Saray’a kadar hepsinin istifası gerekiyor

Türkiye’nin birçok bölgesinde süren yangınları ve iktidarın iki yüzlü tutumunu HDP Milletvekili Murat Çepni ile konuştuk: Yangınların eş zamanlı çıkmış olması iktidara, kendi eksiklerini örtbas edip sabotaj ihtimalini öne çıkartma fırsatı vermiş oldu. İktidar bilinçli bir şekilde, somut veriye, bilgiye dayanmadan sabotaj ihtimalini köpürtüyor

Manavgat’ta yaşanan felaketle birlikte 13 ilin 41 noktasında orman yangınları ortaya çıktı. Manavgat ve Marmaris’teki yangınlar kontrol altına alınamıyor. 34 mahallenin zarar gördüğü Manavgat’ta havadan ve karadan yapılan yetersiz müdahale sonucu alevler yerleşim yerleri ve tarım alanlarına kadar yayıldı. Yangından 122 kişi etkilenirken 58 yurttaş tedavi altına alındı. Yangından dolayı 3 yurttaş yaşamını yitirdi. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli açıklamasında, ilk tespitlerde 150 büyükbaş, bin küçükbaş, 5 bin dekar ağırlıklı sera olmak üzere zarar tespiti yapıldığını söyledi.

Yangın her yerde

Mersin’in Aydıncık ve Silifke ilçelerinde başlayan orman yangınları kontrol altına alınabilmiş değil. Adana, Osmaniye ve Kayseri’de yaşanan yangınlar dışında Muğla’nın Marmaris, Milas ve Bodrum ile Aydın’ın Didim, Kütahya, Bursa ve İzmir’de aynı gün yangınların çıkması dikkat çekiciydi. Adana’nın Kozan ilçesine bağlı Kızlarsekisi Mevkii’nde çıkan orman yangını da kontrol altına alınamamış durumda. Osmaniye’nin Dereobası Mevkii’nde yine ormanlık alanda yangın çıktı.

Muş’ta 8 gündür yangın!

Diğer yandan Muş’a bağlanan Şenyayla bölgesindeki Geliyê Bilûr (Bilur Vadisi) mevkiinde bulunan ormanlık alandaki yangın 8 gündür sürüyor ve hiçbir müdahale yapılmıyor. Yangından kaynaklı çok sayıda ağacın küle döndüğü bölgede, yangının askerler tarafından çıkarıldığı belirtiliyor. Bodrum sınırlarına yakın Meşelik Mahallesi’ndeki ormanlık alanda çıkan yangın Güvercinlik Koyu’nda bulunan Titanic Hotel’in yakınlarına kadar ulaştı. Bu otelin inşa edildiği alandaki orman da 2007’de yanmış ve ardından yanan alana otel inşa edilmişti.

Yangınlar iklim krizini yaratanların! 

HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni orman yangınlarının nedenleri hakkında hazırladığımız sorulara verdiği yanıtlarda, sorumluluğun iktidarda olduğunu belirterek, saraydan başlayıp hepsinin istifa etmesi gerektiğini söyledi.

17 ilde 58 noktada süren orman yangınları hangi nedenle çıkmış olabilir?

Yangınların eş zamanlı çıkmış olması; iktidara, kendi eksiklerini örtbas edip sabotaj ihtimalini öne çıkartma fırsatı vermiş oldu. İktidar bilinçli bir şekilde, somut veriye, bilgiye dayanmadan sabotaj ihtimalini köpürtüyor. Oysa yaz kuraklığı, sert kuru rüzgâr ve yüksek sıcaklığın birleşmesiyle; özellikle Ege ve Akdeniz’de bu tür yangınların çıkması zaten bilimsel olarak bekleniyordu. Orman alanlarına insan müdahalesi orman yangını riskini artırır. Bu sadece mangal ya da izmarit meselesi değildir. Başta imar rantı ve yükselen mobilya ihracatı da belirleyici bir etken.

Esas mesele ise on yıllardır büyüyerek gelen iklim krizidir. İktidar iklim krizini, geçtiğimiz haftalardaki “iktidar destekli sermaye yapımı seller” için günah keçisi olarak kullanmıştı. Şimdi bunun yanına sabotajı eklediler. Ancak orman yangınlarını çalışan bilim insanları, bu yaygınlığın iklim kriziyle birlikte olası olduğunu dile getiriyorlar. Sonuçta sebebi ne olursa olsun onca teknik ve mali imkana rağmen yangınların çıkmasından öte, hızla yayılması, önlenememesi ve söndürülememesi gerçeğiyle karşı karşıyayız.

3 insanı, binlerce hayvanı ve tüm orman ekosistemlerini kaybettiğimiz bu felakette gerçek suçlular, infial içindeki insanların öfkelerini boşaltacak yer arama telaşındalar. Bunun için de her zaman olduğu gibi yine “terör” nakaratına sarılıyorlar. Şovenizmi köpürterek, Kürtlere, HDP’lilere karşı saldırıların önünü açıyorlar.

Manavgat’ta yaşanan büyük orman yangınına geç müdahale edildiği, söndürme uçaklarının olmayışının yangını kontrolden çıkardığı belirtiliyor. Bu noktada iktidarın sorumluluğu nedir?

İktidar bu durumdan doğrudan sorumludur. Geç müdahale elbette büyük bir yetersizlik. Yine itfaiye ekiplerinin yeni iklim koşullarına uyum sağlayacak şekilde geliştirilmediği de ortada. Depolarda çürüyen THK uçakları ve yüksek bedelle kiralanmış sadece 3 uçağın olması büyük bir skandal. Ancak bunlara takılıp kalmamak lazım. Kıyı kesimlerin yıllardır turizm adına inşaat rantına açılması, betona ve otomobile dayalı çarpık kentleşme politikalarına yol açtı. Yerleşim yerlerinin ormanlara yakın olması; kentsel alanların orman alanlarını işgal etmesi…

Yazın başından bu yana kuraklık, tarımdaki rekolte kaybı, göllerin kuruması, flamingoların ölmesi gibi durumları konuştuk. Bunların yangın riskini artıracağı da biliniyordu. 7/24 gözlemlerin yapılması gerekiyordu. Saray iktidarı, bunlar için kaynak ayırmak yerine, özel uçak filosuna, yeni inşaatlara, yol geçişlerine, şirket kurtarmaya, Muğla’daki yazlık saraya halkın bütçesini seferber etmeyi tercih etti.

Saray sermayesini palazlandırırken, halkı, hayvanları ve doğayı ölümle baş başa bıraktı. Dahası iklim krizi bağıra bağıra gelirken daha dün Karadeniz’de bulunan doğalgaz için görülmedik bir şekilde “gaz yakma töreni” düzenlendi ve kutlama yapıldı.

İklim krizinin baş sorumlusu olan bir fosil yakıttan bahsediyoruz. İktidarın iklim kriziyle ilgili tek derdi sermayenin AB ile ticaretinde zarara uğramaması için yeşil fonlardan pay kapmak, onlara karbon piyasası düzenlemek, yenilenebilir enerjiyi sermayenin kontrolüne vererek en yıkıcı haliyle kullanılmasını sağlamak. Oysa iklim krizi demek felaketlerin çaplarının büyümesi demek; yangınların daha sık, daha hızlı yayılması demek. Akdeniz ve Ege’de yangınlar sürerken, geçtiğimiz aylarda da Cudi, Dersim ve diğer birçok Kürt ilinde, çoğunlukla güvenlik güçleri tarafından operasyonlar gerekçesiyle çıkartılan yangınlara tanık olduk. Bu yangınlara bırakalım devlet müdahalesini, halkın söndürme çabaları bile engellendi.

THK’na kayyum atanmasının ardından kurumun atıl duruma çekilerek elinde bulunan 9 uçağın 6’sının çalışır vaziyette olduğunun bilinmesine karşın yangın söndürme anlaşmasının kurumla yapılmaması, buna karşın 3 uçak kiralanması için ihaleye çıkılması nasıl değerlendirilebilir?

Aslında her alanda olduğu gibi tipik bir özelleştirme uygulaması. Önce atıl bırak, çürüt, sonra sat. Bu durumda ise orman yangınlarıyla mücadelenin özelleştirilmesi, taşere edilmesi söz konusu. Kurumsal süreklilik sağlanarak teknik ve kapasite geliştirmeleri yapılmak yerine, sil baştan ihaleye çıkılıyorsa orada rant vardır. Nitekim THK uçaklarının şartnamede belirlenen su taşıma kapasitesini yalnızca 100 litreyle kaçırdığı belirtiliyor. Sorumlular yine suskun. Hamasetle meşguller.

Ormanları parçalara ayırıp, orman alanlarıyla ilgili istatistikleri bile manipüle eden bir anlayış, uçak satın alma bedelini bulan kiralama ücretini hizmet diye satmaya da çalışır elbette. Bu anlayış, hiçbir bilimsel yaklaşıma uygun olmayan, yanlış mevsimde, toplu ağaç dikme şöleni yapıp milyonlarca ağaç diktiğini de iddia edebilmektedir. Rant dağıtma ve dezenformasyonla konuyu çarpıtarak geçiştirme.

İhale edilen uçakların Haziran başında işe başlamaları gerekirken hiçbir yangında ortada olmayışı hakkında ne düşünüyorsunuz? THK kayyumunun kurum çalışanı uzman pilot ve teknisyenleri işten çıkardığı söyleniyor?

THK’nin içi son 10 yıldır boşaltılıyor. Denetimsizlikle yapılan usulsüzlüklerin üzeri örtülüyor. Uçakları satılıyor. Bahreyn gibi ülkelere kiralanıp bedeli alınmıyor, geçiş garantili yol gibi, yangın garantili ihaleye çıkılıyor. Kızılay ve diğer kurumlarda olduğu gibi tam bir arpalık şeklinde kullanım söz konusu. Kayyum demek kuralsızlık demek, içinden çıkılamayan krizlerin talanla aşılmaya çalışılması demek. Rusya’dan gelen uçakların THK’dekilerin aksine, Türkiye’deki yangınlar için uygun olmadığı söyleniyor. E, bu ihalelere THK’nin girememesi için uçaklarını uçuracak personel bırakmamak çok ucuz bir taktik. Adı kayyum olan bir yönetimin yaptıklarını herhangi bir mantığa oturtmanın bir anlamı yok.

HDP MYK açıklamasında da belirtildiği üzere; “Kendi bekası için sınır içi ve ötesinde savaş politikalarına sarılan, SİHA’larıyla her fırsatta övünen, Cumhurbaşkanından bakanına özel uçaklardan inmeyen bu iktidarın, günlerdir süren yangınlara müdahale edecek sayıda yangın söndürme uçağı bulamaması” bu açıdan bilinçli bir tercih. Faşizmin, tüm alanlarını sermaye için uygun hale getirmek için, tüm kurumları kendi yaşam düşmanı anlayışıyla dönüştürmesi gerekiyor. THK’de olan da bu.

Tüm bu süreçte katliama uğrayan ormanlar, yaban canlıları ile diğer ahır ve kümes hayvanları ile yurttaşların yaşamını yitirmesi karşısında iktidarın sorumluluğu istifa etmelerini gerektirmez mi?

Bu iktidar sadece bu son felakette değil, ilk gününden itibaren kanla, katliamcılıkla besleniyor. İlgili kurumlardan başlayarak, bakanlara ve elbette tüm kararların merkezi Saray’a kadar hepsinin istifası gerekiyor. Ama dahası sorumluların yargılanması gerekiyor. Biz çözümün, halklarımızın örgütlü mücadelesinde olduğunu biliyoruz. İstifayı dayatacak olan örgütlü toplumsal öfkedir. Biz bu nedenle HDP olarak tüm Türkiye halklarına sesleniyor ve hesap sormaya çağırıyoruz. İnsanların, kuşun, kurdun, ceylanın, yiten tüm canlarımızın hesabını, tek tek yangınların neden çıktığı sorusuna cevap arayarak soramayız. Bugünümüzü ve geleceğimizi felaketten felakete kahrolarak geçirmemek için bu rejimden, bu kapitalist sistemden kurtulmak zorundayız.

Ekolojik çöküş bize dayanışmayı, tüm canlara saygıyı, doğayla yeniden bütünleşmeyi öğretiyor. Bugün HDP’yi kapatmak için komplolar kuran, binalarına saldıran; savaşlar çıkarıp binlerce insanın mülteci olmasına neden olan ve kölece sömürünün yanında ırkçı saldırılara maruz bırakanlarla; ormanlarımızın yanmasına seyirci kalan, İkizdere ve İkizköy’deki gibi maden talanına açanlar bir ve aynıdır. Aynı siyasi anlayıştır. Biz halklarımıza hesap sormaları için 2 yıl beklemelerini değil, aksine bugün, hemen şimdi, daha fazla canımızın yanmaması için örgütlü mücadeleye geçmeleri çağrısını yapıyoruz. İstifayı söke söke alacak olan budur.

Sorumlulardan hesap soracak bir örgütlenme

Murat Çepni’ye son olarak konuyla ilgili neler yapılması gerektiğini sorduk. Önerilerini şu şekilde sıraladı:

*Ekolojik restorasyon için, bilim insanlarının önerileri dikkate alınarak bu alanların rehabilitasyonu, yeniden ormanlaştırılması sağlanmalı, kesinlikle imara açılmamalı.

*Ormanlardaki ve çiftliklerdeki yaralanan hayvanların tedavisi için yeterli ekip ve ekipman sağlanmalı, rehabilitasyon merkezi açılmalı.

*Evlerini kaybeden insanlara ilk anda ücretsiz barınma sağlanmalı ve sonra borçlandırılmadan konut sahibi yapılmalı. Maddi zarar gören çiftçilerin zararları karşılanmalı.

*Yangın ekiplerinin teknik kapasitesi iklim krizi koşullarına uygun olarak geliştirilmeli.

*Halkımız tıpkı daha önce İzmir depreminde olduğu gibi kendi dayanışma ağlarını kurmalı, kampanyalar düzenlemelidir.

*Bu ağlar kalıcılaşmalı, mağduriyet yerine mücadele perspektifiyle sorumlulardan hesap soracak bir içerikle kendini örgütlemelidir.

Son olarak tüm halklarımızın başı sağolsun ve geçmiş olsun diliyorum.

Kaynak: Yeni Yaşam – Yusuf Gürsucu

İlginizi çekebilir