Prof. Dr. Meryem Koray: Sosyal yardımlar yoksulluğa yama yapılıyor

Her yerel seçim öncesi daha sık gündeme gelen ‘sosyal yardım’ politikası kadınları nasıl etkiliyor?

Hilal TOK

Türkiye’de sosyal politikalar özellikle “sosyal yardımlar” kurgusuyla yol alıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, belediyeler ve yerel yönetimler aracılığıyla, yoksul kesimler ve özellikle kadınlar bu yardımlarla geçici ve kesin olmayan bir “çözüm” ile idare ediliyor.

Peki, her yerel seçim öncesi daha sık gündeme gelen bu “sosyal yardım” politikası kadınları nasıl etkiliyor? Yerel yönetimler bu tür bir “yardım” politikasının ötesinde bir anlayışla hareket edebilir mi?

Yerel yönetimlerin sosyal yardım anlayışını ve bunun kadınlara etkisini konuştuğumuz Prof. Dr. Meryem Koray, sosyal politikaların sosyal yardımlara indirgendiğini vurgularken, “Sosyal yardımların, kadınların, hem vatandaş hem kadın olarak edilgin ve bağımlı rollerini pekiştirdiğini söylemek yanlış olmaz. Vatandaş olarak, lütuf-yardım değil ‘hak’ talep etmekten uzak kalmakta, kadın olarak da aile içindeki rolünün ve ataerkil toplum değerlerinin pekişmesine razı olmaktalar” diyor.


AKP’nin özellikle kadınlar üzerinde yürüttüğü politikalardan biri sosyal yardımlar. Bir yandan yerel yönetimlerin diğer yandan kadın politikasının ‘yardımlara indirgendiği’ yönünde eleştiriler ve tepkiler oluyor… Ne dersiniz?
Kadın politikasının yardıma indirgendiği yolundaki saptamayı, aslında sosyal politikanın sosyal yardıma indirgediği biçiminde genişletmek daha doğru olur. Bunun nedenleri de açık. Sosyal politika; eğitim, sağlık, istihdam, geçinme koşul ve olanakları, sosyal güvenlik, barınma gibi bireyin sosyoekonomik koşullarının iyileştirilmesi hedefine yönelik geniş kapsamlı bir politika. Oysa Türkiye’de bu koşullarda iyileşmelerden değil kötüleşmelerden söz edilebilir; örneğin işsizlik ciddi ve yaygın bir sorun; geniş kesimler için başta ücret olmak üzere çalışma koşulları çok yetersiz; eğitim, sağlık gibi kamu hizmetlerinin ise giderek piyasalaştığı biliniyor. Bu koşullarda geniş kitlelerden oy devşirmek de popülist söylem ve politikalarla sosyal yardımlara kalıyor.

Kadın politikasına gelince, bu konuda hem niyetlerin hem politika ve uygulamaların çok yetersiz kaldığı ortada. En başta kadın sorunlarının toplumun sosyoekonomik gerçekliğinin dışında düşünülemeyeceğini kabul etmek gerekir. Örneğin işsizliğin yüksek, taşeron çalıştırmanın yaygın, ücretlerin genel olarak düşük olduğu, buna karşın çocuk bakımı gibi kamu hizmetlerinin çok yetersiz kaldığı bir toplumda kadının geleneksel rolünden ve onu kısıtlayan koşullardan sıyrılmasının kolay olmayacağı açık. Oysa, yukarıda sosyal politikayla ilgili olarak değindiğim gibi, AKP iktidarının sosyoekonomik hakları hayata geçirmeye yönelmiş bir sosyal politika anlayışı yok; “sosyal yardım”a indirgenmiş sosyal politika anlayışının kadına yönelik politikalara yansıması da kaçınılmaz.

Öte yandan kadın politikalarının kadını güçlendirmeye yönelik olması için toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde ve kadını güçlendirmeye yönelik biçimde tasarlanması ve uygulanması beklenir; örneğin kadının toplumsal statüsünü, ataerkil toplumu ve eril değerleri aşarak  güçlendirebilirsiniz. AKP iktidarının ise, toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışına yakın olmadığı ortada; muhafazakar anlayışı içinde kadını aile içindeki rolüyle ele alıp politikalarını da bu rol üzerinden kurgulamaya yönelmekte. Çocuk, yaşlı, hasta bakımı için verilen destek ve yardım gibi uygulamalar da bunu gösteriyor. Yani, kadın politikaları gibi sosyal yardımlar da kadının ev kadınlığı ve annelik rolünü destekleyip güçlendirmeyi amaçlıyor.

YARDIMLAR GERÇEKÇİ VE KALICI ÇÖZÜM DEĞİL

Prof. Dr. Meryem Koray (Fotoğraf: Evrensel)

Hükümet, yerel yönetimler üzerinden dağıttığı sosyal yardımlarla adeta yoksulluğa yama yapıyor. Bu, nereye kadar böyle devam edebilir? Bu uygulamalar kadınların yaşamında gerçekten bir çözüm sağlıyor mu?
Kuşkusuz, hasta, yaşlı bakımı gibi hallerde kadına verilen aylık ya da sürekli yardımlar ile eğitim, sağlık, gıda gibi harcamalara yönelik geçici yardımların, bu yardımlardan yararlanan kadınlar için anlamlı olduğunu yadsıyamayız. Yardımlarla ayakta duran kadınlar ve aileler olduğu düşünülürse bu yardımların toplumun yoksul kesiminde büyük bir ihtiyacı karşıladığını kabul etmek gerekir. Ancak sosyal yardımların toplumun muhtaç, mağdur, güçsüz kesimleri için gerçekçi ve kalıcı bir çözüm olmadığı, yani onların mağduriyetlerini sona erdiremediği gibi gerçekler de, toplum açısından yol açtığı sakıncalar da unutulamaz. İlk olarak, şu veya bu şekilde sosyal yardımlardan yararlanan hane sayısının 3,5 milyonu bulduğu düşünülürse, yoksulluğun ne kadar yaygın olduğu, buna karşın GSMH içinde yüzde 1,5 oranında kalan sosyal yardımların gerçekte ne kadar yetersiz kaldığı ortada. Öte yandan bu yardımların yoksulluğu kabullenmiş kitlelerde bağımlılık ve edilgenlik kültürünü pekiştirdiğini görmemek mümkün değil.

Özetle sosyal yardımlar, iktidar için yoksulluğu yönetme aracı olarak işe yararken, bireyin ve toplumun gelişmesi açısından çok düşündürücü sorunlar ortaya koyuyor.

SOSYOEKONOMİK SORUNLARA ‘SUS PAYI’ YAMASI

Peki, yerel yönetimler açısından değerlendirirsek…
Merkezi hükümetin sosyal yardıma indirgenmiş sosyal politikasının yerel yönetim düzeyinde de sürdürüldüğü söylenebilir. Bir yandan, yerel düzeyde daha çok sosyal politikanın uzantıları  olan sosyal hizmetlere yer verilmekte; bunların boyutları da büyük ölçüde merkezdeki politikalara bağlı olmaktadır. Yani, yerel düzeyde merkezde belirlenen eğitim ya da istihdam politikasının ötesine geçmek mümkün değildir. Öte yandan, merkezi hükümetin yerel yönetimler üzerindeki idari ve mali vesayeti oldukça büyük; bunun da, yerel yönetimlerin sosyal hizmetlerini kısıtlaması kaçınılmaz.

Örneğin yerel yönetimlerin kadın istihdamının artması için yapabilecekleri önemli bir iş var; o da, düşük ücretli kreşler ve çocuk yuvaları açmak… Buna karşın, uygulamada yerel yönetimlerin bu ihtiyacı karşılamaktan çok uzak oldukları bir gerçek. Nedenleri de yukarıda değindiğimiz politikalar ve yetersizliklerle ilgili.

Dolayısıyla “yamalarla” idare edilmekte!.. Bu yamalarla daha ne kadar gidilir sorusu ise bizi ekonomi politikalarını düşünmeye yönlendiriyor.

Bilindiği gibi bugün küresel düzeyde neoliberal politikaların hakimiyeti söz konusu. Bu politikaların hemen her yerde devletin sosyal niteliğini aşındırdığı bir gerçek. Türkiye’de de, ancak geleneksel anlayışla birleşmiş liberal bir sosyal devlet veya popülist özellikleri ağır basan bir “sosyal yardım devleti” hayat bulabilmekte. Bu anlayış içinde devlet yatırımlardan vergiye, üretimde bölüşüme kadar her alanda sermayeyi destekleyecek politikalar uygularken, sosyoekonomik sorunları da “sus payı” niteliğinde küçük yamalarla idare etmekte.

Bunun dışına çıkabilmek ancak liberal ekonomi anlayışının dışına çıkmakla mümkün.  Biraz somutlaştırmak gerekirse, bir yandan sermayeden ve iyi kazananlardan alınacak yüksek vergilerle sosyal devleti güçlendirmek, öte yandan yüksek istihdam ve yüksek alım gücü gibi hedefleri gündeme getirmek gerekiyor. Örneğin işsizliği ve sosyal yardımı kabullenmek değil çalışma hakkı ve olanağından söz edebilmek!.. Yamalara razı olmak değil devletin gelirin yeniden dağılımında sosyal eşitlik ve sosyal adalet yönünde bir rol üstlenmesini istemek!..

Beklemek, istemek diyorum; çünkü bu yolda değişim politika değişikliğine bağlı; o da, bu değişimi gerçekleştirecek toplumsal güçlerin ortaya çıkması ve güçlenmesiyle mümkün.

EDİLGİN VE BAĞIMLI ROLÜ PEKİŞTİRİYOR

AKP’nin ‘yardım’ politikası, kadınlar üzerinde etkili oluyor görünüyor. Zira yardımların seçim sonuçlarına etkisi uzun süredir dile getirilen bir durum. Siz bu etkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sosyal yardımların neden istendiği ya da bu yardımların kitleleri ve kadınları neden etkilediği meselesini de yukarıda anlatılanlarla birlikte düşünmek doğru olur. Türkiye, hem ekonomik hem de siyasal ve toplumsal açıdan gelişmekte olan bir ülke. Bu süreç içinde sosyoekonomik sorunların ve eşitsizliklerin büyüklüğü de, devletin bu alandaki politikalarının yetersiz ve popülist kalması da çok şaşılası sonuçlar değil! Sosyoekonomik sorunlarını gidermek üzere farklı politikaları dayatacak siyasal güçler güçlenip iktidara gelmedikçe popülist politikalardan ötesini beklemek de zor. Türkiye’deki siyasal tablo ise ortada.

Buna karşın, devlet, her zaman güçlü bir aktör; toplumun genel olarak devlete yaklaşımı “paternalist” bir nitelik taşırken, siyasal iktidarların popülist ve klientalist politikalarla bu anlayışı güçlendirdiği de bir gerçek. AKP iktidarı da, 1980 sonrasındaki neoliberal politikalar ve 1990’ların ekonomik krizleriyle daha da artan sosyal sorunlar karşısında bu toplumsal alışkanlık ve beklentileri kullanmakta. Yani bir yandan neoliberal politikaları izler ve gelirin yeniden dağılımında rolünü belirli çevrelerde sermaye birikiminden yana kullanırken, sosyoekonomik yönden mağdur olan kitlelere de sosyal yardımlar aracılığıyla ulaşılmakta.

Ulaşabilmekte; çünkü, mağdur ve zayıf kitlelerin istidam gibi kendi geçim olanakları olmadıkça bir yerlerden yardım beklemesi kaçınılmaz. Hele bugüne kadar devletten gördüğü de bu anlayış ve uygulama olmuşsa! Dolayısıyla yardıma muhtaç herkesin ve de kadınların bu yardımları talep etmeleri anlaşılır bir şey… Bunun karşılığında zaten güçlü bir “baba” olarak gördüğü devlete ve de siyasal iktidara bağımlılığının artmasına da şaşılmaz. Zaten istenilen de, bu yardımların vatandaşlık hakkı ya da demokrasinin gereği değil iktidarın lütfu olarak görülmesi ki, verilen yardımların klientalist bir anlayışla, yani al gülüm-ver gülüm anlayışı içinde hayata geçmesi bunu doğrulamakta.

Sonuç olarak sosyal yardımların, kadınların, hem vatandaş hem kadın olarak edilgin ve bağımlı rollerini pekiştirdiğini söylemek yanlış olmaz. Vatandaş olarak, lütuf-yardım değil “hak” talep etmekten uzak kalmakta, kadın olarak da aile içindeki rolünün ve ataerkil toplum değerlerinin pekişmesine razı olmaktalar.

Buradan çıkış ya da yoksul kitlelerin ve kadınların sosyal yardımlardan ötede bir anlayış ve uygulamaya kavuşması ekonomik politikalarda değişiklik gerektirdiğini söyledim. Bunun gerçekleşmesi için de, böyle bir değişikliğin demokratik bir talep olarak gündeme gelmesi ve yükseltmesine ihtiyaç olduğu açık. Özetle, kimlik taleplerinin siyasetin her alanını kapladığı günümüzde siyaseti yeniden sosyoekonomik taleplere ve bu alanda eşitliğe yöneltmek gerekiyor. Bunun siyasal partilerden demokratik güçlere uzanan ciddi bir çaba gerektirdiği de söylenebilir.

Kadınlar yönünden söylersek, onların da, bir yandan demokrasi bilinci ve taleplerinin güçlenmesi, öte yandan toplumsal cinsiyet eşitliği yönündeki istemlerinin sosyal eşitlik gibi istemlerle birleşmesine ihtiyaç var. Şunu da unutmamak gerekir ki, toplumsal eşitsizliklerin yüksek olduğu bir toplumda toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerçekleşmesi bir yana, kabullenilmesi bile güç. Ülkeler arasındaki farklılıklar da bu gerçeği doğruluyor.

Kaynaklar: Evrensel

İlginizi çekebilir