Rapor Verelim Ama… – Eriş Bilaloğlu

Bildiğim kadarıyla “6’sı ölümcül risk taşıyan 16 hastalığı olan” bir kişi için “Rapor verilmesin” diyen hiç kimse yok…

 

30 Haziran’da (Cumartesi) haber olarak gündeme girdi, 1 Temmuz 2018 Pazar günü alevlendi, Pazartesi iyice gündeme yerleşti… “aslı varsa” konu bir tıbbi rapor meselesi. Ve yine aslı varsa raporun aslı (?!) yukarıda (ve sosyal medyada), altında da altı hekimin imzası var.

Konu artık sönümlenmeye geçti/geçer, “yeni” bir rapor vakasına kadar, o nedenle biz yine de yazalım.

Kabaca 3 yönü var bu “işin”:

1) Tıbbi rapor nasıl yazılır? Ve bu bilgi ışığında gündem olan raporun değerlendirilmesi.

2) Türkiye’de hekimlik ve mesleki bağımsızlık.

3) Cezaevlerinde, iyileşme şansı tıbben çok düşük/olmayan hasta tutuklu-hükümlülerin durumu.

Belki “süreç yönetimi” de eklenebilir ama bildiğimiz kadarıyla henüz Sağlık Bakanlığı’ndan bir açıklama bile yapılmamış olması yönetim tarzına dair fikir vermektedir.

Biz ilkinden başlayalım. Yukarıdaki raporun “düzmece” olmadığını kabul ederek okuyan herhangi bir sağlıkçı ya da resmi yazışma yapmış bir devlet memuru belgenin -en azından- uygun olmadığını söyleyecektir.

Okuyan bir hekimse söyleyeceği şudur:

Bu rapor iki gerekçeyle uygun değildir: usulen ve ilmen-fennen (İlgilisi “tıbbi rapor nasıl yazılır?” başlığında çok sayıda sunu, yazı/makale vb bulabilir ve niye uygun olmadığına bakabilir).

Düzenlenen bir sağlık raporu usulen ve ilmen-fennen uygun olabilir/görünebilir ama yine de gerçeği yansıtmayabilir. Bu durum ayrı bir tartışma ya da incelemeyi gerektirir. Ancak son 3-5 gündür gündem olan rapor bu kapsamda değildir ve rapor olduğu söylenen belge bu ise bir inceleme bile gerektirmeyecek kadar her şey “ortadadır”. Dolayısıyla basında yer alan “TTB inceliyor/inceleyecek” haberleri de merak konusudur, ortada bu anlamda incelenecek, değerlendirilecek “tıbbi bir malzeme” yoktur. Elbette inceleme diye kast edilen böyle bir belgenin resmi olarak düzenlenip düzenlenmediği, düzenlendiyse altında yer alan imzaların hekimlere ait olup olmadığı ise, sorulup öğrenilebilir. Bu amaçla Sağlık Bakanlığı-Sağlık Müdürlüğü ve tabip odası aracılığıyla ilgili hekimlere yazı göndererek cevapları istenebilir. Gelen cevaplara göre de inceleme başlatılabilir.

Burada mühim soru, aslı varsa, böyle bir “rapor”un altına bir hekim neden imza atar?

Bu soruyla 2 nolu maddenin değerlendirmesine girmiş oluyoruz: Mesleki bağımsızlık.

Hatırlatmak yerinde olacak: Hekimlerin mesleki uygulamaları TTB’nin doğrudan gündemidir ve hekimliği/hekimleri işlerini olması gerektiği gibi nitelikli yapmaları için “korumak” görevidir. Bu görevin ayrılamaz diğer yüzü cezaevleri gibi dezavantajlı yerlerde yaşayanlar başta olmak üzere insanların sağlık hakkının korunmasının da TTB’nin öncelikli sorumluluğu olduğudur.

Medyaya yansıyan kimi açıklamalardan, aslı varsa, adına rapor düzenlenen kişinin bir yanlış değerlendirme içinde olduğu, hastalıklarının TTB tarafından incelemeye alındığını düşündüğü, anlaşılmaktadır. Adına rapor düzenlenen kişinin hasta olup olmadığı, hastalıklarının durumu, cezaevi koşullarında tedavisi için yapılması gerekenler vb gündem değildir. Bildiğim kadarıyla “6’sı ölümcül risk taşıyan 16 hastalığı olan” bir kişi için “Rapor verilmesin” diyen hiç kimse yok; “6’sı ölümcül risk taşıyan 16 hastalığı olan” bir kişiye usule, ilme-fenne uygun bir rapor düzenlenmesi mümkün ve gereklidir.

Hekim bizzat muayene ve tedavi ettiği hastasına rapor verir, bu raporda tıbbi gerekçelere bağlı olarak istirahat, tedavi şekli, diyet, çalışma koşulları gibi hasta için gerekli geçici ya da kalıcı bilgiler ve önerilerde bulunur (Hekimlik Meslek Etiği Kuralları/HMEK madde 32).

Söz konusu hastalıkların tedavisi, mümkün değilse kişinin yaşamının olabilecek en yüksek iyilik koşullarında nasıl sürdürülebileceğine ve/veya çekilen acıyı olabildiğince azaltmaya yönelik tıbbi gerekçeli önerilerin insan onurunu gözeterek bildirilmesi de hekimlerin öncelikli ödevidir (HMEK madde 5, 28).

Söylemeye gerek bile yok ama “kaygı varsa” diye yazalım: Bu ödev yerine getirilirken hastanın siyasal görüş, sosyal durum, dini inanç, milliyet, etnik köken, ırk, cinsiyet, yaş, toplumsal ve ekonomik durum ve benzeri farklılıkları, herhangi bir suçtan tutuklu ya da hükümlü olması gözetilmez (HMEK madde 7).

Hekimlerin mesleki bir yetersizlik nedeniyle bu tür bir belge düzenlemiş olmaları çok düşük bir olasılık olacağına göre mesleki bağımsızlık ortam ve koşullarına sahip olmadıkları kuvvetli gerekçedir.

Dolayısıyla bu belge rapor olarak düzenlenmişse hem Sağlık Bakanlığı hem de meslek kuruluşunca yürütülecek bir süreç herkesin yararına olacaktır. Çünkü gerçekten de ülkemizde çok ciddi sağlık sorunları olan binlerle ifade edilen tutuklu-hükümlü vardır ve bunlarla ilgili her türlü kaygıdan uzak sadece kişinin sağlığı ve yaşam hakkını gözeten bir hekim yaklaşımıyla tıbbi değerlendirme yapılması ve gerekçeli önerilerde bulunulması doğru olandır. Beklenen de idarenin usule ve fenne uygun rapor düzenlenmesinde gerekli kolaylaştırıcılığı göstermesi ve bu sürecin güvencesi olması, raporun gereğini yerine getirmesidir.

 

İlginizi çekebilir