Psikiyatr Fikret Zengin: ‘Geleceğin Umudu Göç’

Uzun yıllardır Avrupa’da olan Psikiyatr Fikret Zengin’in “Geleceğin Umudu Göç” kitabı Almanca olarak yayınlandı. “Göç eden insan sahip olduklarını kaybediyor, bir taraftan da geldiği toplumdan fonksiyon görmüyor. Bir fırsat bulabilirsem kitabı Türkçeye çevireceğim” diyen Zengin ile kitabını, göçü ve bireylerin göçle yüzleşmesini konuştuk.

Gülşen İşeri 

Psikiyatr Fikret Zengin, uzun yıllardır Avrupa’da yaşıyor. 1984 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Almanya’ya göç etti. Orada psikiyatr ve psikolog eğitimi aldıktan sonra psikiyatri ve psikoterapi dalında ihtisas verme yetkisine sahip oldu. Türkiye’deki toplumsal meseleleri mesleki hayatında da yer veren Zengin, Geleceğin Umudu Göç adlı Almanca kitap yayımladı. Deneyimlerini aktardığı kitapta göçün ilk kez pozitif yönüne değindi.

Fikret Zengin İsviçre’nin Zürich kentinde psikiyatrı ve psikoterapist hekimi olarak çalışmaya devam ediyor. İstanbul’u ziyareti sırasında bir araya geldiğimiz Fikret Zengin’le hem kendi hayatına dair, hem de Türkiye’den göç eden ve zorunlu olarak Avrupa’da yaşamak zorunda kalan bireylerin yüzleşmesine ilişkin sohbet ettik…

Fikret Zengin

Almanca göçle ilgili bir kitap yayımladınız ki dünyada en çok konuşulan konulardan biri, nasıl bir süreçti ve neden göç?

Kitabımın ismi Geleceğin Umudu Göç, Almanya’da kitabı okuyanlar ve ilgilenenler hep şunu söyledi: “biz bu kadar olduğunu bilmiyorduk. Nasıl dayandınız .” “Rengim kara, derim sert dayanıyorum” dedim.

‘TÜRKİYE AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ BİR KAYNAK’

Türkçeye çevrilsin istediniz mi?

Tabii ki… Çünkü inanıyorum Türkiye açısından çok önemli bir kaynak. Sosyoloji fakülteleri, psikoloji bölümleri, pedagoji… Pek çok dal bu kitaptan faydalanacaktır. Göç eden insanda nasıl bir sosyolojik değişim oluyor, insana yansımaları, psikolojik ve ruhsal hayatını nasıl etkiliyor vs… Hem teorik hem de insan hikâyeleriyle göçü anlatmaya çalıştım.

Bir ders kitabı niteliğinde öyle mi?

Göçü anlamak adına önemli, Türkiye’nin bu konuda kaynaklara ihtiyacı var. Bir fırsat bulabilirsem Türkçeye çevireceğim, insan hikâyesi odaklı.

‘GÖÇÜN TARİHİ İNSANIN TARİHİYLE BAŞLAMIŞTIR’

Kitap bir yanıyla göçü pozitif anlatıyor…

Göçü pozitif anlatıyorum evet. Göç olmasa insanlık biter. Çünkü yalnız insan değil, hayvanlar için de geçerli bu. Göçün tarihi insanın tarihiyle başlamıştır. Hayvanlarda da göç var. Her göç gittiği yerden bir şeyler alıyor.

Öte yandan da kendini bir yere ait hissedemiyor…

Doğru. Göç eden insan kendini kaybediyor. Bir kayıp olarak hayatına devam ediyor.

Göçün temeli nedeni nedir? Deneyimlerinizden aktarırsanız…

Her göçmenin hayali vardır. İster politik nedenlerden olsun isterse olmasın… Temelinde hayatını kurtarma var. İyi şartlara sahip olmak gibi fantezileri var ama ne yazık ki hayalleriyle örtüşmediğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Bir de sahip oldukları sosyo-kültürel fonksiyonlar ve geleneksel yapı, daha da zorlaştırıyor.

Göç eden insan sahip olduklarını kaybediyor, bir taraftan da geldiği toplumdan fonksiyon görmüyor. İki tarafta da baskı oluşuyor. Denizden çıkan balık gibi…

Alanınız göç üzerine mi peki?

Göç üzerine mastır yaptım. Berlin Üniversitesi’nde dersler verdim.

Avrupa’ya 1988 yılında gitmişsiniz… O süreç nasıl gelişti?

Evet. Beynin duygular üzerindeki etkisini araştırdım, ilk araştırma konumdu. Güzel bir daldı. İki yıl çalıştım, sonra psikiyatr bölümüne geçtim. Tabii bunun için öncelikle Alman vatandaşı olmam gerekiyordu, diğer türlü doktor olarak çalışmam çok zordu.

Türkiye’ye dönüşünüz ne zaman oldu ilk?

10 yıl sonra Türkiye’ye, 12 yıl sonra da memleketim Bingöl’e gittim. Çok duygulandım.

Almanya’da çeşitli çalışma alanlarınız var, psikiyatr alanı, göç vs…

Psikiyatrda çalıştım ama her zaman insanların arasındaydım. Her kesimden insan tanıdım. Kültür olarak Türkiye kültürünün iyi biliyorum, Kürtlerin durumunu da… Her Türk hastaya bakıyoruz ama tabii ki kendi kültüründen olan birine yaklaşımın farklı oluyor, onun kültürel olarak kodlarını biliyorsunuz. Bir Alman psikiyatrdan bunu anlamasını bekleyemezsiniz.

‘POLİTİK NEDENLERLE GELENLER ASLA TEDAVİ OLMUYOR’

Peki, Almanya gibi her yerden göç alan, çok fazla göçmenin bulunduğu bir ülkede psikiyatr olarak çalışıyorsunuz… Zorlanıyor musunuz?

Elbette. Mesela politik nedenlerle gelenler asla tedavi olmuyor. Kendi kendime çok sordum bunu, hatta zaman zaman “ben mi iyi doktor değilim” dedim. Şunu fark ettim sonra; kendi ideolojileriyle yüzleşemiyorlar, yüzleşmek istemiyorlar.

Neden?

Geldiği toplumsal kodlardan dolayı yüzleşmeyi öğrenememiş. Geldiğimiz toplumda insanın kendisiyle baş başa kalması, iç dünyası vs kişiye yabancı… Duygu ve düşüncelerini bastırdığı için onlarla yüzleşmeyi göze alamıyor. Kaldıramayacağını düşünüyor. Geldiği topluma, örgüte ihanet etmiş gibi düşünüyor. Bir de utanma duygusu, suçluluk, korku… Bunları yaşamak istemiyor.

‘KENDİNDEN KAÇIŞIN BEDELİ AĞIR OLUYOR’

Yüzleşmeme başka sonuçlar da doğuruyor tabii…

Elbette. Çok büyük felaketlere neden oluyor. Evinde şiddet uygulamaya kadar gidiyor. Kumar oynuyor, despot bir insana dönüşüyor vs… Kendinden kaçıyor. Bu kaçışın da bedeli ağır oluyor.

Var mı deneyimlediğiniz bir danışanınız?

Yıllarca cezaevinde kalmış, başından bir sürü acı olaylar geçmiş, “Nasıl ayakta kaldın?” dedim. Çok ağır bir travma çünkü. Ona travma terapisti uyguladım. Kendisi istedi bunu, yoksa formalite kağıdını imzalatacaktı travmasıyla kalacaktı.

4 aşamalı bir uygulama yaptım. Travma haritası çıkardım, doğumundan bugüne kadar neler yaşamış tek tek çıkarıp bunların hangisi en ağır onu tespit ettik. 10 ya da 15 seans gibi bir uygulamadan geçti. Tabii hastanın yanıtına göre süre değişiyor. Psikolojik olarak rahatsızlık duyduğu şeyleri saklamak ve sonrasında sakladığı yerden çıkartmak…. Uzun süren tedaviler ama en nihayetinde sonuç aldığınızda bir insanı kurtarmış oluyorsunuz.

Peki, Türkiye’nin durumunu nasıl gözlemliyorsunuz?

Ben geldiğimde genelde aynı otelde kalıyorum. 2012’de bu otele geldim. Müşterilerin çoğunluğu Avrupalıydı, şimdi hiç yok. 2014’de geldim, görüyorum ki yapısı değişmiş, yemeği değişmiş. Gündem otelin gidişini gösteriyor bence. Tabii bir de insanlar inanılmaz tahammülsüz, kimsenin kimseye saygısı kalmamış. Üzücü…

‘AVRUPA TÜRKİYE’Yİ HEP İŞÇİ KODUYLA ALGILIYOR’

Mesleğinizi yaparken zorlandınız mı?

Her yerde zorlanırsınız. Ama ben yılmam, yüzlerine vuruyorum. Avrupa Türkiye’yi hep işçi koduyla algılıyor. O resim hala aynı. Kim olursanız olun, ne iş yaparsanız yapın, o kod öylece duruyor. Meşhur bir söz vardır, “işçi istediler insan geldi”. Bu değişmeyecek.

Belli bir hasta profiliniz var mı?

Her kültürden, profilden hastalarım oluyor. Kürt hastayla Kürtçe konuşuyorum, Alman hastayla Almanca, Türk hastayla Türkçe konuşuyorum. Kendisini hangi dilde daha iyi formüle ediyorsa o dille hastalarla daha iyi iletişim kuruyorum.

Aykırı hastalarınız da oluyor öyle mi?

Mesela, ağır travmalar yaşamış olanlardan gelenler oldu. O hastayı ben tedavi edemem. Her hastalık tedavi edilebilir ama her insan tedavi edilemez. Doktor ve hasta arasındaki ilişki çok önemli. Herkesi tedavi etmek zorunda mıyız? Ben değilim, istemiyorum.

Size geldiğine göre tedavi olmak istiyor?

Zorla getirildi. Karısını öldürmek istemiş gece yarısı…

Son olarak siz nasıl baş ediyorsunuz?

350 seans kendinizi analiz etme gücüne sahip olmamız lazım. Onları öğreniyoruz. Empati yapmak ve kendimizi tanımak zorundayız. Dönem dönem meslektaşlarımızla bir araya gelip karşılıklı tecrübe aktarımında bulunuyor ve kendimizi de bununla yeniden değerlendirme fırsatı yaratıyoruz. Süper Vizyon şeklinde…

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir