Pavyon: Kediyi kral, aslanı kedi yapar – Ezgi Sivrikaya

Sami Öztürk yönetmenliğindeki 5 mini bölümden oluşan yerli belgesel Pavyon Blu TV’de yayınlandı. Pavyon, kimine göre basit bir eğlence, kimine göre ise göre bir yaşam biçimi…

Pavyon uzun yıllardır bilinen ve Ankara’yla ünlenen gizemli bir yeraltı kültürü. Özellikle Ankara’da eğlence hayatının bir parçası olan pavyon, aslında geçmişte “köy odaları”ndan günümüze değişerek gelen ve varlığını sürdüren bir eğlence anlayışı, içinde birçok kavramı bulunduran bir kültür… Renkli ışıkları, loş ortamı, “müşteri”sini kendisine çeken müzikleriyle ve çalışan kadınlarıyla tamamen bağımsız bir yaşam alanı…

Bugüne kadar pavyonlar hakkında duyduğumuz en büyük efsanelerden biri birçok insanın ‘tarla satacak’ duruma gelene kadar ki savurganlığı… Her şeyiyle “Pavyon kültürü”nü, bu kültürün perde arkasını yalın ve objektif bir dille izleyiciye aktarmayı amaçlayan “Pavyon”, her bölümde bu eğlence tarzının farklı bir noktasını ele alarak izleyiciye sunuyor.

Belgesel, ‘Vesikalı Yarim’ filminden bir görüntüyle açılarak kendine özgü üslubu ve kurallarıyla bu eğlence kültürünü insanları, müziği ve renkli mekanları ile yalın ve objektif bir bakış açısıyla aktarmaya çalışıyor. Blu TV’de yayınlanan, senaryosunu ve yönetmenliğini Sami Öztürk’ün üstlendiği 5 bölümden oluşan “Pavyon” belgeseli, “Alemle Tanışma”, “Kim Kime Abone?”, “Angara Müziği”, “Atmosfer Yaratmak” ve “Müdavimler” başlıklı beş bölümden oluşuyor.

‘YALAN BİZİM İKİNCİ DİLİMİZ’

Pavyon’un ilk bölümü “Alemle Tanışma” başlığını taşıyor ve izleyiciye pavyonu, pavyonun işleyişini, çalışanları yani genel olarak “sektörü” sunuyor. Bu bölümde müşteriler, işletme sahipleri, sanatçılarla yapılan görüşmeler aktarılıyor.

‘Alem’de yaşananları dile getiren ‘Köpekçi’ lakaplı Sinem, pavyonlardaki çalışanların en iyi işinin yalan söyleyebilmesi olduğunu belirterek “Yalan bizim ikinci dilimiz” diyor. Yani pavyonlarda rol yapabilmek, söylenenleri gerçekçi kılabilmek bu yaşam alanı için büyük bir meziyet.

Ankara pavyonlarından ve eğlencesinden bahsederken meşhur “Sarı Tutku”yı da unutmuyor belgesel. Sarı Tutku, bir dönem belgeselde yer alan eski işletmeci Cevat ile çalışmış. Sarı Tutku’nun çıktığı geceler dükkan dolar, taşar, hatta kapıda uzunca bir sıra olurmuş…

Tabii bu eğlencenin yanında ödenen hesapların da bir sınırı yok. Müşterilerin kontrolü ele almak yerine, kaybettiğinde bir gecede 10 bin lira gibi uçuk fiyatlar ödendiğini de dinliyoruz.
Kimi müşteri için bir ‘seyir alanı’ haline gelen pavyonlar çalışanlarıyla, düzenli müşterileriyle kimi zaman bize ne kadar ‘karanlık’ görünse de diğer eğlence merkezlerinden hiçbir farkı olmayan birer işletme. Yani çalışanların SGK’larının yapıldığı, yasal ve ruhsatı bulunan işletmeler…

KİM KİME ABONE?

İkinci bölüm ‘Kim Kime Abone?” kadın pavyon çalışanlarının taksi şoförleriyle olan ilişkilerini araştırarak izleyicilere sunuyor. Pavyonda çalışan kadınlar işe giriş çıkış saatlerinde ulaşım için aylık olarak sabit bir ücretle taksicilerle abonelik sistemi içinde anlaşıyor. Ankara’da taksicilerin ağabeyi, taksici Çamur lakaplı taksici Osman, işletmelerdeki kadın çalışanlarla aralarındaki abonelik ilişkisinin tümüyle güvene dayalı olduğunu dile getiriyor. Gerçekte ‘şeker gibi’ bir insan olsa da geçmişte yaşadığı olayların ona bu unvanı getirdiğini söyleyen Çamur, pavyonda ‘her söze kanan’ müşterilerden de alaycı bir dille ve izleyiciyle sohbet edercesine bahsederek izleyiciyi ekran başına bir nevi kitliyor.

Bölümde geçen diğer konu ise ‘konsluğun’ ve pavyon hayatının kötülenmesi. Çalışan kadınlar müşterilerin eşlerinin dahi bilmedikleri şeyleri dinlediklerini belirterek müşterilere bir ‘halkla ilişkiler uzmanı’ edasıyla yaklaşıyor.

KAŞIK SESİ, ZİL SESİ, ANKARA’NIN NEŞESİ

Belki de Ankara gece hayatının en önemli unsuru “Angara Müziği” üçüncü bölümde tüm detaylarıyla işleniyor. Bölümün başında müzikolog Zeliha Yiğit’i dinliyoruz. Müzikolog Yiğit Ankara’daki oyun havası kültürünün en önemli özelliklerinden birinin kaşıklar, ziller ve insanların müziğe katılımı olduğunu söylüyor. Yiğit pavyonlara dair büyük bir önyargı olduğunu dile getirerek “alem”e girdikten sonra bir kadın araştırmacı olarak başına hiçbir şey gelmediğini ve pavyonlarda pis işlerin dönmediğini belirtiyor.

Dinamik bir müzik kültürü olan “Angara Müziği” hüzünlendirirken eğlendirebiliyor da aynı zamanda. Sanatçıya göre değişen bir durum da olsa mizah da hep yer alıyor bu müzikte. Pavyonda çalınan ‘oyun havaları’ yerel halk müziği geleneklerine dayanmasına rağmen bir gece kulübü ortamına da kolayca uyarlanabiliyor.

Pavyon müzisyenleri müşteriyi olabildiğince sahnede ve işletmede tutabilme uğraşının yanında, akşam 19:00’dan sabah 05:00’e kadar süren bir müzik performansı sergilemek zorunda… Bölümde yer alan müzisyenlerin konuşmalarına göre; Ankara oyun havalarındaki parçaların genelinde sıklıkla yer alan argo kullanımı ve erotik sözler de bir nevi çoğu müzisyenin her kesimden insanı çekebilmek için kullandıkları bir taktik şeklinde yorumlanabiliyor.

Bölümün sonlarına doğru yer alan Ankara oyun havası denildiğinde akla gelen Mehmet Demirtaş’tan bahsetmezsek olmaz diye düşünüyorum. Oyun havasından ziyade türküye kaçan yorumuyla, Ankara Sincan’da Ayaşlılar Pasajı’nda dükkanı olan Demirtaş, eğlence merkezlerindeki iş tekliflerini lehçesinin bozulmasını istemediği için reddettiğini söylüyor.

Ankara oyun havası hem izleyicinin hem de dinleyicinin müzik performansına dahil olmasıyla büyük bir kültürden geliyor. İnsanlar gittikçe popülerleşen bu müzik türünü ve “pavyon hayatını” merak ettiği için bazı videolar Youtube’da milyonlarca izlenme ve yorum alıyor.

SERMAYEMİZ İÇKİ VE YALAN

Oyun havalarıyla oynamaktan vazgeçemeyenleri anlatan ‘Atmosfer Yaratmak’ adlı 4. bölümde dikkatimizi en çok çeken karakter ‘Deli Bayram’ oluyor. Oyun bağımlılığı nedeniyle işinden olan Bayram pavyonda bir yandan oynayarak bir yandan da müşterileri sahneye çekmeye çalışıyor.

Bölümde yer alan Deli Bayram, Kirli Dilek ve Kara Ceylan pavyon aleminin sermayesini asıl oluşturanın kadın değil içki ve yalan olduğunu dile getiriyorlar.

Pavyon efsaneleri olarak duyduğumuz tarla parasını bir gecede yiyen müşterilerin de bir efsane olmaktan çıkıp gerçekten var olduklarını da öğreniyoruz bu bölümde. Çubuklu Yaşar’ın şarkısına dahi konu olan ‘Ali Dayı’ tarlayı satarak 6 aylık bir senet imzalıyormuş.

‘PAVYON KEDİYİ KRAL, ASLANI KEDİ YAPAR’

Belgeselin beşinci ve final bölümü olan “Müdavimler”de, “pavyona giden insan belli” şeklindeki önyargılarımızı bir kenara bıraktığımızda pavyonlarda farklı tipte ve karakterde insanları da görürken bir yanda da Mücahit’in Sarı Bebeto’ya olan aşkını izliyoruz.

Sahne alan kadın çalışanlara ‘aşık olan’ müşterilerden, sadece ortam nedeniyle büyülenerek pavyon takıntısı olan kadın müşterilere kadar ‘kediyi kral yapıp, aslanı da kedi yapan’ bir mekan pavyon…

‘Erkek bakış açısıyla’ çekilen sahneler ve konuşmaların yer aldığı belgeselde, bölümlerin sonunda “Bu belgeseldeki karakter ve hikayeler gerçek hikayelerden esinlenilerek kurgusal karakterler ve hikayeler yoluyla aktarıldı” ibaresini görüyoruz. Yani bir yaşam tarzı haline gelen pavyon kültüründe, rol yapma ve gerçeklik iç içe geçiyor.

Pavyon’da sektörün izleyiciye yansıtılan eğlenceli ve karanlık yanlarını farklı açılardan ve belgeselin kullandığı mizahi bir dille izliyoruz. Eğlence hayatında ve bu ‘renkli dünya’da yaşanan ciddi sorunların bile mizahla anlatılması bu olayları daha gerçekçi kılıyor. 5 bölümün sonunda açılış sahnesinde gösterildiği gibi, Yeşilçam filmlerinde yer alan pavyonların anlatıldığı gibi yerler olmadığı izleyiciye hissettiriliyor.

Herkesin tüm detaylarıyla iç yüzünü merak ettiği bu konuda çok fazla yapılmamış veya yapılmaya cesaret edilememiş bu yapımın, kullanılan dil ve ele alınan konu itibariyle dijital platformlar dışında yayımlanma ihtimali çok düşük olsa da Blu TV olanı göstermesi açısından bu yapıma bir özgürlük alanı sunuyor.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir