Şebnem Korur Fincancı: “Devletin Gözlemci Olarak Sokmadığı Cezaevine ‘Resmi’ Olarak Giriyorum”

Barış İçin Akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzaladıkları için “Terör örgütü propagandası” suçlamasıyla yargılanan akademisyenlerden Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ile kendisine verilen iki buçuk yıllık ertelemesiz hapis cezası sonrası konuştuk.

37. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen kararı kendisi tarafından hazırlanan Cizre Raporu’nun intikamı olarak değerlendiren Korur-Fincancı, raporun dosyaya savcı mütalaası sonrası eklenmesiyle ilgili olarak şunları söyledi:

“Suç delili değil, savunma delili”

“Aslında yeni delil olarak dosya koydukları Cizre Raporu yeni değil. Çünkü zaten beyanımızda biz Cizre raporunu sunmuştuk.

“Hatta ben fotoğraflarla bir PowerPoint sunumu yapmıştım. Cizre’de saptadıklarımızı, bulgularımızı mahkeme heyetiyle paylaşmıştım.

“O nedenle yeni bir delil değil. Üstelik bu savunma delili; suç delili de değil.

“Cezayı artırma çabası var. Cizre Raporu’nun devletin canını çok acıttığını biliyoruz zaten. Daha rapor çıkar çıkmaz, üç ay içinde beni derdest edip 10 gün de olsa cezaevine gönderdi devlet.

Cizre’de ne olmuştu?

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015’te başlayan sokağa çıkma yasağı devam ederken, İçişleri Bakanı Efkan Ala 11 Şubat 2016’da Cizre’deki abluka operasyonlarının sona erdiğini ifade etti. Fakat Cizre’deki yasaklar 2 Mart 2016 tarihinde akşamları devam edecek şekilde yeniden düzenlendi ve 2 Mart’a kadar ilçeye giriş-çıkışlar yasaklandı.

Cizre’nin Cudi ve Sur mahallelerinde, sokağa çıkma yasağının sona ermesinin ardından, büyük çoğunluğu 3 binanın enkazından ve civardaki evlerden, sokaklardan 25’i çocuk toplam 177 cenaze çıkarıldı. Hayatını kaybedenlerden 103 kişinin kimliği tespit edilirken 74 kişi kimliği teşhis edilmeden defnedildi. Toplam ölü sayısı 189 olarak açıklandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) raporuna göre, cenazelerin neredeyse tamamı ya yanmış ya da parçalandığı için tanınamaz haldeydi. Bodrumlarda insan kemikleri ve askeri mühimmat atıkları görüldü. Adli Tıp Uzmanları, bodrumlarda çocuklara ait olduğu kabul edilen kemik parçaları buldu.

Raporda, Cudi Mahallesi’nde 75 yaşında bir yurttaş şu tanıklıkta bulundu: “Vahşet bodrumlarını asla unutmayacağız. Çünkü unutursak tarih içinde kayboluruz. Tarihte buna benzer nice kıyımlar ile tekrar karşılaşabiliriz. Bu vahşeti sürekli hatırlamalıyız. Ancak hatırlarsak geleceğimizi sağlam bir şekilde inşa edebiliriz…”

“Madalya takmaya devam ediyorlar”

“Dolayısıyla onların canı yandı. Ne iyi ki, hissediyorlar bir şeyler. Hala aslında suçluluk duygusuyla boğuşuyorlar. Farkındalar, orada yüzlerce sivilin öldürüldüğünü ve bunun açıkladıkları gibi olmadığını… Bu ceza da aslında onun cezası.

“Bir yerden ceza vereceklerdi. O yüzden hepimizden birer birer nasıl intikam alacaklarını hesaplayarak, aslında ortak bir eylemin, suça ortak olmama iradesinin ayrıştırılmış bir yargılama süreciyle karşı karşıyayız.

“Ama bu bir onur diye düşünüyorum ben. Bize madalya takmaya devam ediyorlar.

“Cezaevi dert değil, fırsat”

Kendisi için cezaevine girmenin dert olmadığını, tersine bir fırsat olarak bile görülebileceğini ifade eden Korur-Fincancı şöyle devam etti:

“Çünkü devlet bizi insan hakları mücadelesi yürüten sivil örgütler olarak sokmadığı cezaevlerine ‘resmi izleme müfettişi’ olarak sokmuş oluyor. Ben de gözlemlerimi yapacağım.

“Çünkü cezaevleri özellikle bu dönemde işkencelerin en ağır biçimde yapıldığı iddia edilen yerlere dönüştü.

“En azından ben de yerinde görüp, tespitlerimi yapıp devletin canını acıtmaya devam edeceğim.”

“Gelecekte hukuk öğrencileri için çok değerli belgeler arşive giriyor”
Korur-Fincancı, akademisyen yargılamalarındaki en önemli kazanımlardan birinin örülen dayanışma ağı olduğu görüşünde:

“Herkes kendi durduğu yerden devlete eleştirel bakışını yazılı olarak sunup adliye arşivlerine sokuyor.

“Bugün için değil belki ama gelecekte hukuk doktorası yapan öğrenciler o arşivlerden çok kıymetli belgeler çıkartmış olacaklar. Bir kere onun için tarihe not düşülüyor.

“İkincisi bu dayanışma gittikçe güçlendi. Birbirini hiç tanımayan insanlar önce tanıştık, sonra arkadaşlık bağları kurduk, sonra da yoldaş olduk, aynı yolda yürür olduk.

“Belki teşekkür borçluyuz onlara. Bu sessizlik ve yalnızlaşma ikliminde bizi bir araya getirdikleri için…”

“Gazetecilik öğrencileri için de kıymetli kaynaklar olacak”
Peki ya gelecekte basın yayın öğrencileri için bugün yaşananlar ne ifade edecek?

“Onlar için de çok kıymetli kaynaklar olacak tabii ki” diyen Prof. Dr. Korur-Fincancı şöyle devam etti:

“Bir de bu işin utanç boyutu var. Kendi mesleklerinde ne kadar utanç verici işler yapılmış olduğunu görecekler. Ama bir de onur verici işlere imza atanları düşünecekler. Onurlu gazetecileri görecekler.”

Şebnem Korur Fincancı hakkında

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Başkanı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı (Prof. Dr.)

Türkiye’de işkencenin yaygın olduğu ve yetkililerin işkencenin üstünü örttüğü 1990’larda, işkenceyi saptayan raporlar verdikçe ve tıp etiği üzerine yazılar yazdıkça, devletin baskı ve engellemeleriyle karşılaştı.

1996’da Birleşmiş Milletler Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi adına, Bosna’nın Kalesija bölgesinde toplu mezarlardan çıkarılan cesetlerin otopsi çalışmalarına katıldı.

Uluslararası İşkence Rehabilitasyon Merkezi (IRTC) adına gittiği Bahreyn’de, turist kılığına bürünerek, denizde cesedi bulunan ve polise göre boğularak ölen gencin vücudundan doku örnekleri aldı. Örnekleri Türkiye’ye getirdi ve yaptığı otopside gencin, ailesinin de iddia ettiği gibi, gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü tespit etti.

Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eski Müdürü Adil Serdar Saçan’ın yaptığı işkenceleri kanıtladı. Ergenekon örgütü tarafından telefonlarının dinlendiği, kişisel bilgilerinin dosyalandığı gerekçeleriyle yaptığı müdahale başvurusu kabul edildi, birey olarak Ergenekon davasının tek müdahili oldu.

1959 İstanbul doğumlu. İnsan hakları, işkence, kadın hakları, aile içi şiddet, postmortem interval histopatolojik ve biokimyasal postmortem değişimler üzerine çalışıyor..

Kadıköy Maarif Koleji (Kadıköy Anadolu Lisesi), İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji’yi bitirdi.

Adli Tıp uzmanlık eğitimi öncesi zorunlu hizmetini Gaziantep ve Konya’da Verem Savaş dispanserlerinde yaptı.

Adli Tıp Kurumu I. İhtisas Kurulu Raportörü, Gözlem İhtisas Dairesi sorumlu uzmanıydı. 1996’da profesörlük unvanı aldı. Sonraki Adli Tıp Anabilim Dalı başkanı oldu. 2004’te görevinden alındı, 2005’te mahkeme ve YÖK kararıyla görevine geri döndü. Adli Tıp Kurulu’nda başkan ve üye olarak görev yaptı, görevden alındığında Danışay kararıyla geri döndü.

Türk Tabipleri Birliği, İstanbul Tabip Odası, Türk Pataloji Derneği, Ceza Hukuku Araştırmaları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Adli Tıp Uzmanları Derneği’nde üye, kurucu, yönetim kurulu üyesi ve başkanlık görevlerinden bulundu.

Forensic Science Society (Harrogate, İngiltere), International Academy of Legal Medicine, New York Academy of Sciences, Association de Droit Penale Internationale (Fransa) üyesi.

2003’te Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nda Türk Tabipleri Birliği temsilcisi olarak üyeydi.

Üniversite tıp dergilerinde danışma kurulu üyeliği yaptı. Türkiye içi ve dışında araştırma projeleri ve meslek içi eğitim programlarında yer aldı. Makaleleri Türkiye içi ve dışında sayısız bilimsel dergide yayımlandı.

Ödüller: IRCT Bent Sorensen Grant, (1997), İstanbul Üniversitesi Uluslar arası Bilime Katkı Belgesi (1999), İstanbul Tabip Odası Sevinç Özgüner İnsan Hakları, Barış ve Demokrasi Ödülü (2000), Diyarbakır Tabip Odası Barış, Dostluk ve Demokrasi Ödülü (2000), Açık Sayfa Barış, Demokrasi ve Hukuka Katkı Ödülü (2000), International People’s Lawyers Eminent Person Grant (2000), BEKSAV Ödülü, (2001), Uluslararası Hrant Dink Vakfı Ödülü (2014), İnsan Hakları Ödülü (2017), Hessen Barış Ödülü (2018).

İngilizce, Almanca ve Klasik Yunanca biliyor.

Kaynak: Bianet

İlginizi çekebilir