Salih Müslim: Türkiye ve Suriye halkların birleşmesinden korkuyor

Kuzey ve Doğu Suriye’de halklar başkalarının siyasetine alet olmayacağı bir paradigmanın inşasına giriştiklerini belirten PYD Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, ancak Türkiye ve Suriye yönetimlerinin Kürt, Arap ve diğer halkların birleşmesinden korktuğunu söyledi.

Ferhat Çelik & İdris Sayılğan

Suriye’de halkın 15 Mart 2011’de rejim değişikliği talebiyle sokaklara çıkmasıyla başlayan protestoların bölgesel ve küresel güçlerin müdahaleleriyle dönüştüğü iç savaş, 9 yılı geride bıraktı. Ne mevcut statükoyu sürdürmek isten Esad rejimi ne de değişim taleplerini yeni bir statüko inşa etmeye bayrak yapan küresel güçlere eklemlenmeyen Suriye Kürtleri, savundukları “Üçüncü Yol” çizgisiyle kendileri ile birlikte diğer halkların özgürlük ve değişim taleplerini ortaya koydu.

Geçen zaman içerisinde maruz kaldıkları saldırılara rağmen bu ısrarlarından vazgeçmeyen Kürtler, savundukları demokratik modernite paradigması ile Ortadoğu’nun yüz yıldır kan gölüne dönmesine neden olan ulus devlet sistemine alternatif bir model inşasına girişti.

Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, Suriye’de 9 yıldır süren iç savaşı, uluslar arası güçlerin Suriye’ye dair hesapları, Kürtler olarak izledikleri yolu ve Türkiye’nin yaklaşımlarına daha bir çok konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Öncelikle Suriye’de yaklaşık 9 yıldır devam eden iç savaşın geldiği noktayı ve Kürtlerin bu savaş koşulları içerisindeki konumunu kısaca anlatabilir misiniz?

Suriye kurulduğundan şimdiye kadar hep demokrasiden ve özgürlüklerden uzak oldu. Çeşitli dönemlerde hele 1963’te Baas rejiminin iktidara gelmesiyle halklar üzerindeki baskılar arttı. Artık halklar bu baskılara karşısında çeşitli problemler yaşamaya başladı. Bundan kaynaklı özgürlük için, demokrasi için, barış için bir arayışa girişti. Halkların bu arayışı dolayısıyla bazı dönemlerde çeşitli kargaşalar yaşandı ama sonuç olarak 2011’de patlak verdi. Buna devrim mi denir, halk ayaklanması mı denir bilemiyorum ama böyle bir şey oldu. Tabi bu uluslararası güçlerden ve planlarından bağımsız bir şey değildi. Zaten 1990’lardan beri egemen güçler tarafından yeni bir Ortadoğu’dan söz ediliyordu. Hem onların yardımı ve çabalarıyla hem de Suriye halklarının demokrasi ve özgürlük isteğiyle 2011’de böyle ayaklanma oldu.

Baas rejimi tarih boyunca Kürtleri terbiye etmeye ve hep baskı altına almaya çalıştı. Buna karşı 2004’te Qamışlo serhildanı oldu. Ondan sonra yaşananlar karşısında 2011’deki olaylar patlak verdi. Kimisi buna ‘Arap Baharı’ dedi ama bize göre ise bu halkların baharıydı. Bu ayaklanmayla birlikte üç güç ortaya çıktı.

Birisi hegamonik güçlerin desteğiyle değişiklik isteyen, barış isteyen, demokrasi isteyen, özgürlük isteyen ve bu çerçeve içerisinde kendini örgütleyen güçtü. İkincisi eski rejimler, ırkçı rejimler ve diktatör rejimiydi. Üçüncüsü ise halklardı ve onların istekleriydi. Ama bu çok cılızdı ve kendini gösteremiyordu. Diğer iki güç sürekli bunu kullanmaya çalıştı. Bunlar karşısında bizim çizgimiz ise “Üçüncü Yol”du.

Belirttiğim gibi 2004’ten beri Suriye Kürtleri olarak kendimizi örgütlemeye çalıştık. Daha önce de bu yönde çabalarımız vardı. Buradaki olaylar patlak verince kendi yolumuz olan Üçüncü Yol’u izleyeceğimizi belirttik ve bu yolu yürümeye başladık. Yalnız bizim yaptıklarımız hep ihtiyaç sonucuydu. Kendimizi savunmak, YPG, YPJ’yi kurmak, meşru savunmaya geçmek ve ondan sonra buradaki yönetimi oluşturmak zorunlu adımlardı. Bizim alanımız rejimden kurtulduktan sonra açık bir alan olmadı. DAİŞ belasıyla uğraştık. Türkiye’nin desteğiyle ve yönlendirmesiyle DAİŞ bizim bölgelerimize geldi. Uzun süre bununla uğraştık ve bugüne kadar geldik.

İzlediğiniz ‘Üçüncü Yol’ nedir, neyi içeriyor?
Üçüncü Yol, bir iktidar istemeyen, halkların kardeşliği ve birliği temelinde bir sistemini kurmak isteyen ve meşru savunmaya dayanan bir yoldur.
Bizim “Üçüncü Yol” dediğimiz şey şunu içeriyor. Birincisi iktidarda bir rejim vardı ve onu destekleyen güçler vardı. İkincisi iktidarı paylaşmak ve değiştirmek isteyen güçler vardı. Üçüncü Yol ise halk yoludur, yani bizim yolumuzdur. Üçüncü Yol demek, halkın yolu demektir. Bizler ne iktidarın yanında yer aldık ne de bu silahlı güçlerin iktidarla savaşmak için giriştiği tarafta yer aldık. Kendi öz gücümüzü, öz örgütümüzü oluşturduk ve kendimizi savunmaya, mücadele etmeye başladık. Biz buna Üçüncü Yol dedik. Üçüncü Yol, bir iktidar istemeyen, halkların kardeşliği ve birliği temelinde bir sistemini kurmak isteyen ve meşru savunmaya dayanan bir yoldur.

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik “Öcalan’ın felsefesinin hayat bulduğu yer” söylemleri söz konusu. Öcalan’ın düşünceleri izlediğiniz yolun neresinde yer alıyor?

Üçüncü Yol, ideolojik olarak Sayın Öcalan’ın fikirleridir. Bu fikirler sadece kuzey halkı için değil, bütün Kürt halkı ve diğer bütün halklar için geçerlidir. Bizler halkların beraber yaşamaları için demokratik ulus felsefesi çerçevesinde hareket ettik. Ama bunu öz durumumuza uyarlayarak uygulamaya, hareket etmeye çalışıyoruz. Bizler halkların başkalarının siyasetine alet olmasından kaçındık ve başka bir halka saldırılmasından uzak durduk. Halklarımızı kullanmamaya ve bu şeylere alet etmemeye çalıştık. Bunun için demokratik ulus paradigmasına göre hareket etik. Bu da Öcalan’ın felsefesi ve paradigmasıdır. Dediğim gibi, bu fikirler ve düşünceler sadece Kürtler için değil, tüm halklar, Ortadoğu halkları için geçerlidir.

Öcalan’ın fikirlerinden yararlandığınız için mi Türkiye’nin saldırılarına maruz kalıyorsunuz?
Türkiye halklarına bir zararımız dokunmaz, beraber yaşayabiliriz ve iyi bir komşu olabiliriz. Ama hala Türkiye’yi yönetenleri buna inandırabilmiş değiliz.

Türk cemiyetinde gerçekten de çok hastalıklı bir zihniyet var. O zihniyet şöyle düşünüyor; “Kürtlerin herhangi bir kazancı Türklerin aleyhinedir. Türklerin var olması için Kürtlerin yok olması gerekir” diye düşünüyorlar. Bunu bazıları açık açık söyledi. Süleyman Demirel; “Güney Afrika’da da bir Kürt bir hak elde ederse, biz buna karşı çıkarız” demişti. Bu çok hastalıklı bir zihniyettir. Halklar birlikte yaşayabilir. Bu kadar sene birlikte geçirmişler, iç içe yaşamışlar, sen kalkıp düşmanlık yaratarak ne elde ediyorsun. Bu düşmanlık egemen güçlerin çıkarlarından başka bir şey değildir. Türkiye faşizmi de “Kürtler nerede kazanırsa onlara karşı çıkmak, o kazanımı yok etmek gerekiyor” düşüncesiyle hareket ediyor.

Şimdi Sayın Öcalan’dan, onun paradigmasından söz ediyoruz. Sayın Öcalan’ın felsefesi sadece Kürtler için değildir, tüm halklar içindir. Biz de bundan yararlandık diye Türkiye’ye düşman mı olacağız? Hayır, öyle değil. Kürtler nerede kendi demokratik haklarını elde ederse ona düşman oluyorlar. DAİŞ’in yaratılması, desteklenmesi ve yönlendirmesi de bundan kaynaklıdır. DAİŞ sadece Rojava’ya karşı kullanılmadı. Şam’da, Türkiye’de de kullanıldı. Amed’de olan patlama DAİŞ’liler tarafından yapıldı. Ankara’da, Suruç’ta DAİŞ tarafından patlatılan bombalar… Demek ki DAİŞ yaratılarak hem dışarıda hem de içeride kullanıldı. Böyle olmaması gerekir. Biz hala ısrar ediyoruz. Türkiye halklarına bir zararımız dokunmaz, beraber yaşayabiliriz ve iyi bir komşu olabiliriz. Ama hala Türkiye’yi yönetenleri buna inandırabilmiş değiliz.

Uluslararası güçlerin Suriye’ye dair planı neydi? DAİŞ üyelerinin burada nasıl palazlandı?

Bunu biz de bilmiyoruz ve hala düşünüyoruz bunlar Suriye’de neler istedi diye. Ama bildiğimiz şey herkesin Suriye üzerinde bir planının olduğudur. Uluslararası güçler olsun, Türkiye olsun, Rusya veya ABD olsun herkesin bir planı vardı. Ortadoğu’da yeni dizayn NATO’nun planıdır. Ama bunu en fazla yürüten ve ön ayak olan Türkiye’ydi. DAİŞ’in yaratılması sanırım en fazla Türkiye’ye bağlıdır. Diğerleri gerçekten ılımlı İslam’ı istedi. Ama Türkiye kalkıp bu DAİŞ türevi radikalleri destekledi ve hala destekliyor. Bu herkes tarafından biliyor.

2014 yılında dönemin başbakanı tarafından Türkiye’ye davet edildiniz, fakat sonrasında “terör” listesine alındınız. Türkiye’ye neden davet edildiniz, yetkililerin sizlerden beklentileri nelerdi ve daha sonra neden “terör” listesine konuldunuz?

Biz Suriyeliyiz ve ilk başta Suriye’nin muhalefetiyle hareket etmek istedik. Ancak muhalefet bizim haklarımızı tanımayınca, bunlar üzerinden tartışmaya bile yanaşmayınca kendi yolumuzu ayırmaya başladık. Kendi sesimizle ve rengimizle ortaya çıktık. Türkiye de Kürtleri, Kürt muhalefetini ve Suriyeli Kürtleri kendi şemsiyesi altında barındırmak istedi. Bizi orada oluşturduğu güçlere katmak istedi. Biz de; “Beraber çalışabiliriz ancak haklarımızı tanıyın” dedik. Bunu kabul etmediler. Bizler de isteklerini kabul etmeyince onların gözünde “terörist” olduk. Bizi kendi denetimlerine anlamayınca kendi politikalarını bize karşı uygulamaya ve bizi düşman görmeye başladılar.

Suriye, Türkiye ve uluslararası güçlerin Kürtlere dair yaklaşımı kendisini nasıl gösteriyor?

Alışılagelmiş bir şey var. Egemen güçler geçen yüzyılın başından beri “Kürtleri kullanabilirsin, Kürtleri istediğin yere çekebilirsin işin bitince de bir kenara atarsın” anlayışla hareket ediyorlar. Tarih boyunca bu böyle olmuştur. “Kürtler iyi savaşıyorlar, iyi çalışıyorlar, bunların bu gücünden faydalanabiliriz. İşimiz bitince de bir şey vermeden bir kenara atalım” düşüncesi içindeler. Şimdiye kadar bu kullanıldı. Ama Kürtlerde bazı değişiklikler oldu. Kürtler örgütlenme, öz gücüne güvenme, karar vermeye başladı. Bizler PYD olarak 2012’de “Şimdiye kadar başkalarının askeri olduk ama bundan sonra kendi kendimizin askeri olacağız” diye bağırdık. Ondan sonra da kendi askeri gücümüzü oluşturduk ve kendimizi savunmaya başladık. Bizler bir yere saldırmıyoruz, bize dönük bir saldırı olursa kendimizi savunuyoruz. Ondan sonra kendi öz yönetimlerimizi oluşturduk. Bunlara karşı olan, benimsemeyen ve özümsemeyen güçler vardı. Bunların başından da Türkiye geliyor.

“Bizler kimlerle konuşuyorsak siz haklısınız, demokratik haklarınızı almalısınız” diyorlar ama Türkiye’nin karşısında bunu bir şantaj olarak kullanıyorlar. Türkiye de Kürtler bir şey elde etmesin diye bir sürü taviz verdi, veriyor. Bunlar ne Kürtlerin bitmesini ne kazanmasını istiyorlar ne de bir uzlaşmayı kabul ediyorlar. “Kürtler öyle dursun biz bunun üzerinden şantaj yapalım” diyorlar. Biz bunun farkındayız.

Karşımızda bizimle uzlaşacak, anlaşacak, haklarımızı kabul edecek olan varsa hiçbir sorun kalmaz. Ama Suriye rejimi ve oradaki yöneticiler bu düşüncede değil. Biz karşılıklı bir güvenin oluşması için çok çabaladık ama bir türlü onlar başka güçlerin etkisinden çıkmıyor. Bizler kimse tarafından kullanılmıyoruz, isteklerimiz de bellidir. İsterlerse oturup konuşuruz ama buna yanaşmıyorlar. Onun için de bu Kürt meselesi ve demokratik özerklik hep askıda kalmıştır. Biz nereye gidersek diğer halklarla birlikte hareket ediyoruz. Son Moskova’ya giden heyetimizin içinde bir Kürt, bir Arap, bir Süryani ve diğer halkların temsilcileri vardı. Her yere de beraber gidiyorlar. Diğer halklar da özerk yönetimin içinde yer alıyor bunlar ve yöneticileridirler. Bunu kabul etmiyorlar, korkuyorlar. Böyle Kürt, Arap ve diğer halkların birleşmesinden bunların demokratikleşmesinden korkuyorlar.

Türkiye ile doğrudan ya da dolaylı olarak bir temasınız, diyalogunuz var mı?

Hayır, hiçbir temasımız yok. Zaten Türkiye’nin gözünde bizler “teröristiz”. Zaten Türkiye günlük olarak da buraya yaptığı saldırılarla Kürtleri ve diğer halkları katlediliyor. Şimdiye kadar Türkiye bir anlaşmaya yanaşmadı, yanaşmaz gibi de görünüyor. İleride ne olur bilmeyiz ama biz açığız ve hazırız. Komşu olarak birlikte çok iyi yaşayabiliriz. Biz hiçbir zaman Türkiye halklarına düşman olmadık, olmakta istemiyoruz.

Suriye hükümeti ile peki?

Hayır, yok. En son birkaç ay önce bir görüşme gerçekleşti. Ama “buna zamanımız yok” dendi ve görüşmeler askıya alındı. O zamanda biz görüşmek, masaya oturmak için delegasyonumuzla gitmiştik. Bunu kabul etmediler, hala bekliyoruz. Kapımız herkese açık, oturup konuşabiliriz. Şimdiye kadar bu olmadı. Umarız önümüzdeki günlerde bu tür şeyler olur.

PYNK ve ENKS arasında birlik çerçevesinde görüşmeler gerçekleşti. Bu görüşmeler hangi aşamada?

Şimdi karşımızda birçok mesele var. En son Rojava’daki Kürt partileri arasında Dohuk Anlaşması imzalanmıştı. Onun üç tane ana başlığı vardı. Bu üç ana başlık üzerinden görüşmeler yürütülüyor ama şimdiye kadar köprünün altından çok sular aktı. Özerk yönetim oluşturuldu, kurumları, meclisleri oluşmuş durumda. Onun için bu anlaşma çok uzun sürecek. Şimdiye kadar görüşmelere Kürt Yüksek Mercii’ni kurma konusunda anlaşmaya vardı. Bundan sonra da yönetimde nasıl bir ortaklığın oluşturulacağı üzerinde oturup konuşulacak. Ondan sonra diğer konular konuşulur. Yani bu daha çok zaman alır. Ama ilerleme vardır. Umarım bu daha da gelişir.

Peki diğer dış güçlerin bu birlik çalışmalarına dair yaklaşımı nasıl?
Kürt Yüksek Mercii oluşturulduktan sonra bu dağınıklıktan, dağınık Kürt’ten kurtulmuş olacağız. Bu da Arapların, Türklerin, Kürtlerin ve herkesin yararınadır. Sanırım Avrupa, Amerika’da bu duruma seviniyor. Buna düşmanlık besleyen bir Türkiye, bir de Suriye var.
Dostlar seviniyor, düşmanlar da kızıyor. Kısacası bunu söyleyebilirim. Dostlar dediğimiz de bizim yanımızda yer alan güçler. Belki onların başka planları vardır ama bu bizim için çok önemli bir sorundur. Davamız kullanıma açık ve başkaları tarafından kullanılabilir. Ama Kürt Yüksek Mercii oluşturulduktan sonra bu dağınıklıktan, dağınık Kürt’ten kurtulmuş olacağız. Bu da Arapların, Türklerin, Kürtlerin ve herkesin yararınadır. Sanırım Avrupa, Amerika’da bu duruma seviniyor. Buna düşmanlık besleyen bir Türkiye, bir de Suriye var. Çünkü Kürtlerin hep dağınık kalmalarını istiyorlar. Ama artık her şey bizim elimizde, Kürtlerin elindedir. Elimizden geldiğince de Kürtleri birleştirmeye, yakınlaştırmaya çalışacağız.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Halkımıza yönelik bir çağrım var. Artık kendimizi toparlıyoruz. Bizim tarihi görevlerimiz vardır. O da bu topraklara hem halkımız hem de diğer halklar için demokrasi ve özgürlük getirmektir. Bu sorumluluk bilinciyle kimin elinden ne geliyorsa yapmalıdır. Demokrasiyi geliştirmemiz, halkların kardeşliğini, birliğini sağlamamız lazım. Bunu da demokratik ulus paradigması çerçevesinde gerçekleştirmemiz gerekir. Tek çıkar yolumuz bu. Başka da yok. Bu meşru savunmaya dayanan bir şeydir. Herkesin bunu bilmesi gerekiyor.

Kaynak: MA

İlginizi çekebilir