söylüyor zaten.

Tutuklama talepli yazısında yer alan “çelişki” ifadesi, sonra tutuklama kararında bu ifadenin tekrarlanması da, anlatamadığımın belirtisi olarak değerlendirilebilir. İnsan hakları alanında emek verenler olarak biz elimizdeki verileri primer/birincil ve sekonder/ikincil (dolaylı) veriler olarak sınıflandırırız. Sosyal medya aracılığı ile ve kağıt bilgisi belirsiz fotoğraf, video benzeri dijital verileri bu ikincil/dolaylı veriler olarak değerlendirir, gördüklerimizi yorumlayıp, bir sonuca ulaşmak için yapılması gerekenleri kılavuzlara göre ifade ederiz.

Oysa hem savcı hem de hakim benim “teşhis” koyup sonra da araştırılması gerektiğini söylememi bir çelişki olarak değerlendirmişler. Belli ki, anlatmaya devam etmek gerekiyor.

“Algı yönetimi son 20 yılın davranış modeli”

Gözaltı işleminden itibaren iktidara yakın medyada size karşı bir propaganda başladı. Bunları görme imkanınız oldu mu, nasıl değerlendirirsiniz?

Herhangi bir haber kaynağına erişimim olmadığı için ancak avukatlarım aracılığı ile haberdar oldum. Şaşırdım mı? Elbette hayır. Bu yalan-dolan algı yönetimleri son 20 yılımızın davranış modeli zaten. Kamuoyu baskısını bertaraf edebilmek, toplumu hassas yerinden tutabilmek için buna ihtiyaçları olduğu aşikâr.

Program boyunca bir kez bile toksik etkilere benzer belirtilere yol açması olası kimyasal gaz ihtimalinin nereden kaynaklanmış olabileceğine dair bir söz etmemiş olsam da, TSK ve Türkiye Cumhuriyetini kendileri iliştirip, kendileri oynadılar oyunu. Kriminalize etmenin türlü hallerine aşinayız.

“Kitaplarım, mektuplarım geldi”

Hapishane koşulları size yabancı değil, daha önce de deneyimlediniz. Sincan Cezaevi’nin koşulları nasıl, kötü muamele veya hak ihlaline maruz kaldınız mı? İhtiyaçlarınız karşılanıyor mu, diğer mahpuslarla görüşme olanağı buldunuz mu?

Önceki tutukluluk hali kısaydı, malum! Hepi topu 10 gün. Gene de her talep için dilekçe yazma zorunluluğunu, haftalık kantin harcama sınırını, günlük ritmi biliyordum.

Kaldığım yer çocuklu kadınlar için ayrılmış, 8 odalı kocaman bir koğuş. Yalnız bana ait bir havalandırma, iki balkonum, geniş bir odam ve geniş bir “ortak” alanım var. Dubleks yerleşimli koğuşta şimdilik yalnızım ama zaten yalnız kalmayı tercih ettiğimi belirttim. Yanlış yaşayan biri olarak okuma/yazma faaliyetimi başkalarıyla yapmam pek mümkün değil. Şimdilik ihtiyaç olmadığı için burada kalmaya devam edecek gibi duruyorum. Bu kocaman alanı tek başıma işgal etmekten mahcubiyet duysam da, halimden memnunum.

Herhangi bir halk ihlaline, kötü muameleye maruz kalmadığım gibi, kantin alışverişine kadar kullanmak üzere bir çaydanlık temin ettiler, bugün de kantin sınırı nedeniyle alamadığım masa ve sandalyeyi getirdiler. Kitaplarım, mektuplarım da bugün geldi ama kütüphaneden de kitap isteklerim eksikli olsa da karşılanmıştı. Gözaltı ve cezaevindeki ilk gecem dışında kitapsız da kalmadım.

Avukat görüşlerine gidip gelirken camların ardından kimi dostlara, ben tanımasam da tanıyıp içtenlikle selam verenleri selamlamak dışında mahpuslarla görüşemedim henüz. Öyle bir olanak var mı, onu da bilmiyorum. Zira bu gidiş gelişlerde selamlaşmalarımız dahi mahcup bir engellemeye çarpıyor.

“Her yer mücadele alanımız”

bianet aracılığıyla kamuoyuna ve sizi dışarıda destekleyenlere iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Hakikat bizi insan kılar, hakikate ulaşma çabasıyla, bu çabanın bir sorumluluk olarak önümüzde durmasıyla… Bir mücadelenin konusu olduğu da muhakkak. Yılmadan mücadeleye devam etmek gerekir. Becket’in dediği gibi yenilebiliriz, bir daha yenilir, daha iyi yeniliriz belki ama bu yenilgiler geçicidir asıl yenilgi ise mücadeleden vazgeçmektir.

Ben mücadeleden hiç vazgeçmedim ve biliyorum ki bu yolda edindiğim yol arkadaşlarım da vazgeçmezler. Sonunda kazanan, yaşamdan yana bir dünyayı var edenler bizler, bizim gibi mücadeleden vazgeçmeyenler olacak.

Her zaman eylemci bir iyimserlikle bakan gözlerdeki ışığımız hep parlasın. Her yer mücadele alanımızdır. Ben şimdilik bir hapishaneden, insanlarımız ise sokaklardan, işyerlerinden, ormanlardan, nehirlerden yaşam alanlarına ve haklarına sahip çıkarak mücadeleye devam edeceğiz…

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, TSK’nın askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti: “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.”

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor” dedi.

Korur-Fincancı bu açıklamalarının ardından iktidara yakın medya kuruluşlarınca hedef gösterildi. Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Savunma Bakanı Hulusi Akar da kimyasal silah iddialarını yalanlayan açıklamalar yaptı.

Ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamalarından soruşturma başlattığını açıkladı.

Korur-Fincancı’nın soruşturma kapsamında ifade vermesi bekleniyordu. Fakat 26 Ekim’de polisin evine yaptığı baskınla gözaltına alındı ve Ankara’ya götürüldü. Şebnem Korur-Fincancı, 27 Ekim’de “örgüt propagandası” suçlamasıyla tutuklandı.

 

Kaynak: Bianet – Ayça Söylemez

 

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…