Sanat emekçileri: “Bile isteye yok sayılıyoruz”

Sanat Meclisi, 2021 Mayıs ayında sanat alanında yaşanan baskıları, vurdumduymazlıkları içeren “Sanatta Hak İhlalleri” başlıklı bir rapor yayımladı.

“Sanat alanı koca bir sezonu salgın hastalık, yokluklar, açlıklar ve ölümlerle geride bıraktı. Sanat 2020-2021 sezonunda yapayalnız bırakıldı. Göstermelik destekler ise hiçbir derdine deva olmadı.” Sanat Meclisi, Mayıs ayında sanatta yaşanan hak ihlallerini bu cümlelerle paylaştı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün, Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan’ın danışmanlığını yaptığı bir film projesi için 1 milyon TL destek vermesini de gündeme getiren Sanat Meclisi’nin, Mayıs’ta yaşanan sanat hak ihlallerine ilişkin aktarımı şöyle:

“Pandemi kısıtlamalarına rağmen konser programları iptal edilmeyen ve sağlıklarından endişe eden Ankara Operası Orkestrası sanatçıları, tüm çabalarına rağmen tedbir alınmaması ve yaklaşık 20 nefesli çalgının konserde görevlendirilmesi üzerine isyan etti ve çareyi prova sırasında Sağlık Bakanlığı İhbar Hattı’na ihbar etmekte buldu. İhbar üzerine polisin prova sırasında Ankara Opera Sahnesi Büyük Tiyatro’ya girmesiyle prova iptal edildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün destek vermeye uygun bulduğu film projeleri arasında Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan’ın danışmanlığını yaptığı bir filmin de yer aldığı ve bakanlıktan 1 milyon TL destek alacağı ortaya çıktı.”

Tiyatrocular benzinliklerde, inşaatlarda iş arıyor

Raporda, Tiyatro Üreticileri ve Yapımcıları Derneği Başkanı Hasan Tanay’ın açıklamalarına da yer verildi. “Tiyatro emekçileri işsiz kaldı, sorumlusu devlettir” diyen Tanay’ın rapordaki ifadelerinden şunlar kaydedildi:

“Pandeminin başından beri getirilen kısıtlamalar nedeniyle müzisyenler ve tiyatrocular uzun süredir işsizlikle mücadele ediyor ve seslerini duyurmak istiyor. Tiyatro Üreticileri ve Yapımcıları Derneği Başkanı Hasan Tanay da bu duruma dikkat çekerek oyuncuların ve salon sahiplerinin içine düştüğü maddi çıkmaza işaret ederek “Biz hakkımız olanı istiyoruz, hakkımız olan bir sadaka gibi verilmesin. Derler ya, ‘Ölüm yerine sıtmayı tercih etmek.’ Bizi öldürmüyorlar ama sürüm sürüm süründürüyorlar. Kamusal bir hizmet yapan tiyatro alanı ve tiyatro emekçileri olarak anayasa anlamında bir güvencemiz olmasına rağmen işlemeyen bir yasa var, mevzuat eksikleri var. Pandemi dönemiyle birlikte tiyatro emekçileri işsiz kaldılar. Bunun sorumlusu pandemiden önce de pandemiden sonra da devlettir. Tiyatrocular kafelerde benzinliklerde, inşaatlarda iş arıyor.”

“Müzik sektörünün başındaki derdin yalnızca pandemiyle sınırlı olmadığını söyleyen MÜYAP Genel Koordinatörü Bülent Forta“Bugüne kadar müzik hep ilk vazgeçilen şey oldu. Dolayısıyla müzikten para kazanan insanlar açısından da sıkıntılı bir durum ortaya çıktı” diyor.

“Önümüzdeki süreçte pandemiden ders alarak hareket etmek gerektiğine vurgu yapan Forta, düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Müzik sektörünün ve kültür endüstrisindeki bütün sektörülerin son derece örgütsüz ve kayıt dışı olduğunu anladık. Dolayısıyla bu bir ortak talebi de imkansız hale getirdi. Önümüzdeki süreçte müzik sektöründe emeğiyle çalışan bütün insanlar bu örgütsüzlük problemini nasıl çözeriz diye düşünmek zorundalar. Sendikalaşmaktan tutun kooperatifleşmekten çıkın bir sosyal güvenlik ve dayanışma perspektifiyle bir araya gelmek zorunlu.”

“Vergi yüklerinin ağırlığından bahseden Forta, “Bu devletin ağır vergi yükleriyle zaten insanlar üç kuruş para kazanıyorken yüzde 60’ını da devlete vererek kayıt içine girmeleri mümkün değil.”

“Ayakta kalmamız mümkün değil”

“Canlı müzik sektörünün artık ayakta kalamadığını ifade eden organizasyon şirketi Gnl Entertainment’ın CEO’su Alp Çağrı Günal ise, düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Birçok arkadaşımız bu işi bıraktı. Restoranların, esnafın ne kadar isyan ettiğini görüyorsunuzdur. Onlar bu 14 ayın belki 6 ayını kapalı geçirdiler. Biz 15 aydır kapalıyız. Dolayısıyla bir yıldan fazla bir süre işimizi hiç yapmadan ayakta kalmamız mümkün değil.”

Salon İKSV Direktörü Deniz Kuzuoğlu ise kapanma sonrası etkinlik izinlerine bağlı olarak, mesafeli ve açık hava etkinliklerinin yapılabilmesi yönünde umutlu olduklarını ancak tam kapasitelerde büyük katılımlı festivaller ve konserler için planlamaların 2022’yi gösterdiğini anlatıyor. Kapalı konser mekânları için vaka sayılarının ve aşılanma yüzdelerinin belirleyici olacağını aktaran Kuzuoğlu, “Salon İKSV gibi 450 kişi kapasiteli ve çoğunlukla ayakta düzende programı olan bir mekân için mesafeli ve oturma düzenli etkinlikler yapmak ekonomik açıdan sürdürülebilir değil” diyor.

Müzisyen Ezgi Aktan, 1 yıldan uzun süredir müzisyenlerin işlerini yapamadığını hatırlatıyor: “Bu hem maddi hem manevi çok büyük bir sorun. En azından bugünden sonrası için daha kapsamlı ve gerçek desteklerin sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Mesela İBB’nin gerçekleştirdiği İstanbul Bir Sahne projesini çok değerli buluyorum. Müzisyenlere konser verme imkânı tanıdıkları için hem üzerimizdeki ölü toprağı atılıyor hem de bu yaptığımız maddi bir karşılık buluyor. Benzer projelerin çoğalması bize bir nebze olsun moral olacaktır.”

“Bu ülkede insanca yaşayamıyoruz”

“Tiyatro emekçileri bir buçuk yıldır pandemi nedeniyle ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Kimisi yaşam mücadelesi veriyor, kimisi sahnesini ayakta tutmak için varını yoğunu ortaya koyuyor. Emekçiler “Bile isteye yok sayılıyoruz” diyor. Tiyatrolar resmiyette kapalı görünmese de sokağa çıkma kısıtlamaları nedeniyle “fiilen yasaklı” durumda.

“15 yıldır oyunculuk yapan Ayça Güngör“Pandemi sürecinin başlamasıyla, elimizden tiyatrolarımız, seyircilerimiz ve en önemlisi umudumuz alındı. Yetmedi! Üzerine bir de devlet gereken desteği sağlamıyor. Bile isteye yok sayılıyoruz. Birçoğumuz ikamet ettiği evleri kapatıp ailelerinin yanına, memleketlerine döndü. Göçler başladı. Eşim akademisyen. Bizi ayakta tutan sadece onun maaşı. İstanbul’da yaşıyoruz ve kiralar korkunç. Bir akademisyen ve bir sanatçı olarak bu ülkede insanca yaşayamıyoruz!”

“15 yıldır faaliyetini sürdüren Bolu Bölge Tiyatrosu, Bolu’daki tek tiyatro ve devlet desteğinden faydalanamadı. Tiyatronun kurucusu Onur Yamak, Anadolu’daki tiyatroların büyük şehirdekilerden daha büyük zarar gördüğünü ifade ediyor. “Ek işlerde çalışanlardan oluşan tiyatrocular var bizde. Bu oyuncuların maaşlarından fedakârlık etmeleri sayesinde bu güne geldik. Ben şahsi olarak ayakta tutabilecek durumda değilim.”

“Pandeminin ne zaman sonlanacağını bir muamma olarak ifade eden Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Iraz Yöntem, sağlık koşulları güvenli hale geldiğinde hemen eskiye dönüşün çok kolay olmayacağını anlatıyor. Yöntem, düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Kültür-sanat kurumları varlıklarını sürdüremezse, emekçilerini yaşatamazsa hem korkunç bir toplumsal ve ekonomik kayıpla karşı karşıya kalacağız hem de kültürel birikimlerimizi kaybedeceğiz ve çorak bir ortamın içinde bulacağız kendimizi. Bu yüzden özellikle sahnelerin ekonomik olarak desteklenmesi çok önemli.”

“Belirsizliğinin söz konusu bile olmaması gerektiğini savunan Bağımsız Tiyatro Birliği Başkanı Kımız Bozkır, “Tiyatroların akıbeti söz konusu olmaz, tiyatro insana dairdir ve son iki insan yok olana dek hep olacaktır. Keşke tüm ülkelerde olduğu gibi ayrımsız olarak tiyatro insanlarına çalışamamanın verdiği zararları, sosyal güvenceyi karşılayan bir sistemde yaşasaydık” diyor.

Özel tiyatrolar sahnelerini kapatacak

Tiyatro Kooperatifi’nin yayımladığı raporda salgın sürecinde ek destek alamadıkları takdirde özel tiyatroların yarısının sahnelerini kapatmak zorunda kalacağı belirtildi. Rapor sonuçları yaşananların vahametini bir kez daha gözler önüne sererken emekçiler önümüzdeki sürecin daha kötü olacağından kaygılı.

Müzisyen Ceylan Ertem özgürlük çağrısı yaptı. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye, gazeteci ve yazarların tutuklanmasına, özgür olmamaya, iklim krizini umursamayan popülist liderlere, hayvanları öldürenlere itirazı olduğunu belirten Ertem, şunları kaydetti: “Ben de çocukken, ‘gitarımı çalacağım, şarkılarımı yazacağım, aman da hayat ne kadar güzel olacak’ diye düşünüyordum ama böyle bir memlekette, dünyada yaşıyoruz. Elbette ki çok yoğun baskılar hissediyoruz.”

Teatra Jiyana Nû (Yeni Yaşam Tiyatrosu) tarafından sahnelenen “Bêrû” adlı Kürtçe tiyatro oyununun yasaklanması kararının iptali için açılan davada, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı gönderdiği yazı ile yasak kararını savundu. “Bêrû: Klakson Borîzan û Birt” (Yüzsüz: Klakson, Borazanlar ve Bırtlar) oyunu 13 Ekim 2010 tarihinden İBB Şehir Tiyatroları Gaziosmanpaşa Sahnesinde sahnelenmeden saatler önce kaymakamlık kararıyla süresiz olarak yasaklanmıştı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ‘Ulusoy ve diğerleri Türkiye kararında’ ihlal kararı verdi” dedi.

Raporda, sanatla ilgili tüm kurumları ve herkesi sorumlu davranmaya çağıran Tiyatro Kooperatifi, şunları söylüyor:

“Salgın ile mücadelede normalleşme adımları açıklanırken, 1 yılı aşkın süredir hayatta kalma mücadelesi veren özel tiyatroların ve kültür sanat kurumlarının akıbetine yine değinilmedi! Vardığımız noktada ekonomik, kültürel ve sosyal kalkınmaya önemli katkıları olan pek çok özel tiyatro kapandı, birçoğu da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Covid-19 önlemleri kapsamında yapılacak tüm düzenlemelerde özel tiyatroların ve bu kurumlarda görev alan binlerce emekçinin de gözetilmesini talep ediyor; ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarını sorumlu davranmaya, kalıcı ve adil çözümler üretmeye çağırıyoruz.

“2020-2021 sanat sezonu sona erdi. Ardımızda müzikten, tiyatrodan, plastik sanatlardan, danstan oluşmuş koca bir enkaz yığını kaldı. Sanat alanı üretemedi, ürettiğini paylaşamadı. Sanat insanları Mart 2020’den bu yana soluk alamadı. Aç kaldı, giderlerini karşılayamadı. Bütün sanatçılar açıkça şunu gördüler ki ülkede salgın hastalık, savaş, doğal afet gibi özel bir durum ortaya çıktığında hiçbir güvenceleri yoktur ve kaderlerine terk edileceklerdir. Sanat alanı bu dönemde örgütsüz ve dağınık olmasını çok ağır bedellerle ödedi. Yeni bir sanat sezonuna doğru giderken yaşadığımız süreçle açık bir hesaplaşma yaşamadan devam etmemiz çok olanaklı görülmüyor. Ölen öldü peki şimdi kalan sağlar ne edecek? Ne eyleyecek?”

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir