Sağlıkta şiddet neden önlenemiyor

İrfan Aktan’ın +GerçekTV’de yayınlanan ‘Detaylandıralım’ programına konuk olan TTB Başkanı Fincancı ve TTB Merkez Konsey Üyesi Dr. Arslan, sağlıkta şiddetinin boyutlarını anlattılar.

Sağlıkta şiddet her geçen gün aşılmaz bir hale geliyor. Sağlık emekçilerine yönelik saldırılardan sonra sağlıkta şiddetin neden önlenmediği tartışması yeniden başladı. Fakat bu saldırıların ardından, ne yetkililer tedbir alıyor, ne de hukuki bir mekanizma işletiliyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) hali hazırda olan yasaların işleme sokulmadığını ve bunların mutlaka uygulanması gerektiğini belirtiyor.

İrfan Aktan’ın aktardığı Sağlık-Sen’in verilerine göre; 2021 yılında sağlıkta 190 şiddet olayı yaşandı. 364 saldırganın gerçekleştirdiği olaylarda 316 sağlık çalışanı şiddet mağduru oldu. 124 Saldırgan hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. 135 saldırgan gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Sadece 41 saldırgan tutuklandı 3’üne ise para cezası verildi.

ŞİDDET MEŞRU BİR DAVRANIŞ BİÇİMİNE DÖNÜŞTÜ

Sağlıkta şiddetin sonuçları itibarı ile çok ciddi bir sorun olduğunu belirten Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Şiddet meşru bir davranış biçimine dönüştü. Hak aramak yerine şiddet ve zorbalıkla, hak olarak gördüğünü alma eğilimi büyük bir oranda arttı. Bu meşruiyet özellikle yargı süreçlerinde kendini gösteriyor ve şiddet uygulayan saldırganlar cezasız kalıyor. Şiddete dair düzenlemelerde bu şiddetin görünmez kılınmasına neden olacak bir takım toplumsal değer yargıları ile karşı karşıya kalıyoruz. Biz birinin kafasında tuğla kırıldığında, silahla kurşun yağdırıldığında şiddetten söz ediyoruz. Oysa şiddet sadece fiziksel değil psikolojik olarak da kendini var ediyor. Hakaret, tehdit gibi sözel şiddet biçimiyle çok sık karşılaşıyoruz.”dedi.

TTB Merkez Konsey Üyesi Dr. Çiğdem Arslan şiddetin kendi içlerinde sıradanlaştığını çoğunlukla ancak fiziksel bir şiddet yaşarlarsa başvur yapıldığını belirtti. “Çalıştığım hastanede randevu alamayan hasta neden randevu alamıyorum deyip, tekerlekli sandalye sayısı neden az deyip bana kızıyor. Yoğun bakımda yer yok diye her gün sözlü şiddete maruz kalıyoruz. Biz de isteriz hastamız olması gereken tedaviyi alsın ama biz her şekilde sözlü şiddete maruz kalıyoruz. Bizi ilgilendirmeyen sağlık sisteminin sorunları ama tuvaletin temiz olmaması bile bize hakaret olarak geliyor. Sistemde yaşanan sorunlar bizimde aslında mağduru olduğumuz şeyler. Her sorunun tek kaynağı sağlık çalışanlarıymış gibi bizlere yöneltiliyor. Biz kurtarmak ve tedavi etmek için çalışıyoruz, tıbbın el verdiği derecede müdahale etmemize rağmen süreci değiştiremediğimiz durumlarda direkt fiziksel şiddete maruz kalıyoruz.”

ŞİDDET BİLDİRİMİ YAPAN SAĞLIK ÇALIŞANLARI HUKUKİ DESTEĞE ERİŞEMİYOR

Fincancı, Beyaz Kodun şiddet bildirimlerini aktarırken kadın sağlık çalışanlarının şiddete uğrama oranının erkeklerden daha yüksek olduğunu ifade etti. “2019 yılına göre 2020 yılında %35’lik bir azalma oldu. Salgının olduğu bir dönem olduğu için insanlar hastanelere başvuramadılar, bu yüzden bu oranın düşük olması anlaşılabilir. Buna paralel olarak da şiddet bildirimi 11,942 olmuş. Bunlar sadece basında duyulan, haberdar olunabilen rakamlar. Şiddet bildirimi rakamlarına oranla sadece 2834 kişi hukuki yardıma erişebildi. Her 4 kişiden 1 i hukuki yardım aldı.

2019’da 17,913, 2020’de 11,942 şiddet bildirimi geldi. 2021 İçin bu rakam çok daha vahim. Çünkü pandemiden dolayı sağlık hizmeti almak üzere ertelen başvurulardan kaynaklı daha fazla başvuru oldu.

Ertelenmiş sağlık hizmetlerine binaen sağlığa erişimde sorunlar yaşandı. Bunlar doğrudan sağlık çalışanlarına yansıyor. 2020 yılında en fazla bildirilen şiddet biçimi 9703 bildiri ile sözel şiddet. Hem fiziksel hem sözel şiddetin oranı ise bunun 1/4’i kadar.”

Daha önce Beyaz Kod bildirimi yaptığını fakat bunun karşılığında hiçbir hukuki yardım almadığını belirten Arslan, “Hastane yöneticileri ve Sağlık Bakanlığı iş güvenliğini sağlamadığı için sorumludurlar. Yönetimler bunu bireysel bir durummuş gibi görüp kendilerinden uzak tutuyorlar. İlk önce Beyaz Kod veriliyor sonra karakola çağırılıyorsunuz ama mesai saatlerinde karakola gidilemiyor. Mahkeme süreci başlıyor onun içinde izin alınması gerekiyor. Bununla ilgili izin prosedürleri yok. Sözlü şiddet yaşayan kişiler genellikle bu süreç için uğraşmıyor, bununla uğraşacak enerjileri yok. Yargılanan failler serbest bırakıldığı veya para cezasına çarptırıldığı için birçok meslektaşım Beyaz Kod vermiyor.” İfadelerini kullandı.

Arslan, “Beyaz Kod verildiği zaman yeterli güvenlik görevlisi varsa onlar müdahale ediyor ama sağlıkta her yerden bütçe sınırlaması yapıldığı için alanlarda yeterli güvenlik görevlisi olmuyor bu yüzden ulaşılması da zor oluyor. Güvenlik görevlisi ulaşana kadar şiddet eğilimi gerçekleşmiş oluyor. Sağlık kuruluşlarında iş güvenliği açısından sunulması gereken bir zorunlulukta güvenlik personeli sayısı olmalı. Fakat bu da sağlanmıyor. Sağlık sistemi en az sayıyla en fazla işi yaptırmak üzerine kurulu.”dedi.

SAĞLIK SİSTEMİNDEKİ BOZUK DÜZEN ŞİDDETİ DOĞURUYOR

Arslan, “Kamuda bizim isteğimiz dışında beş dakikada bir randevu dayatması var. Acillerde bu sayı daha kısa süreli olmakla birlikte polikliniklerde beş dakikada bir hasta bakmak zorundayız. Bu süre içerisinde hem sistemden hastanın kayıtlarını halledip hem de muayene edip tanı koymamız bekleniyor. Sağlık sistemindeki bu bozuk düzen şiddeti de doğruyor. Özellikle toplumda Pandemi ve ekonomik kriz ile birlikte artan bir şiddet söz konusu bu da en fazla kadınlara ve sağlık çalışanlarına yansıdı. Çünkü toplum hem ruhsal hem de fiziksel olarak sağlıksız durumda. Doğal olarak ne hasta ne de hekim 5 dakikalık muayeneden tatmin olabiliyor. Bu tamamen sağlık bakanlığının oluşturmuş olduğu sağlık politikalarının yetersiz olmasından kaynaklı.”dedi.

Sağlık sisteminin bu noktaya gelene kadar birçok yerden geçtiğini söyleyen Fincancı, “Hekimlerin ücretlerinin artması için performans sistemi getirildi, yani hekimleri kısa sürede hasta bakması için zorlanmış oldular. Üç kuruş fazla alabilmek için hekimleri kendi arasında yarıştıran ve bir gerçekliği olmayan sistem oluşturdular. Bir süre sonra o üç kuruşu da vermemeye başladılar. Birçok yerde hekimlere verilen performans sistemi karşılığı ek ücret ödenmiyor. Üstelik bu ek ödemenin emeklilikle hiçbir ilişkisi yok. Emekli olduğunda hekimin hanesine giren sadece çıplak maaşı oluyor. Örneğin Bağ-Kur’lu hekimler emekli olduklarında asgari ücretin yarısı kadar ücretle yaşamak zorunda bırakılıyorlar. SSK’lı hekimler bundan biraz daha fazla alıyor Emekli Sandığında olanlar bundan biraz daha yukarıda maaş alıyor. Geçinemeyen hekimler 65-72 yaş arasındaki insanlar kura sistemi ile kura çekip çalışmak zorunda kalıyor.”

SALDIRGANIN CEZALANDIRILMASI SOSYAL MEDYADAKİ BASKI SAYESİNDE OLUYOR

Sistemin sağlık çalışanlarını hasta ve hasta yakınları ile karşı karşıya getirdiğini ifade eden İrfan Aktan’ın,”Sağlıkta şiddet nasıl önlenir?” sorusu üzerine Arslan, “ Bütün sisteminin değiştirilmesi gerekiyor. Daha önce sunduğumuz sağlıkta şiddet yasa tasarısını aynı şekilde meclisten geçirselerdi belki bir nebze katkısı olurdu. Tabi muayene sureleri bu kadar kısayken ve sağlıkta hemen hemen her şeyi para üzerinden döndüren bir sağlık sistemi olduğu sürece sadece yasa tasarısı ile çözüm olmaz. Ama en basitinden sağlık çalışanlarına yönelik suçlarda mevzuatın bizim istediğimiz yasa tasarısını cezaevi mevzuatından geçirmeseler bile sağlık hizmetleri temel kanunda yaptıkları değişiklikleri uygulasalardı katkısı olurdu. Sağlık bakanın şiddet vakalarından sonra atmış olduğu tweetler bir çözüm değildir. Bununla birlikte saldırganın cezalandırılması sosyal medyada oluşturulan baskı sayesinde oluyor. Şiddet sonucu kimse cezalandırılmıyor ve yanınıza yer alan bir Sağlık Bakanlığı yok. Bu da tabi ki hem meslekten soğumaya bazen de mesleği tamamen bırakmaya veya da var olan şartlarda şiddetle yaşamaya devam etmeye neden oluyor.”dedi.

SİYASİ OTORİTENİN ŞİDDET DİLİNE TTB VE MERKEZ KONSEYİ DE MARUZ KALIYOR

Siyasi otoritenin şiddet dilini terk etmesi gerektiğini söyleyen Fincancı, bu şiddet diline TTB ve Merkez Konseyi’nin de maruz kaldığını belirtti. “TTB 2010 yılında bir yasa tasarısı hazırladı. 2018 yılında da bir kısmı meclisten geçti. Ama önemli iki madde eksik kaldı bunlardan birisi ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılması’ uygulanmaması. Bununla birlikte cezalar ertelenmeyecekti. İkinci olarak da sağlık çalışanlarının önemli maddelerinde eksiklikler vardı. Sağlık çalışanı dediğimizde sadece hekimi ve hemşireye gören bir yerden baktılar geriye kalan tüm personeller sağlık çalışanı olarak kabul edilmedi. Bunun ötesinde bu yasal düzenleme bir ek madde olarak sağlık hizmetleri temel yasasına yerleştirildi ve ne yazık ki yargı mensuplarının bu yasadan haberdar olmadı.”

Fincancı,”Sağlıkta şiddet olduğunda tutuklu yargılama esastır ama hemen serbest bırakılıyorlar. Kamu görevi nedeniyle bu şiddete maruz kaldıkları için ağırlaştırılmış ceza olması gerekiyor fakat bunu da göremiyoruz. Biz daha etkili olabilecek bir yasal düzenleme talep ediyoruz. Cezalandırma mekanizmaları işlemeli. Meslek örgütlerini ve emek örgütlerinin güçlendirmemiz gerekiyor. Meslek ve emek örgütlerinin sağlık emekçilerinin yanında olduğunu hatırlatmamız gerekiyor. Ama siyasi otoritenin şiddet dili bu örgütlerin uzaklaşmasına neden oluyor. Türk Tabipleri Birliği sağlık emekçilerinin her zaman yanında şimdi Türkiye Barolar Birliği ile bir çalışma başlatmayı hedefliyoruz. Sağlıkta şiddet ile ilgili ek maddeleri de içerecek bir çalışma ile oradan da destek alarak yasanın uygulanmasını sahada sağlayabiliriz.”dedi.

İlginizi çekebilir