Sağlık Market Kamu Yararına mı? – Eriş Bilaloğlu

Sağlık Market, bir merkezileşme adımı olarak, kısa vadede kamusal tasarruf, orta ve uzun vadede ise “Türkiye’nin sağlık alanında önemli ölçüde kendine yeterli olması stratejik aklı”nın ürünü bir “derinlik” mi taşıyor?

Kamuoyu Sağlık Market’i (SM) ilk kez bir önceki Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’la duydu. Demircan 19 Temmuz 2017’de Sağlık Bakanı olmuş, hatta göreve geldiğini de televizyondan öğrenmişti. Henüz birinci ayı yeni dolmuşken verdiği röportajlardan birinde SM’den bahsetti. Bakan 14 Kasım 2017 tarihinde yaptığı 2018 Sağlık Bakanlığı Bütçe sunusunda da aşağıdaki iki görselle “meselenin çerçevesini” somutladı.

Aralık ayında Tıbbi Tedarik Kongresinde Türkiye Sağlık Market Vizyonu oturumu yapıldı. Oturumda Sağlık Bakanlığı yetkililerince “komple bir sistemden” bahsedildiği söylenerek SM’de temel amacın yerliliği ön plana çıkarmak, Türkiye’de tıbbi cihaz sektörünü güçlendirmek ve bunu da sektörün tüm duayenlerinin yönetimine açmak olduğu aktarıldı. Bir tarafında Devlet Malzeme Ofisi’nin (DMO) satın alma yapıp markete koyduğu, bir tarafında Sağlık Bakanlığı hastanelerinin her birinin deposundaki malzemenin diğer hastanelerce görünebildiği, ihtiyaç anında hızlı bir şekilde temin edilebildiği, aslında temin sürelerini kısaltan hem sektörü hem kurumu rahatlatan bir model olacağı vurgulandı. Sağlık Market Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Hedefleri sıralandı: Daha hızlı tedarik, daha uygun fiyat, daha kaliteli ürün, daha etkin stok yönetimi ve daha fazla yerli ürün.

Yapılan açıklamalarda yerlileşme, yerli üretici lafları geçse de meselenin “yerlilerce” anlaşılamadığı basına yansıyordu. Yerli üreticiler kendilerinden gizli yürütülen bir süreç olduğunu söyleyerek finansı güçlü şirketlerin Türkiye’de ofis açarak yerli üreticilerin mal satmasını olanaksızlaştırabileceğini, halen üreticilerin bayilik ağında yaklaşık 8 bin şirketin ve en az 16 bin istihdamın söz konusu olduğunu bildirerek işsiz kalma riskine de dikkat çekiyorlardı.

14 Şubat 2018’de Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü sayfasında iki satırla Sağlık Market Koordinasyon Toplantısı yapıldığı duyuruluyordu: “DMO Genel Müdürlüğünde Sağlık Market Koordinasyon Toplantısı gerçekleştirilmiştir. Toplantı kapsamında DMO Genel Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan Tedarik İşbirliği Protokolü’ne ilişkin yürütülen iş ve işlemler hakkında görüşülmüştür.”

Nisan ayında basına yansıyan haberlerden SM’nin Mayıs 2018’de hizmete gireceği öğreniliyor ve 24 Haziran seçimleri sonrası Ağustos başında açıklanan 100 Günlük Program’da da SM yer alıyordu. Programda DMO ile yapılan protokol çerçevesinde hastanelerin ihtiyaçlarının bir merkezden karşılanacağı, yerlilik oranının artırılması, malzemelerin temininin kolaylaştırılmasının amaçlandığı yazıyordu.

SM iktidar yayın organlarında ise önemli bir tasarruf adımı olarak değerlendiriliyordu. Sağlık Bakanlığı’nın SM sayesinde en önemli gider kalemlerinden birini oluşturan tıbbi cihaz ve malzemelere yönelik büyük bir tasarrufa gideceği, proje kapsamında hastaneler üzerindeki mali ve iş yükünün önemli oranda azalacağı, böylece herhangi bir hastanenin ihtiyacı olması durumunda ihaleye çıkmasına gerek kalmadan DMO’dan en uygun fiyata satın alacağı, DMO üzerinden hastanelerin ihtiyacı olan tıbbi cihaz ve malzemelerin merkezi alım yöntemiyle alınarak stoklanacağı, bu sayede tek tek alımlarda değerleri milyonlarca liraya mal olan tıbbi cihazların toplu alınacağı için oldukça uygun fiyatlara temin edileceği öne çıkarılıyordu.

İlk uygulamalara yönelik Tüm Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği’nden (TTÜ-DER) tepki geldi. Dernek Başkanı SM uygulamasının başlatılmasının ardından gerçekleştirilen toplu alımlarda verilen fiyatlar nedeniyle kapanan firmaların görmezden gelinemeyeceğini, bu şekilde toplu alımlardan yararlananlara bakıldığında global firmalar olduğunun görüldüğünü, DMO’dan alım uygulamasının Hükümetin “yerelleşme, yerlileşme, millileşme çalışmalarının hızlanması” hedefleri ile çeliştiğini söylüyor ve kamu otoritelerinden acilen SM projesinin durdurulmasını beklediklerini ifade ediyordu:

“Mevcut durumda global devlerin ucuza ürün satarak yerliyi oyunun dışına ittiğini, daha sonra yerli üreticinin iflas etmesini fırsat bilerek istedikleri fiyatı dayattıklarını vurguladı.”

Bir başka haber yorumda sürecin seyrine yönelik değerlendirmeler de yapılıyordu:

“DMO’nun tedarikçi firmalarla hangi koşullarda fiyat pazarlığı yaptığı, toplu alımlarda kurdan bağımsız bir fiyat politikasının sürdürülüp sürdürülemeyeceği, tıbbi cihaz altyapısının donanım, bakım ve onarım sorumluluğu yüklenici firmaya ait olan şehir hastanelerinin ‘Sağlık Marketi’ uygulamasının kapsamına girip girmediği yanıtlanması gereken sorular olarak öne çıkıyor (…) Türkiye’de tıbbi cihaz pazarında ABD’li General Electric, Almanya şirketi Siemens gibi uluslararası sağlık teknolojisi tekellerinin hakimiyeti bulunuyor. Yerli üretim perspektifi de esas olarak bu firmaların doğrudan ya da dolaylı şekilde Türkiye’de üretim yapmasını sağlamaya yönelik pazarlık sürecini ifade ediyor. Söz konusu hedefin gerçekleşmesi durumunda da kamu alımları yoluyla ‘Pazar’ ve ‘fiyat’ garantisi karşılığında diğer yüksek teknolojili sektörlerde olduğu gibi standart parçaların Türkiye’de üretilip esas teknolojik parçaların ithalat edileceği bir tür montaj üretimin söz konusu olması bekleniyor.”

“Yerlileşme, yerelleşme, millileşme” adımı olarak pazarlanan Sağlık Market

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de yataklı sağlık kurumu sayısı 1510 olup 876’sı Sağlık Bakanlığı, 69’u üniversite, 565’i özel olarak dağılmış durumda.

Bu hastanelerde yaklaşık 218 bin hastane yatağı var ve bunun 133 bini Sağlık Bakanlığı, 38 bini üniversite ve geri kalan 47 bini de özel hastanelerde bulunuyor. Dolayısıyla Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastanelerini hedeflediği söylenen bu uygulama tıbbi cihaz ve sarf alanında dönen paraya müdahale açısından bir merkezileşme adımı olarak değerlendirilmeli. Çünkü SM uygulaması hastanecilik hizmetlerinin ana gövdesini içerisine alıyor *:

“Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ve üniversiteler yıllık 6 milyara yakın tıbbi sarf malzemesi alıyor. Buna tıbbi cihazlar ve aşılar da katıldığında 10 milyarın üzerinde bir mal her yıl Bakanlık tarafından satın alınıyor.”

Bu büyüklük üzerinde yapılacak iradi müdahalelerin belirleyici bir yönlendiriciliği olacağı çok açık.

Dolayısıyla şu soru önem taşıyor: Sağlık Market bir merkezileşme/merkezi planlama adımı olarak kısa vadede kamusal tasarruf, orta ve uzun vadede ise Türkiye’nin sağlık alanında önemli ölçüde kendine yeterli olması stratejik aklının ürünü bir “derinlik” mi taşıyor?

Bu tür bir yorum iyimser ötesi olur. Yorumun iyimser olmama gerekçesi (kamu adına irade kullanan yapının sermaye/sermaye aktörü olmasına paralel olarak) mevcut siyasi iradenin “fıtratı”.

Parti programında ifadesi şöyle:

• Tüm kurum ve kurallarıyla işleyen piyasa ekonomisinden yanadır.

• Devletin ilke olarak her türlü ekonomik faaliyetin dışında olması gerektiğini benimser.

• Devletin ekonomideki işlevini düzenleyici ve denetleyici olarak tanımlar.

• Özelleştirmeyi daha rasyonel bir ekonomik yapının oluşması için önemli bir araç olarak görür.

• Küreselleşmenin getirdiği yapısal dönüşümlerin en az maliyetle gerçekleştirilmesini savunur ve bunun en sağlıklı yolunun uluslararası rekabet gücünün artırılması olduğuna inanır. Bu nedenle ülkemiz ekonomisinin rekabet gücünün artırılmasının, siyasi ve ekonomik geleceğimiz açısından stratejik önem taşıdığını kabul eder.

• Uluslararası bilgi birikimi ve tecrübenin transferinde önemli rol oynayan yabancı sermayenin, Türk ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunacağına inanır.

Bu programa sahip bir partinin merkezi planlama ve kamu yararı çağrıştıran adımlarını sınıf gözlüğüyle okumak gerekir.

Siyasi irade hem genel politik konumlanışta hem de dış ilişkilerden eğitime hemen bütün başlıklarda olduğu gibi sağlık alanında da oynayacak yerin daraldığı bir süreci yaşıyor.

Ayakta kalabilmek için olabilen her alanda otoriterliği/tek merkezliliği tesis ederek “tek odağın” siyasal, finansal pazarlık gücünü arttırmak, pozisyonunu korumak hedefiyle tutum alıyor.

Gündemde olan SM uygulaması kısa vadede kamusal tasarruf, orta ve uzun vadede ise Türkiye’nin sağlık alanında önemli ölçüde kendine yeterli olması stratejik aklının ürünü olamaz. Çünkü kamu yararını gözeten bir SM mevcut siyasi iradenin genetik kod inşasındaki yapıtaşlarının dizilimi, yıllar boyunca kurduğu ilişki ağı ve konumlanışında ifade olan bir bünyeye yabancı olup “organ reddi”ne uğrar. (EB/EKN)

————————————————-

* Hatırlatmakta yarar var: Şehir hastaneleri süreci devam ettiği takdirde 30 şehir hastanesi ile 43 bin yataklık bir dilimin önemli işlem kalemlerinin Sağlık Market uygulaması kapsamı dışında olması muhtemel. Bir başka ifadeyle Sağlık Market’in yönlendiriciliğindeki büyüklük her geçen yıl artacağına şehir hastaneleri açıldıkça azalmaya aday.

Kaynak: Bianet

İlginizi çekebilir