İnsan Sağlığı ve Eğitim Vakfının İstanbul’da düzenlediği panelde Türkiye’deki sağlık sisteminin neden tıkandığı, sorunların, akıl dışı uygulamaların neler olduğu ve çıkış noktasının ne olabileceği tartışıldı.

İnsan Sağlığı ve Eğitim Vakfı (İNSEV) 11 Kasım Cuma akşamı “Sağlık Sistemimiz Neden Tıkandı? Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir panel düzenledi.

Göğüs hastalıkları uzmanı ve İNSEV başkanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, aile hekimliği uzmanı ve Türkiye Aile Hekimliği Uzmanları Derneği’nden Sanem Aslan Kurtuluş, Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, Doç. Dr. Osman Elbek ve Uzm. Dr. Güray Kılıç konuşmacı olduğu İNSEV Yönetim Kurulu’ndan Doç Dr. Yeşim Yasin yönetti.

Panelde sorunlar ve akıl dışı uygulamalar örneklenir ve tartışılırken, diğer yandan da sağlığa kâr elde edilecek bir sektör olarak değil,  insan sağlığı açısından baktığımızda Türkiye için çıkış yolunun ne olabileceği ortaya konuldu.

“Nasıl sağlık sistemimiz Avrupa’dan iyi olabilir?”

Dr. Osman Elbek konuşmasının başında “Türkiye’de sağlık bitmiş durumdadır” dedi ve ekledi “Kuduzdan 10 yaşında ölen Mustafa sağlık politikasının sıfırlandığının göstergesidir.”

Elbek şunları söyledi: “Avrupa’nın tüm sağlık sistemlerinden daha beter bir sağlık sistemine sahibiz. Onlardan daha kirli bir hava soluyoruz. Onlardan daha fazla tütün içiyoruz. Onlardan daha obeziz. Hiçbir şeker hastamız kontrol altında değil. KOAH’ların hepsi alevleniyor. Onlardan daha erken hastalanıyoruz. Onlardan erken ölüyoruz. Nasıl sağlık sistemimiz Avrupa’dan iyi olabilir?”

“Bu ülkenin sağlık hizmeti üç tiptir. Özde yurttaşlar için parasını verip özel sağlık sektöründen alırsınız. Eğer turist iseniz balayıdır sağlık hizmeti, vitolarla karşılanırsınız. Sözdeler için sağlık sistemi iflas etmiştir zaten. Onların yaşam hakkı yoktur.”

“Sekiz günde bir radyolojik işlem”

Elbek sağlık sistemimizdeki akıl dışı uygulamalara bir örnek verdi:

“57 yaşında KOAH tanılı bir hasta. Nefes darlığı şikayetiyle başvuruyor. Ne zaman? Mart 2020 ile Mayıs 2021 arasındaki 14 ayda. Toplam 70 kere acil servise başvurmuş. 19 kez PCR yapılmış. 25 kere akciğer grafisi çekilmiş. 26 kere BT çekilmiş. Yani sekiz günde bir radyolojik bir işleme tabi tutulmuş ama KOAH’ı iyileşmemiş. Neden? İlaç kullanmayı bilmiyor. Çünkü evsiz. Bir otelde yaşıyor ve depresyonda. Bu Avrupa’dan daha iyi! Avrupa çünkü aklını bu kadar peynir ekmekle yemedi. Bu ülkenin sağlık sistemi bitmiştir.”

“Birinci basamak güçlendirilmeli”

Göğüs hastalıkları uzmanı Zeki Kılıçaslan ise konuşmasında öncelikle birinci basamak sağlık hizmetlerinin ve sağlıkta katılımcı yönetimin önemine değindi:

“Birinci basamak sağlık hizmeti güçlendirilmeli. Bunu acilen yapmazsak, şu anda Türkiye kişi başına, elbette ABD’den çok daha az dolar harcıyor dolar olarak kişi başına, ama kişi başına Amerikalılardan çok daha fazla sağlık tüketiyor. Uluslararası fiyatlandırma farkları nedeniyle, ABD kaç dolar harcıyor, artık 10 bin dolara yaklaşıyor, biz ise 1.200 dolar civarında harcıyoruz.

Sistem değişirse varımızı yoğumuzu hastanelere veririz

“Ama inanılmaz bir şey, eğer sistem değişirse bütün varımızı yoğumuzu bu hastanelere veririz. O da doktorlara, hemşirelere falan değil tabi, patronlara veririz.

“Bunun değişmesi gerekiyor. Birinci basamak sağlık hizmeti gerekiyor. Nüfus yaşlanıyor, kronik hastalıklar, yani şeker, tansiyon, astım, bütün bunlar asıl birinci basamakta takip edilmelidir.”

‘Asıl patron toplum olmalı’

Kılıçaslan sağlığın nasıl yönetilmesi gerektiği konusuna da değindi: “Katılımcı yönetim gerekli. Eskiden sağlık ocakları vardı. Sağlık ocakları yasasında toplum katılımı vardı.

“Ama hiç kimse toplumu katmıyordu yani doğru kurulmamıştı sistem. İnsanların söz sahibi olması lazım. Bir mahalledeki, bölgedeki insanların sağlığın yönetiminde söz sahibi olması lazım.

“Bana göre bölge hastanelerinde halkın temsilcileri olmalıdır. Belediye meclisi yok mu, bir şekilde hastanenin yönetimine katılmalıdır. Asıl patron toplum olmalıdır. Biz patron değiliz, biz profesyoneliz. Biz işçiyiz. Bizim asıl patronumuz halktır. Tabi ki eksiği olabilir, yanlışı olabilir, bilimle doğru yönde yönlendirilir ama halk öğrenir bunu.”

‘Pandemiyi halleden hemşirelerdir’

Kılıçaslan’a göre sağlık sistemimizdeki bir önemli hata da hemşirelere verilen statü ve yetkiler: “Hemşirelerin statüsü kesinlikle düzeltilmelidir. Hemşireler doktorun yardımcısı değildir.

“Çok temel bir meslek grubudur. Statüsü yükseltilmelidir. Yetkileri artırılmalıdır. Dünyada böyle bir şey var. Biz de mutlaka yapmak zorundayız. Bir takım ilaçları yazma yetkisi de verilebilir. Pandemiyi aşan, pandemiyi halleden hemşirelerdir. Zannediyorsunuz ki başka bir şey, değil.”

‘Biz patronları finanse ediyoruz’

Sağlık sisteminin nasıl finanse edildiğinin sağlıklı bir sistem kurabilmek için önemine vurgu yapan Kılıçaslan şunları söyledi: “Sağlık sistemi için kayıt dışı ekonominin önüne geçilmeli.

“Aslında biz İngiltere’deki sistemi savunuyoruz, prime dayalı sistemi değil. Yani benim kimlik kartım var mı? Prim ödedim mi, ödeyemedim mi bakılmadan sağlık hizmeti alabilmeliyim.

“Bu da nereden finanse edilmeli, vergilerle. Biz şimdi ne yaşıyoruz? Patron kayıt dışı işçi çalıştırıyor. İşçilere vermesi gereken parayı vermiyor, onların SSK primlerini vermiyor, onu parasını başkalarından karşılıyoruz. Böyle bir şey var mı?

“Göçmenlerin hepsi çalışıyor ama kaç tanesi kayıtlı çalışıyor? Yani biz patronları finanse ediyoruz. Tam kayıtlı ekonomi ve adil bir vergi sistemi olmalı. Adil bir vergi sistemi kurulması ve sağlık sisteminin onunla finanse edilmesi gerekiyor.”

‘Acilin tanımı acilen çizilmeli’

Aile hekimliği uzmanı ve Türkiye Aile Hekimliği Uzmanları Derneği TAHUD İstanbul şubesi yönetim kurulu üyesi Sanem Aslan Kurtuluş da sağlık sistemindeki ve aile hekimliğindeki sorunları ele alan bir konuşma yaptı. Aile hekimliğinde uzmanlaşmanın önemine değindi.

Kurtuluş şunları söyledi: “Hastalara, her önüne gelene provizyon açmamalı sistem. Yani bir hastalık için, bir ICD kodundan, bir şikayetten belki on gün sonra tekrar gitmeli bir sağlık kuruluşuna.

“Bu yeşil alan için de öyle, devlet hastanesi için de öyle, Aile Sağlık Merkezleri için de böyle. Sağlık sistemini tıkayan şeylerden bir tanesi bu. Acilin tanımı acilen çizilmeli. Yani Yeşil Alan ortadan kaldırılmalı. Yeşil alan nedir? Acil servis, acil servistir. Bunu ortadan kaldırmazsak hastalar oraya gitmeye devam edecek ve sistemi tıkayan bir şey olacak.”

Kime göre tıkanma?

İNSEV’in düzenlediği panelde konuşan Uzm. Dr. Güray Kılıç konuşmasına “Sağlık sistemimizde tıkanma var mı” sorusunu sorarak başladı ve yanıtını şöyle verdi:

“Sağlık sisteminde tıkanmanın kime göre olduğuna göre bakarak yanıt verebilirsiniz. Sağlık sisteminde tıkanma örneğin özel hastaneler için yok. Mesela bir hastane grubunun karı geçen seneye göre yüzde beş yüz artmış. Bu hastanelerden hizmet alanlar da memnundurlar, kabul etmek lazım.

“Diğer yandan bu hastanelerden yüzde kaçın hizmet alabildiğine bakmanız lazım. Çok yüksek olmadığını söylemek zorundayız. Ama önemli bir kısım için sağlık hizmetine erişmek, yararlanmak anlamında tıkanma var mı? Hiç söylemeye gerek yok, durum facia.”

“Saçma sapan bir sistemin içerisindeyiz. Peki nerden icab etti, Türkiye’nin başına bu bela nerden geldi? Bu bela dünyanın başında zaten. Sağlığın alınır satılır bir meta, bir mal olması için bir sistem kurgulandı dünyada. Sistem yurttaş için tıkandı. Yani sağlığın bir doğal yurttaş hakkı, bir insan hakkı olduğu bir tanımlama içerisinde tıkandı. Ama bir grup sermayedar ve yurttaşımız için değil.”

Sağlık turizmi özel sektör için vazgeçilmez

İNSEV başkanı Çağlar Çuhadaroğlu konuşmasında özel sağlık sektöründeki durumu ve ‘sağlık turizmini’ tartıştı.

Çuhadaroğlu “Sağlık turizmi özel sektör açısından şu anda vazgeçilmez durumdadır. Başka türlü yaşayamazlar” dedi ve Türk lirasındaki değer kaybı ile daha fazla talep gören sağlık turizminin payının yüzde dörtlerden yüzde yirmi beşlere çıktığını aktardı.

Doktorlar ve diğer sağlık çalışanları açısından çalışma ve yaşam koşullarına da değinen Çuhadaroğlu “Doktordan fazla hemşire gitti aslında yurt dışına. Hemşirelerimiz yurt dışına gidiyor. Teknikerlerimiz yurt dışına gidiyor” diyerek sağlık alanındaki yetişmiş eleman kaybımıza ve bunu yarattığı sorunlara dikkat çekti.

‘Eğer bunu kurabilirsek çıkış noktası var’

Çözüm önerilerinin tartışıldığı bölümde Osman Elbek birinci basamak sağlık hizmetine dayanan bir sistemin Türkiye’de nasıl kurulabileceğine dair görüşlerini paylaştı:

“Aslında temel sorunu birinci basamakta çözeceksek çok güçlü bir birinci basamak lazım acilen. Tüm dünya da böyle yapıyor. Tüm birinci basamak hizmetlerini tek çatı altında, birbirlerini gören ve temas eden bir şekle dönüştürmemiz lazım.

“Mutlak kamu çalışanı olacaklar, mutlak kamu mekanlarında olacaklar ve performans üzerinden olmayan bir sistem ve bu istense bir günde yapılabilir, 2000 nüfusa bir doktor şeklinde düzenlenebilir. Dört yıl içinde de 1500 kişiye düşürülebilir. Hedef nedir? Küba’da 400’dür. 400 kişiye bir aile hekimi. Ve mutlaka bütüncül olacak. Bunu eğer kurabilirsek bu ülkede çıkış noktası var.”

‘Bir birbuçuğuncu basamak lazım bu ülkeye’

Elbek birinci basamağı güçlendirmenin Türkiye özelinde nasıl uygulanması gerektiği konusundaki görüşlerini de detaylı olarak anlattı:

“Ancak Türkiye’de bir kültürümüz var. Biz biraz hastaneyi seviyoruz. O zaman araya, özel sektörün çok iyi kullandığı gündüz hastaneleri var. Böyle bir birbuçuğuncu basamak lazım bu ülkeye.

“Hani bildiğimiz sağlık ocağı ya da aile hekimliğinden farklı, yatağı olmayan, ancak tetkikleri orada yapılan, biraz hastaneye benzeyen bir şey lazım.

“Toplumsal dönüşüm ancak bu kültürü anlayarak olur. Bu yüzden böyle bir gündüz hastanesinde, aile hekimleri ile temel branşlardan uzmanların orada hastayı birlikte gördüğü ve hastayı birlikte yönettiği, bu yüzden aile hekiminin de sevk ettikten sonra ondan bihaber kalmadığı, orada dört ana branş ile aile hekimini birleştiren bir birbuçuğuncu basamak uydurmak zorundayız.

“Sonra ikinci üçüncü basamak yüz ila altı yüz yataklı, hani şehir hastaneleri gibi heyulalar değil. Ve tüm bu basamaklardaki hekimler arasında eşgüdüm gerekli. Ben bir KOAH’ı üçüncü basamakta tedavi edersem ama birinci basamaktaki işi çeviremezsem biliyorum ki o hasta iki hafta sonra yine gelecek.”

Bu sistemi kurarsak özel sermaye çok para kazanamayabilir

“Ve elbette sevk zinciri. ‘Öncelikle’ diyerek başlarsınız, sonra hayatın içerisinde bu işleyişi sağlayabilirsek, ben oğlumun sivilcesini birinci basamakta çözebileceksem deli miyim gidip dermotolog bulayım özelde, üç bin lira vereyim. Gider orada çözerim. Akılsız olmam lazım.

“Bu sistemi kurarsak özel sermaye sahipleri çok para kazanamayabilir. BT’ler çok çekilmeyebilir. Bundan dolayı problem yaşayabilirler. Batarlar mı? Bana ne? Ben sağlıkla ilgileniyorum.”

Pınar Erol

Ekim 2022’de bianet’te İngilizce editör olarak çalışmaya başlayan Pınar Erol İ.Ö.A. Robert Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi mühendislik fakültesi mezunu. KESK ve Hava-İş’te dış ilişkiler uzmanı olarak ve çeşitli şirketlerde farklı sorumluluklarla çalıştı. Öğrencilikten başlayarak uzun yıllar tercüme yaptı, bir kitap çevirisi var.

Kaynak: Bianet

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…