S.O.S: Osman Öcalan yeniden sahnede – İnci Hekimoğlu

‘Devlet partisi’ tanımını kullanarak FETÖ VE PKK bağı kurmaya çalışmak, kriminalize ederek bertaraf etme taktiğinin ‘devletin kurucu partisi’ni bile es geçmeyeceğini gösteriyor.

Uzun süredir yandaş kanalları pek izlemiyorum. Ekranlardan boca ettikleri organize kötülük, onca yalan bir yana adeta mutasyona uğramış, insanlıktan çıkmış figürler karşısında insanın dili tutuluyor.

Gülmekle ağlamak arasında, öfkeyle yabancılaşma arasında bir yerde kalakalıyorsun.

Sanki sadece bakmak, sadece duymak bile kabalıkla, ilkellikle, cehaletle yoğrulmuş bir kirliliğin ekranlardan evimizin içine yayılacağı, her yere bulaşacağı korkusu yaratmaya yetiyor.

O derece müptezellik hali…

Ne var ki, izlemek zorundayız.

Hele ki seçim atmosferine girilmişken…

Özellikle bir kanal var ki, onu izlemeden iktidarın stratejisini çözemez, gelecek günlerde olabileceklere ilişkin tahmin yürütemezsiniz.

Dolayısıyla bunların da 7/24 tetikçilik yapmalarının böyle bir ‘teşhir’ ya da ‘açık etme’ gibi faydası olduğu inkâr edilemez.

İşte ‘medya’ içinde olduğu varsayılan kanalın bu iktidar dönemine kadar adı pek bilinmeyen iki figürü geçen akşam çok önemli bir program yaptılar.

Programın baş konuğu Osman Öcalan’dı.

Biz Osman Öcalan ismini hep, devletin makas değiştirdiği kritik dönemeçlerde duyduk. Hepsi de devletin çatışma siyasetine geri döndüğü, bir kesimi hedef almaya hazırlandığı veya kamuoyu algısını bir noktaya yoğunlaştırma ihtiyacında olduğu dönemlerdi.

Barışa yönelik politikalar çoktan terk edildiğine, hatta “barış” diyenin hain ilan edilmesine varan sertlikte çatışma siyasetine dönüldüğüne göre Osman Öcalan’ın şimdiki işlevi ne ola ki, diye merak ettim doğal olarak.

Osman Öcalan iki noktaya vurgu yaptı.

Bir; “Türk Devleti, Amerika’nın Suriye politikalarına karşı durduğu ve Rusya’ya yakınlaştığı için Amerika da YPG ile ittifak yapıyor.”

İkincisi; “YPG, PKK’nin ideolojisini benimsemiştir ve Suriye’deki uzantısıdır. HDP de aynı ideolojiyi benimsemiş, o doğrultuda kurulmuş bir partidir.”

Görüldüğü gibi Osman Öcalan ne yeni bir şey söylüyor ne de yeni bir bilgi veriyor.

Daha önemli bir şey yapıyor.

İktidarın ve tetikçisi kanalın üzerinde tepineceği bir zemin, kamuoyunun belli bir kesiminin algısını etkileyebilecek bir ‘referans’ sağlıyor.

Nitekim devamında TV programcısı kisvesindeki iki figür sazı ellerine alır almaz, “İşte hem de Osman Öcalan söylüyor; YPG PKK’nin uzantısıdır, HDP de bölücü örgütün siyasal alandaki temsilcisidir” diye başlayıp sözü CHP’ye getirdiler.

Kendilerine ayrılan sürenin tamamında, dakikalar boyunca adeta papağan gibi şunları tekrarladılar:

“Bakın CHP seçmenleri, partinizi görün. Biz burada siyaset yapmıyoruz, ülkenin çıkarlarını konuşuyoruz. HDP gibi vatanımızı bölmek üzere kurulmuş bir parti ile devleti kuran bir parti olan CHP nasıl birlikte hareket eder? Kılıçdaroğlu, Ahmet Türk’le ne görüştü? Hem devlet partisi olduğunuzu söyleyeceksiniz hem de devleti bölmek isteyenlerle ittifak yapacaksınız? Siz bunu içinize sindirebilir misiniz?”

Yani böylece sadede geldiler.

Kürtlere yapabilecekleri, söyleyebilecekleri hiçbir argümanları kalmadığı için seçilmiş iradelerini hapse atmanın yanı sıra, halen dışarıda olan vekillerini de açıktan tehdit etme noktasına kadar geldiler.

Ama CHP seçmenine aynı şeyleri yapmaları –en azından şimdilik- zor göründüğünden beyaz, laik, ulusalcı Türklerin “bölünme” paranoyasını provoke ederek CHP’den koparmak bir hedefse diğeri de, AKP’den uzaklaşmaya başlayan muhafazakâr Kürtlerin HDP’ye oy vermelerini engellemek, tabanda oluşan HDP-CHP yakınlaşmasının önüne geçmek.

Önemli bir diğer hedef de araştırma sonuçlarına göre yüzde 20 gibi yüksek bir oranda tespit edilen kararsızları etkilemek.

Araştırmalardan biliyoruz ki, kararsız seçmenin büyük çoğunluğu önceki seçimlerde AKP’ye oy vermiş seçmenler.

Yine araştırmalardan biliyoruz ki, halkın şu anda ilk sıraya yerleştirdiği sorun “ekonomik kriz”. “Güvenlik” ikinci sırada geliyor.

Bu sonuç bütün operasyonlara, bütün “dış saldırı” söylemine, bütün “bağımsızlık mücadelesi veriyoruz” efsanesine rağmen kamuoyu algısını artık istedikleri gibi yönetemediklerini göstermeleri bakımından şahane.

Ama aynı zamanda ürkütücü. Hele Osman Öcalan’ın yeniden sahneye davet edilmesiyle birlikte düşünüldüğünde daha da ürkütücü.

Çünkü aynı programda, isimlerini saymadıkları ama belli ki yakın zamanda isim isim saydıracakları bazı CHP milletvekillerinin HDP ile yakın ilişkileri olduğunu, Kılıçdaroğlu’nun YPG’yi ‘kahraman gibi gösterdiğini’ iddia ettiler.

Hepsi bu da değildi.

Sözünü ettiğim program bittiğinde bu kez, tamamen CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef tahtasına koyan bir bant kapladı ekranı.

Kılıçdaroğlu’nun kesilip, cımbızlanmış sözlerinden ve görsellerinden oluşan bant CHP ve yönetiminin FETÖ ve PKK ile bağını kurma, ispatlama çalışmasından ibaretti.

İşte ürkütücü olan nokta tam da bu.

“Devletin partisi” tanımının altını çizerek FETÖ VE PKK bağı kurmaya çalışmak, muhalifleri kriminalize ederek bertaraf etme taktiğinin “devletin kurucu partisi”ni bile es geçmeyeceğini gösteriyor.

İş bu noktaya gelince ‘bağımsız muhalifler’i bertaraf edecek bütün yol ve yöntemler de beklenebilir demektir.

Nitekim söz konusu programın bir bölümünde de akmedyaya röportaj vermiş sanatçıların fotoğrafları ile cımbızlanmış sözleri bütün ekranı kaplayıverdi. Devletin milletin yanında oldukları için kendilerine linç yapıldığı, mağdur edildikleri iddia edilerek.

Böylece ünlü, özellikle de laik, beyaz Türk ve solcu bilinen isimlerle yapılan kolaj, medyada çok tartışılan o dizi röportajların amacını da anlamamızı sağladı.

Onlar bunu anladı mı bilemem ama kullanışlılıkları açısından tarihin bir bölümünde unutulmayacakları kesin.

Sadede geri dönersek, araştırma sonuçlarında ekonomik krizin ilk sıraya yükselmesi ile yine araştırma sonuçlarına göre AKP’nin oy kaybetmesi birbirine paralel olarak yükseliyor.

Bu durumda anket sonuçlarında ikinci sıraya düşen “güvenlik” endişesini, 6 Haziran 2015 seçimleri öncesinde deneyimlediğimiz türden ilk sıraya yükseltmek isteyebilirler.

İşe yarar mı?

Çok kullanılmış ve eskitilmiş olduğu düşünülürse, düşünmek istemeyeceğimiz kadar sarsıcı, travmatik olayların gündeme gelmesi gerekir. Ama bu kez de beklenmedik sonuçlar doğabilir.

Olasılıkları bir yana bırakırsak belirgin olan, seçim ikliminin öncekilerden daha sert geçeceği.

Nitekim şimdiden sahadaki ilk işaretini Urfa’dan verdi.

MHP adayı Fatih Bucak hiç çekinmeden “Seçime değil ölüme geliyorum” dedi, “Bir tane başka partiyle araba görürsem kendileri bilir, şimdiden kendilerine mezar kazmaya başlasınlar” dedi.

Yani bırakın seçim hilelerini, yolsuzluklarını artık iktidar güçlerinin adayları dışındakilerin aday olma, propaganda yapmaları gibi olağan seçim süreci ya ‘tüfeğin demiriyle’ ya YSK yoluyla engellenecek ya da seçilse bile kayyum yoluyla.

Bu karanlık iklimi dağıtacak en önemli müdahale, CHP’nin bugüne dek hiçbir yararını görmediği “savunma” hattından hızla çıkıp, cesaretle HDP’yi ve diğer bütün demokratik kamuoyunu yanına alarak demokrasi mücadelesini sahaya yaymasıdır.

Başka da şansı kalmamış görünüyor, çünkü çanlar şimdi CHP ve yönetimi için çalıyor.

Ve tabii ülkenin geleceği için…

İlginizi çekebilir